Demokratik haklar engelleniyor, demokratik standartlar düşüyor

Demokratik haklar engelleniyor, demokratik standartlar düşüyor

Doç. Dr. Vahap Coşkun, Baro Başkanlarının Ankara yürüyüşünü, iktidarın baroların anayasal hak kullanımına dönük yasakçı tutumunu ve HDP’nin Ankara yürüyüşüne yönelik müdahaleleri değerlendirdi.

Ali Abbas Yılmaz / Yılmaz Yigitler /Özel

TİGRİS HABER - Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, HDP’nin “Demokrasi Yürüyüşü” ve Baroların “Savunma Yürüyüşü’nü ve bu iki yürüyüşe karşı iktidarın tutumunu Tigris Haber’e değerlendirdi.

AK Parti iktidarının baroların yapısını ve seçim sistemini değiştirmeye yönelik hamlesine tepki gösteren 60 Baro Başkanı’nın cuma günü başlattıkları yürüyüş Ankara’ya ulaştı. Ankara'nın girişine barikat kuran güvenlik güçleri ise Baro Başkanlarının yürüyerek başkente girmesine izin vermedi.

 ‘Hedeflenen sadece 3 Baro var; İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları’

İktidarın baroların yapısında değişiklik öngören düzenlemesine baroların bir bütün olarak karşı durduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Vahap Coşkun, şunları ifade etti: “Bu son derece önemli bir konu. Bir kere şunun altını özellikle belirtmek gerekiyor. Türkiye’de 80 Baro var bu baroların tamamı hükümetin yapmak istediği bu değişikliğe karşı. Sadece muhalefete yakın olarak tanımlanan Barolar değil aynı zamanda AK Parti’ye, MHP’ye yakın olarak tanımlanan Barolar da bu değişikliğe karşı. Bunun hem mesleki alınmada savunmanın gücünün kırılmasında son derece olumsuz etki doğurabileceğini ifade ediyorlar ve buna karşı duruyorlar. Barolarla ilgili bir düzenleme yapılabilir. Baro yönetimlerinin daha temsili, Barodaki bütün avukatların temsiliyetine imkân veren bir düzenleme yapılabilir. Ancak bunun yolu böyle yangından mal kaçırırcasına bir düzenleme yapmak veya kapalı kapılar arkasında bir düzenleme yapmak değildir. Bunun yolu Barolarla ve Hukuk Fakülteleriyle vs. konuşup buna ilişkin bir düzenleme yapmaktır. Ama iktidar zannediyorum Bazı Barolara hükmedemediği için böyle bir yola gidiyorlar. Çoklu Baro yapısı gündeme getiriliyor. Bir ilde birden fazla Baronun kurulacağı ifade ediliyor. Aslında burada hedeflenen sadece 3 Baro var; İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları. Bu illerde daha fazla Baro oluşturarak buralara nüfuz etme çabalarını görüyoruz ancak bu bir bütün olarak savunmayı zorlaştıracak olan bir unsur. Bütün herkesin, bütün Baroların, sağdan soldan fark etmeksizin, doğusu batısı Türkiye’nin bütün illerinin barolarının buna karşı çıkması bu anlamada son derece önemli ve değerli bir tavır diye düşünüyorum.”

yuruyus-(5).jpg

‘Türkiye’nin demokratik karinesi açısından son derece büyük bir zayıfa işaret ediyor’

Savunmanın dahi anayasal demokratik bir hakkını kullandığında karşılaştığı engellemelerin Türkiye’nin demokrasi açısından karnesindeki kırıklara işaret ettiğini belirten Coşkun, şöyle konuştu: “Tabii bu artık Türkiye’de demokratik standartların düşmesiyle ilintili bir durumdur. Yani, düşünün Baro Başkanları Ankara’da en demokratik haklarını kullanıyorlar. Herhangi bir şekilde ortada bir şiddet yok. Kamu düzeninin bozulması söz konusu değil. Kendi meslekleriyle ilgili bir düzenleme yapılıyor ve ona yönelik tepkilerini ortaya koyuyorlar. Baroların yapılarını tamamıyla değiştirmek üzere bir yasal düzenleme yapmak durumundasınız ve buna mukabil Barolar, Baro Başkanları demokratik haklarını, tepkilerini göstermek istiyorlar ve bunu engelliyorsunuz. Bu Türkiye’de demokratik standartların ne kadar düştüğünü göstermesi açısından son derece önemli. Eğer Baro Başkanları Barolarla ilgili yasal bir düzenlemeye de demokratik tepkilerini ortaya koyamayacaklarsa ne yapacaklar? Kendileri hakkında bir yasal düzenleme yapılırken, kamuoyuna bu yasal düzenlemelerin yanlışlarını, eksiklerini, hatalarını dile getiren demokratik bir açıklama yapamayacaklarsa ne yapacaklar? Onlardan ne bekleniyor? Bunun da engellenmesi gerçekten Türkiye’nin demokratik karinesi açısından son derece büyük bir zayıfa işaret ediyor.”

‘Bu tablo demokratik mücadele konusunda umut kırıcı olmamalı’

Savunmanın dahi demokratik hakkına dönük yasakçı tutumun vatandaşta oluşturduğu izlenimi değerlendiren Coşkun, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de zaten bütün kurumlara yönelik güvende ciddi bir aşınma var ve bu aşınma giderek daha kritik bir boyuta varıyor. Ama kuşkusuz ülkedeki insanların demokratik mücadeleleri ve bu yanlışlıkları buldukları platformlarda dile getirmesiyle olacak bir şey. Dolayısıyla herhangi bir şekilde bu tablo demokratik mücadele konusunda umut kırıcı olmamalı. Belki daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini göstermeli ve sağlamalı.”

HDP’nin Ankara yürüyüşü…

HDP’nin 15 Haziran’da Edirne ve Hakkari’den başlattığı yürüyüş Ankara’da sonlanırken, HDP’nin yürüyüşüne dönük yapılan engellemeler, ülkede anayasal demokratik hakların kullanımının ne derece zorlaştığını göstermesi bakımından ibretlik kareler ortaya çıkardı.

yuruyus-(2)-001.jpg

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) belediyelere kayyım atanması, belediye Eş Başkanlarının tutuklanması, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven ile Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları’nın vekilliklerinin düşürülerek tutuklanması üzerine “Darbeye karşı demokrasi yürüyüşü” kararı üzerine başlatılan yürüyüş 20 Haziran’da Ankara’da son bulmuştu.

Doç. Dr. Vahap Coşkun’un, HDP’nin “Demokrasi Yürüyüşü” değerlendirmesi ise şöyle:

‘HDP’nin yürüyüşü çok büyük bir ses getirmedi’

HDP’nin Ankara yürüyüşünün etkisini ve yürüyüşe yönelik iktidarın tavrını değerlendiren Coşkun, “HDP’ ye karşı 2015 yılından yürütülen bir devlet politikası var. Bu HDP’yi kıskaç altına alan bir politika. Hem fil olarak hem de hukuki olarak HDP birçok mağduriyet yaşıyor. Birçok baskı politikasına maruz kalıyor. Bu HDP’yi kaçınılmaz olarak bir sıkışmışlığa ve tıkanmışlığa da itiyor. Partinin yeni yönetimi bu tıkanmışlığı aşmak için 1 Haziran’da yeni bir tutum belgesi benimsedi. Burada özelikle yeni anayasaya geçiş, barışın tesisi, hukukun üstünlüğüne vurgu yapan yeni bir tutum belgesi açıkladılar ve bu tutum belgesi bağlamında milletvekillilerin vekilliklerinin düşürülmesine bir tepki amacıyla yürüyüşü planladılar. Herkes demokratik bir hakka sahip. Gösteri, yürüyüş ve toplantı hakkına sahip. Hukuki açıdan herhangi bir problem yok. Ama HDP birçok zorluklarla karşılaştı. Yürüyüş boyunca. Bazı yerlerde HDP milletvekillileriyle güvenlik güçleri karşı karşıya geldi. Şimdi HDP burada demokratik bir kararlılık göstermeye çalışıyor. Ne kadar hukuki ve siyasi olarak baskı altına alınırsa bu demokratik kararlılığını Türkiye kamuoyuna göstermeye çalışıyor. Bu anlamda bir yürüyüş yaptı. Ancak ben içimizde bulunduğumuz bu süreci hem pandemi hem de Türkiye’nin içinde bulunmuş olduğu bu siyasi sıkışmışlık halini bir sonucu olarak HDP’nin bu eylemi beklediği bir şekilde yankı bulacağını tahmin etmiyordum öylede oldu. Çok büyük bir ses getirmedi. Herhangi bir şekilde Türkiye’nin gündemini doğrudan etkileyecek bir eylem haline gelmedi. İktidar HDP’nin yürümesi üzerine ki, bu yürüyüş gerçek manada bir yürüyüş değildi. Sembolik bir yürüyüştü. Çünkü bugünün koşulları altında gerçek bir yürüyüşün yapılmayacağı biliyorlardı. Sembolik bir yürüyüş yaptılar. Bu sembolik yürüyüşlerin bir de muhalefetin “sokağı kışkırtmaya, sokağa düştüğü” şeklinde yorumlayıp sadece HDP’ ye yönelik değil bir muhalefet üzerinde negatif bir ortam yaratılmaya çalışıldı. Dolasıyla HDP’nin beklediği siyasal faydayı HDP’ye verdiği kanısında değilim” diye konuştu.

yuruyus-(3)-001.jpg

‘Muhalefetin HDP’nin yürüyüşünü desteklememesi eylemin etkisini düşürdü’

Ana muhalefet Partisi CHP ve lideri Kılıçdaroğlu’nun “Demokrasi yürüyüşü”ne yaklaşımını değerlendiren Coşkun, şunları söyledi: “CHP’nin yürüyüşe karşı takındığı tavır CHP açısında rasyonel bir sebebi var. CHP iki sebepten dolayı bu işe karşı çıkıyor. Bunlardan biri CHP’nin elinde önemli belediyeler var. 30 büyükşehir belediyesinin neredeyse yarı yakını CHP’nin elinde. Dolasıyla CHP’nin halka ulaşmak açısında elinde çeşitli kanaları var. Yine bu süreç içeresin de CHP’nin iktidar medyasıyla kıyaslanmayacak kadar olsa da yine bir medya kuruluşları da oluştu. Bunlar aracılığıyla da halka ulaşabiliyor. CHP gerek yerel yönetimler açışında gerek kendisini destekleyen medya açısında halka ulaşmayı bir sokak eylemi, sokakta yürüyerek ulaşması açısında daha doğru buluyor. Bu nedenle dolayı buna karşı çıktı. İkincisi CHP bu süreçte bu tür bir eylemin iktidar tarafından manipüle edileceğini, bütün bir muhalefeti kriminalize etmek için kullanacağını belirterek buna karşı çıktı. Kılıçdaroğlu bunu desteklemediğini ifade etti. Muhalefette yer alan diğer partilerinde bu yürüyüşü desteklememesi, herhangi bir şekilde arka çıkmaması HDP’nin yapmış olduğu eylemin etkisini düşüren bir sonuç doğurdu.”

‘HDP’yi ekrana çıkarmamak için getirilen argümanların hepsi son derece cıvık, yetersiz’

Medyanın HDP’ye dönük ambargosuna da değinen Coşkun, “2015’ten beri değişen bir hava vardı. Bu süreç içerisinde medya da HDP’ ye herhangi bir şekilde yer verilmiyor. Ama HDP çok kritik bir parti. HDP Türkiye’nin üçüncü büyük partisi. Hem milletvekili sayısı hem de oy oranı açısında. Yine gerek yerel seçimlerde gerekte genel seçimlerde sonucu değiştirebilecek bir parti. HDP’nin çok önemli bir sosyolojisi var. Bu sosyoloji hiçbir siyasal parti gözünde bunu hesaba katmadan göz önünde bulundurmadan bir programa ve planlamada yapamaz. Dolasıyla ana akım medyanın HDP’ ye gözünü kapatması, ekranını kapatması HDP’nin konumunu kapatan bir şey değil. HDP çağrılmasa bile, her akşam ekranlarda HDP tartışması yapılıyor. Kaçınılmaz bir şekilde. HDP’ ye çok sert eleştiriler yöneltiliyor. Bu eleştirilerin bir kısmı haklı eleştiriler olabilir. Diğer siyasi partiler gibi de HDP’nin de eleştirilecek yönleri var. Ama bazı eleştiriler tamamıyla ithamlara, iftiralara ve suçlamalara varıyor. HDP’nin kendisine yönelik olan haklı eleştirileri ne cevaplandırabiliyor ne kendisine yönelik iftiralara cevap verebiliyor. Tabii bunun herhangi bir şekilde bir medya ahlakıyla da ölçülebilir bir yanı yok. Bu çok açık bir şekilde açık bir pozisyon söz konusuydu. Herkes bu garipliğin tuhaflığın farkında. Düşünün sürekli olarak bir parti hakkında çok ağır ithamlarda bulunuyorsunuz. Ama o partinin kendisini savunmasına herhangi bir şekilde hak vermiyorsunuz. Bunun kabul edilebilecek bir tarafı yok. Bu tuhaflığı ortadan kaldırabilecek herhangi bir şey yok. Bir konuk bunu sorunca işte ‘HDP’yi tartışıyorsunuz ama HDP yok’. Çok basit ve herkesin aklına gelen bir soruyu sorunca bu tuhaflık bütün boyutlarıyla ortaya çıktı. Daha sonra HDP’yi ekrana çıkarmamak için getirilen argümanların hepsi son derece cıvık, yetersiz argümanlar. Kimseyi tatmin etmeyen argümanlar. ‘Terörle arasına mesafe koymadığı için çıkarmıyoruz’ diyorlar ama bunu söyleyenler dört beş yıl önce HDP’nin milletvekillerini eş başkanlarını sürekli ekranlarında konuk ediyorlardı. “ Biz özel sektörüz. Tercihimiz bu yönde” diyorlar. Ama özel sektör olmanız bir kamu hizmeti yayıncılığını ortadan kaldıran bir şey değil. Evrensel yayın ilkeleri diyorlar. Evrensel yayın ilkelerinin birincisi, cevap hakkıdır. Cevap hakkı içermeyen bir yayının evrensel yayın ilkelerine uyması mümkün değildir. Dolasıyla bu gariplik, tuhaflık, absürt durum bu şekilde ortaya çıktı. Bu hayırlıda oldu. Bu tuhaflığın açıklanması, gün yüzüne çıkması bence son derece hayırlı oldu” ifadelerini kullandı.

‘Ana akım medyanın habercilikten ne kadar uzak olduğu ortaya çıkıyor’

Medyanın ambargosunun HDP ile sınırlı olmadığını bütünüyle muhalefetin söz konusu ambargodan nasibini aldığını kaydeden Coşkun, sözlerini şöyle noktaladı: “Sadece HDP’ ye yönelik değil, diğer muhalefet partilerine yönelikte bir tutum da söz konusu. HDP’nin ekranlarda olmaması PKK’nın şiddet eylemleriyle açıklıyorlar. Bunu gerekçe olarak gösteriyorlar. Peki, Ali Babacan’ın Ahmet Davutoğlu’nu neden ekrana çıkarmamalarının gerekçesi nedir? Sandıkta esemesi okunmayan bir lider her akşam ekranlardayken Doğu Perinçek’i kastediyorum. Her akşam ekranlardayken 6 milyon oy almış partiyi nereye koyacaksınız. Medyanın bu ambargoyu uygulaması, sonuç doğurur mu? Yapanlar açısında bekledikleri faydayı sağlar mı? Ondan emin değilim. Çünkü bir alternatif medya var. Burada da siyasi liderler ana akım kendilerine ekranlarını kapatınca alternatif medya üzerinde kendilerini ifade edebiliyorlar. Son dönemlerde gündemi değiştiren açıklamalara baktığımız da bunların tamamı da alternatif medya kanalarında geliyor. Ana akım medyaya çıkmamak kendini ifade edememek anlamına gelmiyor. Sadece ana akım medyanın habercilikten ne kadar uzak olduğu ortaya çıkıyor.”

 

 

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.