1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. Diyarbakır’da ilk ders zili çaldı
Diyarbakır’da ilk ders zili çaldı

Diyarbakır’da ilk ders zili çaldı

Diyarbakır Eğitim Sen şubeleri, yeni eğitim öğretim yılı açılışında, eğitimde yaşanan sorunlara dikkat çekti.

A+A-

Diyarbakır Eğitim Sen 1 No’lu şube eşbaşkanı Hatice Efe’nin yaptığı açıklamada, Diyarbakır’da 21 bin 498 öğretmen ve 461 bin 21 öğrenci ile yeni eğitim öğretim yılının başladığı belirtildi.

Yeni eğitim öğretim yılı açılışında Diyarbakır Eğitim Sen şubeleri, eğitimde yaşanan sorunlara dikkat çekti.

Eğitim Sen Diyarbakır şubeleri adına yapılan açıklamayı Diyarbakır Eğitim Sen 1 No’lu şube eşbaşkanı Hatice Efe okudu.

et.jpeg

“Diyarbakır’da 21 bin 498 öğretmen ve 461 bin 21 öğrenci ile ilk ders zili çaldı”

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “2019-2020 eğitim-öğretim yılı bugün başladı. Diyarbakır’da Resmi ve özel öğretim kurumlarında görev yapan 21498 öğretmen ve 461021 yakın öğrenci her yıl olduğu gibi bu yıl da çok sayıda sorun eşliğinde yeni eğitim öğretim yılına adım attı. Eğitimin niteliğinde yıllar içinde yaşanan gerileme, eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleşme uygulamaları, okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri, kalabalık sınıflar, ikili öğretim, taşımalı eğitim, çocukların dini cemaat ve vakıfların kreşlerine ve yurtlarına yönlendirilmesi, öğretmenlerin mesleki gelişimine yönelik piyasacı müdahaleler, çocukların barınmak zorunda bırakıldıkları yurtlarda taciz ve istismara uğraması, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulamasının sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu ve bunun gibi çok sayıda sorun eğitim sisteminin belli başlı sorunları olarak dikkat çekmektedir.”

“Anadilde eğitimin önündeki yasaklar devam ediyor”

 Anadil sorununa değinilen açıklamada, “ Ülkenin en temel sorunlarından biri olan anadilde eğitimin önündeki yasaklar kaldırılmamıştır. Her yıl okula başlayan yüz binlerce çocuk ana dillerinden koparılmakta asimilasyon politikalarına maruz kalmaktadır. Okullarda anadilin seçmeli dil olarak okutulmasının bu soruna çözüm olmadığı olmayacağı ortadadır. Mevcut durumda okullardaki bu seçmeli dersler bile zaman içerisinde farklı gerekçelerle kaldırılması veya bu dersleri verecek öğretmen atamasının yapılmaması bu sorunu çözüm niyetinin olmadığını ortaya koymuştur.” denildi.

“Vakıf ve dernekler üzerinden eğitim dinselleştiriliyor”

Eğitimin dinselleştirildiğinin belirildiği açıklamada,  “MEB uzun süredir eğitimin dinselleştirilmesi hedefiyle Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli dini vakıf ve derneklerle ortak protokoller imzalanmakta, yerellerde il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin katılımıyla çeşitli adlar altında toplantılar yapılmaktadır. Bugüne kadar MEB ile dini vakıf ve dernekler arasında imzalanan protokoller aracılığıyla çok sayıda okul, dini vakıf ve derneklerin temel faaliyet alanları haline gelmiş ya da getirilmiştir. MEB’in asli görevleri, tıpkı bir hizmetin taşerona devredilmesi gibi, aksi yöndeki yargı kararlarına rağmen, çeşitli cemaatlere bağlı vakıf ve derneklere devredilmektedir. Bu tür ‘işbirliği protokolleri’ ile eğitim alanında ve tüm kamu kurumları üzerinde çeşitli dini vakıf ve dernekler üzerinde eğitimin dinselleştirilmesinden bir an önce vazgeçilmelidir.” İfadelerine yer verildi.

Özel eğitme destek sürüyor

Özel eğitime aktarılan kaynağın devam ettiğinin belirtildiği açıklamada şunlar ifade edildi: “Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, göreve geldiği günden bu yana, özel okullarda öğrenim gören öğrencilere yapılan maddi desteğin sonlandırılacağını ifade etmektedir. Ancak MEB’in 2019 yılı ilk altı aylık bütçe gerçekleşmesi verileri tersini söylemektedir. Özel okullara destekten kademeli olarak vazgeçileceği bizzat Milli Eğitim Bakanı tarafından açıklanmasına karşın, MEB bütçesinden yüzlerce milyon lira yine özel öğretime destek adı altında aktarılmıştır. Kamu kaynaklarının devlet okulları için kullanılması yerine özel okullara teşvik adı altında aktarılması, eğitimde yaşanan eşitsizlikleri ve okullar arasındaki nitelik farklarını daha da derinleştiren bir işlev görmektedir. Bu durum okulları sadece devlet okulu-özel okul şeklinde ayrıştırmakla kalmamakta, aynı zamanda zenginle yoksula ayrı ayrı ‘devlet okulu’, hatta aynı devlet okulu içinde gelir durumuna ya da başarı düzeyine göre farklı sınıflar oluşturulmasının önünü açmaktadır.”

“103 bin sözleşmeli öğretmen”

Öğretmen atamalarında liyakata uyulmadığına dikkat çekilen açıklamada, “15 Temmuz sonrasında tüm kamuda olduğu gibi eğitim alanında da sözlü sınav/mülakat üzerinden kullanılarak sözleşmeli öğretmen atamaları yapılmaya başlanmıştır. Öğretmen atamalarında mülakat uygulamasında ısrar, liyakatin adım adım terk edilerek, yerine sadakatin gelmesine neden olmuştur. 15 Temmuz 2016 sonrasında tek bir kadrolu öğretmen ataması yapılmazken, Nisan 2019 itibariyle MEB bünyesinde görev yapan sözleşmeli öğretmen sayısı 83 bin 366’dır. 20 bin yeni öğretmen ataması ile bu sayı 103 bine ulaşmıştır. Ülke çapında görev yapan ve tamamına yakını asgari ücretim altında ücret alan ücretli öğretmen sayısı 92 bindir.  Sözleşmeli öğretmenlik uygulamasıyla birlikte eğitimde güvencesiz istihdama kapı aralanması sağlanmıştır. Sayıları yüz bini aşan sözleşmeli öğretmenlerin mazerete dayalı tayin hakkı sorunu sürerken, 3 yıl +1 yıl sözleşmeli istihdam düzenlemesinin var olan sorunlara çözüm olması mümkün değildir.” denildi.

“MEB’den 34 bin 393, yükseköğretimden 7 bin 312 kişi kamu görevinden çıkarıldı”

KHK ile işten atılanların durumuna değinilen açıklamada, şöyle denildi: “OHAL KHK’leri ile MEB’den 34 bin 393 kişi, yükseköğretim kurumlarından 7 bin 312 kişi (5 bin 904 akademisyen, bin 408 idari personel) kamu görevinden çıkarılmıştır. OHAL sürecinde ihraç edilen öğretmenler çok ciddi zorluklarla karşı kaşıya kalmış, aralarında eğitimci ve akademisyenlerin de olduğu 53 kişi yaşadıkları haksızlığa dayanamayarak intihar etmiştir. OHAL haksızlığı karşısında intihar edenlerden bazılarının iade KHK’leri ile görevine iade edilmesi, yaşanan haksızlığın ve adaletsizliğin boyutlarını göz önüne sermiştir. İhraç kararları ile birlikte ihraç edilenlerin ve birinci derece yakınlarının pasaportlarına el konulması ve yurt dışı çıkış yasağı getirilmesi çok ciddi sorunları beraberinde getirmiş, özellikle çocukları yurt dışında eğitim alanlar açısından telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkarmıştır.”

“Angarya çalışma”

Eğitimcilerin yaşadığı sorunların dile getirildiği açıklamada, şu ifadeler kullanıldı: “MEB tarafından çeşitli proje ve uygulamalar çerçevesinde resen yapılan görevlendirmeler, çeşitli konularda sürekli yapılan anketler, çeşitli kurs, proje ve protokol etkinliklerine bağlı çalışmalara zorunlu katılım, ev ziyaretleri, eğitim koçluğu, birden fazla nöbet tutmaya zorlama, öğrenci servis araçlarının kontrolü ve öğrencilere nezaret edilmesi vb. gibi doğrudan öğretmenlik mesleğinin icrası ile ilgili olmayan çok sayıda angarya iş öğretmenlerin sınıf içindeki asli görevlerini yapmalarını önemli ölçüde engellemektedir.  Anayasanın 18. maddesine göre angarya çalışma ‘Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır’ ifadesiyle yasaklanmıştır. Anayasada açıkça belirtilmesine rağmen, son yıllarda tüm kamu kurumlarında olduğu gibi, eğitim alanında çeşitli adlar altında gündeme getirilen ‘angarya çalışma’ uygulamaları özellikle sendikalı ya da sendikasız tüm eğitim emekçilerinin olumsuz etkilediğinden eğitim emekçilerinin angarya niteliğindeki işleri azaltılarak, asli görevlerini daha rahat yapabilmeleri için gerekli adımlar atılmalıdır.”

et2.jpeg

“2018 sonu itibariyle 31 bin 355 yardımcı hizmetlinin görev yapıyor”

Açıklamada yardımcı hizmetli ve memurların sorunlarına ilişkin olarak ise şunlar kaydedildi: “Eğitim, öğretim ve bilim hizmet alanında görev yapan, memur ve yardımcı hizmetler sınıfında çalışan arkadaşlarımız eğitimin görünmez kahramanlarıdır. Onların emeği ve alın teri olmaksızın okullarımızın, eğitim kurumlarının nitelikli kamu hizmeti üretmesi mümkün değildir. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarında 2018 sonu itibariyle 31 bin 355 yardımcı hizmetlinin görev yaptığını açıklamıştır. Türkiye’de 54 bin 732 devlet okulu olduğu dikkate alındığında, neredeyse her iki okula bir hizmetlinin düştüğü görülmektedir. Yardımcı hizmetlilere normal görevlerinin dışında görevler verilmesi, bunun karşılığında ücret, yevmiye, yolluk, yiyecek ve giyecek yardımı yapılmaması ve fazla mesai ücreti ödenmemesi gibi sorunları beraberinde getirmektedir. MEB’e bağlı okullarda 6-8 aylık sürede geçici olarak istihdam edilen İŞKUR aracılığıyla Toplum Yararına Çalışma Projesi kapsamında işe alınanlar, okul aile birliklerince ücret verilip çalıştırılanlar, günlük yevmiye ile geçici çalışanlar en temel haklarından mahrum bir şekilde çalıştırılmaktadır.”

Amed Eğitim Sen Şubeleri imzalı açıklamada son olarak, “kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim” vurgusu yapıldı.

 

 

 

 

 

                                                            

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.