Gazeteci Alican Uludağ'a ilk duruşmada tahliye
TİGRİS HABER - Sosyal medya paylaşımları nedeniyle "Cumhurbaşkanı'na alenen hakaret", "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçlamalarından yargılanan ve 20 Şubat'tan bu yana tutuklu bulunan Gazeteci Alican Uludağ'ın tahliyesine karar verildi. Uludağ, savunmasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, 29 Nisan 2026’da "Eleştirilere tahammül gösterdikçe aykırı seslerin bastırıldığı günler geride kaldı…" dediğini hatırlatarak, "Bu sözler doğruysa, benim cezaevinde ne işim var? Bir gazetecinin tweet attığı için 90 gündür tutuklu bulunması nerede görülebilir?" diye sordu. Uludağ, "Hangi tweetimle hükümeti, hangi tweetimle yargıyı aşağıladığım iddianamede yazılmamış. Benim eleştirilerim, bir yargı muhabiri olarak yargının siyasallaşmasına ilişkindir. Savcı, fikirsel kanaatleri ve paylaşımları suç gibi göstermiş. Fikri, düşünceyi suç hâline getirmek istemiş. Yani savcı, kimse iktidarı eleştirmesin istemiş. O dönem hiçbir suçlama yokken, bir yıl sonra ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlaması yöneltilmesi zorlamadır" ifadelerini kullandı.
Gazeteci Alican Uludağ'ın, sosyal medya paylaşımları nedeniyle "Cumhurbaşkanı'na alenen hakaret", "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçlamalarından yargılandığı davanın ilk duruşması, Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Ankara'da gözaltına alınarak 20 Şubat'ta tutuklanan ve İstanbul'a götürülen Uludağ, tutukluluğunun 90’ıncı gününde ilk kez hakim karşısına çıktı. Ancak Uludağ, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki SEGBİS salonundan duruşmaya katıldı.
Duruşmaya SEGBİS üzerinden bağlanan Uludağ, aileler ve desteğe gelenlere el salladı.
"Hangi tweetimle hükümeti, yargıyı aşağıladığım iddianamede yazılmamış"
Mesela cezaevine girdiğimde düşündüğüm şey Tayfun Kahraman’ın gözlerindeki duygu, o adaletsizliğin verdiği duyguydu. Bir insanın gözleri adaletsizlik duygusunun verdiği şekilde bakıyorsa ve biz bunu gazeteci olarak dile getirmeyeceksek, bu insanları yaşayan ölüye çevireceksek, bu ülke demokratik bir devlet olur mu?
Hangi tweetimle hükümeti, hangi tweetimle yargıyı aşağıladığım da iddianamede yazılmamış. Benim eleştirilerim, bir yargı muhabiri olarak yargının siyasallaşmasına ilişkindir. Savcı, fikirsel kanaatleri ve paylaşımları suç gibi göstermiş. Fikri, düşünceyi suç hâline getirmek istemiş. Yani savcı, kimse iktidarı eleştirmesin istemiş. O dönem hiçbir suçlama yokken, bir yıl sonra ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlaması yöneltilmesi zorlamadır. Gazeteci Furkan Karabay için attığım ‘Gazetecileri tutuklamak hobi hâline geldi’ paylaşımım var. Bu bir eleştiri; neresi aşağılamak? Kaldı ki bu paylaşımı yaparken ben dışarıdaydım, şimdi tutukluyum.
"Görevi dezenformasyonla mücadele olan bir kurum, benim paylaşımımı yalanlayamadı"
‘Mafyanın sadece üyeleri yok; hâkimleri, savcıları da var’ dedim. O gün Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Casper çetesine yönelik operasyonu vardı ve polisler bilgi sızdırmaktan yargılanıyordu. Buna yönelik yazdım. Türkiye, suç örgütlerini koruyan mafya liderleri gördü. Ankara Adliyesi’nde Ayhan Bora Kaplan örgütüyle ilişkisi olan hakimler ve savcılar ortaya çıktı. ‘Yargı ile saray arasında kara propaganda’ paylaşımı da buna dairdi. Bu bilgiye ilişkin, iktidara yakın gazetecilere bilgi sızdırıldığına dair uzun bir metin paylaşmıştım. Bu olay tamamen doğrudur; eksiği vardır, fazlası yoktur. Görevi dezenformasyonla mücadele olan bir kurum, benim bu paylaşımımı yalanlayamadı. Ama bir yıl geçmiş, savcı şimdi suç isnat ediyor."
"Bir gazetecinin tweet attığı için 90 gündür tutuklu bulunması nerede görülebilir?"
Alican Uludağ, yargı muhabiri olduğunu belirterek, "Görevim yargıdaki gelişmeleri takip etmek ve haber yapmak. Gazetecinin görevi, halk adına devleti yönetenleri denetlemektir. Bu paylaşımlardaki temel amaç halkı bilgilendirmek ve uyarmaktır. Suç işlemedim, tamamen gazetecilik yaptım. Hakkımdaki üç suçlamadan da beraatimi istiyorum" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 29 Nisan 2026’da "Eleştirilere tahammül gösterdikçe aykırı seslerin bastırıldığı günler geride kaldı…"dediğini hatırlatan Uludağ, şöyle devam etti:
"Bu sözler doğruysa, benim cezaevinde ne işim var? Bir gazetecinin tweet attığı için 90 gündür tutuklu bulunması nerede görülebilir? Sosyal medya paylaşımlarım dışında bir suçlama yok ama ‘delil karartma şüphesi var’ deniliyor. Sosyal medya paylaşımlarımı nasıl karartabilirim? ‘Kaçma şüphesi var’ deniliyor. 18 yıllık bir gazeteci olarak bugüne kadar onlarca dava ve soruşturmada ifade verdim; hangisinde kaçmışım? 5 ve 10 yaşında çocuklarım beni bekliyor, ben nasıl kaçayım? Beni bugün bıraktığınızda döneceğim yer de beni bulacağınız yer de adliyenin basın odasıdır. Hukuka aykırı tutukluluk halinin sonlandırılmasını bekliyorum. Bugün içeride olmakla dışarıda olmak arasındaki farkın silikleştiği günleri yaşıyoruz. İnsanlar yazmaktan, hatta düşünmekten korkuyor. Yargı, muhaliflere karşı giyotin gibi kullanılıyor. Ya demokratik olacağız ya da Türkiye’de otokrasi olacak. Türkiye büyük bir yol ayrımında. Ya susacağız ya da insan haklarını savunacağız. Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik cumhuriyet. Yaşasın hürriyet, yaşasın gazetecilik."
Savcı, tutukluluğun devamını istedi
Savunmaların ardından duruşma savcısı, mütalaasını sundu. Savcılık, Uludağ’ın üstüne atılı suçları işlediğine dair somut delillerin bulunması nedeniyle tutukluluk halinin devamını istedi.
Savcılığın talebine ilişkin savunma yapan Uludağ, “Somut olgularla açıklasaydı keşke. Böyle soyut kavramlarla 90 gündür tutuklu olan gazetecinin hala tutukluluğunu savunuyor olmasına karşı diyecek bir sözüm yok” dedi.
Savunmaların ardından, Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteci Alican Uludağ’ın tahliye edilmesine karar verdi. Duruşma 18 Eylül'e bırakıldı.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.