Gözler ikinci aşamada: Kürtlerin talepleri ne?
Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa yürürlüğe girerken, gözler sürecin ikinci aşamasına çevrildi. Kürtler; demokratik çözüm, hukuki güvence, anadil hakkı, siyasi tutsakların özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin hayata geçirilmesini bekliyor.
Mahsum KARA
TİGRİS HABER - TBMM’de 10 Ağustos’ta kabul edilen ve 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” yürürlükte. Ancak yasanın esas sonuçlarını doğuracak mekanizmaların devreye girmesi, PKK’nin silah bırakma ve kendisini tasfiye etme durumunun devlet kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin MGK kararıyla teyit edilmesine bağlanmış durumda. Sürecin ikinci aşamasında ise Kürt sorununun demokratik çözümü, siyasi ve hukuki düzenlemeler, anadil, yerel demokrasi, siyasi tutsaklar ve eşit yurttaşlık başlıkları öne çıkıyor.
Türkiye’de yaklaşık iki yıldır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Meclis’te kabul edilen çerçeve yasayla yeni bir aşamaya taşındı. Kanun, 10 Ağustos 2026’da TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi, Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Ancak burada kritik bir ayrım bulunuyor: Yasanın yürürlüğe girmesi ile yasada öngörülen hukuki sonuçların uygulanmaya başlaması aynı şey değil. Kanunun 11’inci maddesi, düzenlemenin Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girdiğini açıkça belirtiyor. Buna karşılık soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi, bazı tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması ile hükümlülerin infazlarının ertelenmesi gibi temel sonuçlar, PKK/KCK’nin fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silahları teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesine ve bu tespitin MGK kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanmasına bağlanıyor.
YASA YÜRÜRLÜKTE, UYGULAMA İÇİN MGK KARARI BEKLENİYOR
Çerçeve yasanın merkezindeki koşul, örgütün fiili varlığının sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin devlet kurumlarınca tespit edilmesi. Ardından bu tespitin MGK tarafından teyit edilmesi gerekiyor.
Kanunun 3’üncü ve 6’ncı maddeleri, bu teyidin ardından belirli soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesini, bazı mahkûmiyetlerin infazının ertelenmesini ve koşulları oluştuğunda bazı koruma tedbirlerinin kaldırılabilmesini düzenliyor.
Düzenlemenin kapsamına giren ve toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası bulunan hükümlüler açısından infazın 5 yıl; 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet cezası bulunanlar açısından ise 10 yıl ertelenmesi öngörülüyor. Ancak kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenen bazı ağır suçlar kapsam dışında tutuluyor.
Yasa ayrıca otomatik ve toplu bir tahliye mekanizması getirmiyor. Tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması, ilgili hâkim veya mahkemelerin değerlendirmesine bırakılıyor.
Dolayısıyla bugün itibarıyla temel mesele, “yasa çıktı mı?” sorusundan ziyade yasanın öngördüğü mekanizmaların ne zaman ve hangi kapsamda işletileceği sorusuna dönüşmüş durumda.
Nitekim 30 Eylül’de yapılan MGK toplantısının ardından yayımlanan bildiride, yasanın uygulanması açısından kritik olan PKK/KCK’nin silah bırakmasının teyidine ilişkin açık bir karar veya açıklama yer almadı. Bu nedenle 3 Ekim 2026 itibarıyla, yasanın yürürlükte olmasına rağmen, yasadaki esas hukuki sonuçların tamamının devreye girdiğini söylemek mümkün değil.
TAKİP VE DEĞERLENDİRME KURULU DEVREDE
Yasa yalnızca yargısal sonuçlar düzenlemiyor. 7’nci maddeyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bir Takip ve Değerlendirme Kurulu oluşturuluyor. Kurulda Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanlarının yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri yer alıyor. Kurula ihtiyaç halinde alt komisyonlar oluşturma ve gerekli kişi ve kurumları çalışmalara davet etme yetkisi veriliyor.
Kurulun çalışmaları açısından önemli noktalardan biri de Meclis’in tamamen devre dışı bırakılmaması. Yasa, kurulun TBMM’yi düzenli olarak bilgilendirmesini ve Meclis Başkanlığı tarafından bir İzleme Komisyonu kurulmasını öngörüyor.
Bu mekanizmaların kurulmasıyla birlikte süreç, yalnızca silah bırakma ve ceza hukuku ekseninde değil, siyasal ve toplumsal sonuçları bakımından da izlenecek yeni bir döneme giriyor.
İKİNCİ AŞAMANIN ANA GÜNDEMİ NE OLACAK?
Kürt siyasi hareketinin ve sürecin önemli aktörlerinin açıklamalarına bakıldığında ikinci aşamanın, ilk aşamadaki silah bırakma ve hukuki düzenlemenin ötesine geçmesi bekleniyor.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, çerçeve yasanın ardından ikinci aşamada üç düzeyde adım atılması gerektiğini ifade etti.
İlk aşamada acil hukuki ve siyasi adımların atılması; orta vadede Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili ceza mevzuatının değiştirilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güçlendirilmesi, yerel yönetim yasasının düzenlenmesi, anadile ilişkin somut program oluşturulması, hakikat ve yüzleşme mekanizmalarının kurulması, sosyoekonomik program hazırlanması ve sürecin organlarına toplumsal katılım sağlanması gerektiği belirtildi.
Uzun vadede ise eşit yurttaşlığı, anadil haklarını ve güçlendirilmiş yerel yönetimleri güvence altına alan demokratik bir anayasa ile geçiş dönemi adaleti mekanizmalarının oluşturulması talep edildi.
Bu çerçeve, ikinci aşamanın yalnızca mevcut yasanın uygulanmasından ibaret olmayacağını gösteriyor. Asıl tartışma, silahlı çatışmanın sona ermesinin ardından Kürt sorununun hangi siyasal ve hukuki zeminde çözüleceği noktasında yoğunlaşacak.
KÜRTLERİN TALEPLERİ HANGİ BAŞLIKLARDA TOPLANIYOR?
Süreç içerisinde Kürtler açısından öne çıkan talepler birkaç ana başlıkta toplanıyor.
Birincisi siyasi ve hukuki güvence. Kürt meselesinin yalnızca güvenlik ve silahsızlanma başlığıyla ele alınmaması, sorunun demokratik ve siyasi çözümünün anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulması isteniyor.
İkincisi anadil hakkı. Kürtçenin kamusal yaşamda, eğitimde ve yerel yönetimlerde kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması ve anadilin anayasal güvenceye alınması talepler arasında bulunuyor.
Üçüncüsü demokratik yerel yönetim. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyım atanması uygulamasının sona erdirilmesi, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve halkın seçme-seçilme iradesinin güvence altına alınması ikinci aşamanın önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Dördüncüsü siyasi tutsaklar ve demokratik siyaset alanı. DEM Parti, çerçeve yasa sonrasında yaptığı açıklamalarda Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer siyasi tutukluların özgürlüklerine kavuşmasını sürecin gereği olarak gündeme getirdi.
Beşincisi PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın rolü ve İmralı meselesi. Sürecin başından itibaren Öcalan doğrudan muhataplığı ve süreçteki rolünün hukuki ve siyasi bir zemine kavuşturulması tartışmanın merkezinde bulunuyor. Öcalan da 2 Ağustos’taki mesajında çerçeve yasayı daha geniş bir demokratikleşme sürecinin başlangıcı olarak değerlendirmişti.
Bunlara umut hakkı, kadınların sürece eşit katılımı, hakikat ve yüzleşme mekanizmaları, toplumsal barış ve ekonomik eşitsizliklerin giderilmesi gibi başlıklar da ekleniyor.
“DEMOKRATİK CUMHURİYET” TARTIŞMASI
İkinci aşamanın en kapsamlı başlıklarından biri ise anayasal düzen tartışması olacak.
DEM Parti tarafından yapılan değerlendirmelerde hedef, yalnızca çatışmasızlığın kalıcılaştırılması olarak tarif edilmiyor. Parti yönetimi ikinci aşamayı, Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesi, eşit yurttaşlığın güvence altına alınması ve farklı kimliklerin anayasal güvenceye kavuşturulması çerçevesinde ele alıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde tartışmanın iki farklı düzlemde ilerlemesi beklenebilir: Bir tarafta çerçeve yasanın somut olarak uygulanması; diğer tarafta Kürt sorununun tarihsel ve yapısal boyutlarına ilişkin yeni anayasal ve yasal düzenlemelerin gündeme gelmesi.
KRİTİK EŞİK: SİLAHSIZLANMADAN DEMOKRATİK ENTEGRASYONA
Mevcut yasanın dikkat çekici yönü, esas olarak PKK’nin tasfiyesi ve silah bırakması sonrasında ortaya çıkacak hukuki sonuçları düzenlemesi. TBMM’deki resmi metin, doğrudan Kürt sorununun bütün boyutlarını çözen kapsamlı bir demokratikleşme yasası niteliğinde değil. Kanunun amacı ve kapsamı özellikle PKK/KCK’nin fiili varlığının sona erdirilmesi ve bunun ardından uygulanacak hukuki işlemler üzerine kurulmuş durumda.
Bu nedenle sürecin bundan sonraki temel sorusu şu:
Silahların susmasıyla birlikte siyasal ve hukuki alan ne ölçüde demokratikleşecek?
Kürt siyasi aktörlerinin verdiği mesajlar, birinci aşamanın silah bırakma ve hukuki çerçeve olduğunu; ikinci aşamanın ise bunun ötesinde Kürt sorununun demokratik çözümünü, siyasi özgürlükleri, anadil hakkını, yerel demokrasiyi, eşit yurttaşlığı ve anayasal güvenceleri kapsaması gerektiğini ortaya koyuyor.
Dolayısıyla çerçeve yasanın kabulü sürecin tamamlandığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, 18 Ağustos’ta yürürlüğe giren yasa bir eşik oluştururken, asıl siyasi tartışmanın ikinci aşamada başlayacağı görülüyor.
Bu aşamanın başarısı açısından belirleyici olacak başlıklardan biri, yasanın koşullarının ne zaman gerçekleşeceği; diğeri ise silahsızlanma sonrasında Kürtlerin demokratik, hukuki ve anayasal taleplerinin ne ölçüde karşılık bulacağı olacak.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.