VİDEO - Her şeyi bilmek mutsuzluk kaynağı olur, bilmemek daha iyidir

VİDEO - Her şeyi bilmek mutsuzluk kaynağı olur, bilmemek daha iyidir

Yazar Muharrem Erbey, Doğudan Batıya mistik bir yol hikâyesi olan Günahkârlar Kalesini yazdı.

Özel Haber/Mümin Ağcakaya

TİGRİS HABER - Suç işleyen insanların bir araya geldiği Günahkârlar Kalesinde, insanlar doğayla, kendileriyle barışık olduğu bir toplum yaratıyor. Erbey, mistik hikâyeleri anlattığı romanının serüvenini Tigris Habere anlattı.

Yeni çıkan ve okuyucusuyla buluşan Günahkârlar Kalesi romanının kurgusunun nasıl oluştuğunu soruyoruz yazar Muharrem Erbey’e,

kitap.jpg
“Günahla ilgili çok sayıda kitap yazıldı ama, burada günahı ifşa edilen insanları bir kalede topladım ve onların kurmuş olduğu ütopik bir toplumla; aslında bütün dinlerin, bütün etnik kimliklerin bir arada barış içerisinde yaşayabileceğini anlattım” diyor ve şöyle devam ediyor;

“Ben öteden beri yazan bir insanım. Bu beşinci kitabım. Diyarbakır'ı anlatan bir kitap yazmayı düşünüyordum. Bu kitabı 2012 yılında cezaevinde yazmaya başladım. Yazdıkça kendini yazdıran uzun bir hikâye ortaya çıktı. Cezaevinden çıktığım zaman bu kitabı yayınlamak istedim. Daha sonra baktım ki üç kitap yazmışım. İlk ciltte bir Arap ile bir Yahudi'nin aşkını yazmışım. İkinci ciltte bir Ermeni ile Türk'ün aşkını, üçüncü ciltte ise, bir Kürt ile bir Türkün aşkını yazmışım. Aynı zamanda tarihsel bir perspektifi olan, günah kavramını romanın merkezine oturtan bir kurgu metin ortaya çıktı.

Kale içerisinde çok ilginç hikâyeler karşımıza çıkıyor. Bu coğrafyada yaşayan bütün halklar, etnisiteler, aidiyetler barış içerisinde kendi dini vecibelerini yerine getiriyorlar ve kimse kimseye karışmadan barış içerisinde yaşıyor.

Tam da dışarıda olan dinler savaşının, diller savaşının, kavimler savaşının olduğu bir coğrafyanın içinde ütopik bir kale yarattım. 1850 tarihinde Bağdat'ta bir Kürt tüccara satılan Amina’nın hikâyesini yazdım. Amina cariye olarak satıldıktan sonra Diyarbakır'da olan ütopik olarak yarattığım Günahkarlar Kalesine geliyor. Başından geçen her şeyi Arapça yazıyor ve bu defteri bir tüccarın sandığına atıyor. Daha sonra bu sandık, dönüp dolaşıp Amerika'da Boston'da bir sahafta ortaya çıkıyor. Orada Yahudi bir esnafın oğlu olan Jacob, Amerika’yı terk edip Ortadoğu’ya gitmek istiyor. Jacop bu defteri görüyor. Okuduktan sonra her şeyini satıp yollara düşüyor ve Amina'yı aramaya başlıyor.

gunahkarlar.jpegBurada hem içsel bir yolculuk var, hem de kendisini arayan, kendisi olmak isteyen, ona dayatılan hayattan uzaklaşmak isteyen bir Jacop var, aynı zamanda cariye olarak satıldığı evden kurtulmak isteyen bir Amina karakteri var. Her iki karakterin birbirini arayışı, hayatla ilgili kurmuş oldukları bağ, Mezopotamya coğrafyasında halklar, yaşayışları, çok sayıda hikâye ile taçlandırdım.

Kitabın okuyucuyla buluşması nasıl oldu?

Bir aylık süre içerisinde ikinci baskıya girmek üzere, ilgi gören, sevilen bir kitap oldu. Şimdi ikinci baskıya girmek üzeredir.

Mistik bir kitap. Hem kadının hem de erkeğin kendi arayışı var. Burada bu coğrafyayı anlatırken kadim kültüründen, derin bilgi hayatından çok önemli anlatımlar, alıntılar söz konusu.

Yine Epükür çok sevdiğim bir Yunan filozof. Epükürün hayat tarzıyla ilgili kavramları ve bakış açısını roman içerisinde işledim. Dolayısıyla bizim coğrafyamızda kederi, acıyı, ayrılıkları, birliktelikleri roman içerisinde görmek mümkün. Romanı okumaya başlayan herkes bir okuyuşta, bir gecede romanı birdenbire bitirdiğini söylüyor.

Hikâye kurgusal ama tümüyle olayların tamamı bu bölgede yaşanmış olaylar.

aa3.jpgİkinci ciltte bir Ermeni ile bir Türkün aşkını yazdım. Yine o da 1916 yılında Ermeni meselesini anlatan bir kitap. Üçüncü kitap da 1980 yılında geçiyor. Bir Kürtle bir Türkün aşkını anlatsan sevgi temelli oldu. Burada sevginin derinliğini anlatmaya çalıştım. Kavganın, savaşların dışında bizi var eden sevgi üzerinden bizi var eden hayatı işledim. Her üç kitapta da ana tema sevgidir.

Kitapla ilgili ne tür tepkiler aldınız?

Olumlu tepkiler aldım. Okuduktan sonra hayatım değişti diyenler oldu. Şimdiye kadar gelen eleştiriler çok olumlu. Her gün sosyal medyada çok sayıda insan paylaşıyor. Kitap bence amacına ulaştı.

Kurgusu nasıl oluştu?

Yazar yazmaya başladığı zaman kafasında bir konu vardır. Bir süre sonra karakterler kafandaki kurguyu başka bir yere taşıyor. Sizin başta düşündüğünüz şeyle ortaya çıkan aynı olmuyor.

Bu bir mühendislik çalışması olamaz. Karakter seni zorluyor. Mesela başlangıçta üç kitap olacağını düşünmemiştim. Fakat bir süre sonra baktım ki karakterler benden azade, benden bağımsız düşünüyor, hareket ediyorlar ve romanı yazdırmaya başlıyorlar.

aa1.jpg

O süreç içerisinde karakterlere uyum sağlamak zorunda kaldım. Karakterler beni nereye götürdüyse ben de onların peşinden gittim. Bir süre sonra baktım ki; birbirleriyle kavgalı olan halklar arasında aşk, sevgi ve birlikteliğin, birlikte yaşamanın olduğu bir eser ortaya çıktı.

Çok bilinçli bir şekilde düşünmemiştim ama bu coğrafyayı sürekli savaş alanı, sömürü alanı olarak gören anlayışa karşı ben de; sevgiyi öne çıkardım.

Kadınlara nasıl bir doğaüstü güçlerinin olmasını sordum

Tarih romanlarını seviyordum Amina karakterine olağanüstü bir güç vermek istedim. Acaba nasıl bir doğaüstü gücü olsun diye düşündüm. Bir süre sonra dedim ki; en iyisi karşıma çıkan kadınlara sorayım dedim. Karşıma çıkan on kadına; ‘Olağanüstü bir yeteneğinizin olmasını isterseniz bu ne olurdu’ diye sordum. Kadınların ilk cevabı başkalarının aklından geçenleri öğrenmek isterdim oldu. On kadında aynı şeyi söyledi. Bu yeteneği Amina’ye verdim. Bir süre sonra bu yetenek lanet olmaya başladı.

Her insanın aklından geçen düşünceleri okuyorsunuz. Herkesin istediği bir şey ama lanet bir yetenektir. Herkesin aklından geçenleri okumak iyi bir şey değildir. Romanda bunu anlatmaya çalıştım.

Kalede yaşayanların Bin Bir Gece Masalı tadında çok farklı birçok hikâyesi var. Burada günahı ifşa olanları kalede topladım. İnsanlar birbirinin suçunu bildiği için aralarında bir yakınlık oluşuyor. Dolayısıyla burada kimse kimseyi dışlamıyor. İbadet yeri var herkes gidip aynı yerde kendi dininde ibadet yapıyor. Kimsenin bir başkasına herhangi bir baskısı yok. Dışarıda insanlar farklılıklarından dolayı birbiriyle kavga ederken Günahkârlar Kalesinde dil, din, kültür farklılıklarından dolayı birbirlerini dışlamıyor ve sorgulamıyor.

aa2.jpg

İnsanın böyle bir yeteneği olsaydı; yani karşısındakinin düşüncesini okuyabilseydi hayat nasıl olurdu?

Hayat çekilmez olurdu. İyi ki böyle bir yeteneğimiz yok. İnsan her şeyi bildiğinde her şeyi öğrendiğinde hayat anlamsız hale gelir. İnsan bilmedikçe, eksik bilgiye sahip oldukça merak eder. Yarın ne olacağını, ne zaman öleceğinizi biliyorsunuz. O zaman hayat çekilmez hale gelir. Bilmemek daha iyidir. Her şeyi bilmek mutsuzluk kaynağı olur.

Negatif şeyler, bilmemek aslında iyidir. Unutmak aslında iyidir. Sürekli hatırlamak aslında iyi değildir. Her şeyden haberdar olmak tehlikelidir. Hayat sürprizleriyle güzeldir. Yarın ne olacağını bilmemek aslında güzel bir şeydir. Bilinmeyen şeyler seni besliyor ve büyütüyor.

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.