Hocam hiç pasta yemedim, tadı nasıl?

Hocam hiç pasta yemedim, tadı nasıl?

100 köy okuluna kütüphane kurma ve okulun bazı ihtiyaçlarını karşılamak için gönüllü bir çalışma yürüten yazar Devran Sinanoğlu; öğretmenlik yaptığı okulda öğrencisinin; ‘Hocam ben hiç pasta yemedim tadı nasıl?’ demesinden çok etkilenir.

Özel Haber/ Mümin Ağcakaya

TİGRİS HABER - Ve öğrencisinin doğum günüdür diye ertesi gün sınıfta pasta kestirir. Genç yaşta yazarlık hayatına başlayan Devran Sinanoğlu, gönüllü olarak çeşitli sosyal projelerde de yer aldı. 100 köy okuluna kütüphane kurma çalışması yürüten yazar;  çocuklara yönelik kitap, kırtasiye ihtiyaçlarını, okulun masa sandalye gibi eksikliklerini de tamamlamak için gönüllü çalışan yazar, öğretmen Sinanoğlu; Sur’a bağlı yatılı bölge okulunda okur.

tigris-haber-devran-sinanoglu-001.jpeg

Hocam bendeki edebiyat ateşini yaktı

Yazar Devran Sinanoğlu’nun edebiyata ilgisi ilkokulda başlar. 6. Sınıftayken Türkçe hocası ondan şiir okumasını ister. Kendi yazdığı şiiri beğenen hocası her hafta ondan bir şiir okumasını ister. Hocası şiirini daha da geliştirmesi için kaynak kitaplar getirir. Hocasının getirdiği kitapları okuyan Yazar Sinanoğlu; ‘hocam bendeki edebiyat ateşini yaktı.’ Diye anlatır. Lise döneminde de edebiyata ilgisi devam eder. Kısa deneme yazıları ve öyküler yazmaya başlar.

tigris-haber-devran-sinanoglu-1.jpeg

İlk şiir kitabını Bingöl’de Üniversiteye gittiği dönemde yayınlar. Üniversitenin haber bülteninde, Bingöl Olay Gazetesinde ve birçok ilde yayınlanan yerel gazetelerde edebiyat ve sanat üzerine yazarlık yapar.

Yazarlığı dışında birçok STK ve sosyal sorumluluk projelerinde yer alan Sinanoğlu, okullara kütüphane kurmak, kitap temin etmek, okullarda masa, sandalye gibi ihtiyaçları karşılamak gibi gönüllü olarak yürüttüğü çalışmalara ilişkin;

“Bu tür sosyal sorumluluk projelerine üniversitedeyken de yapıyorduk. O zaman kulüp de kurmuştuk.

Şu anda Diyarbakır genelinde köy okullarının kütüphane ihtiyaçlarını gidermek için yürüttüğümüz bir sosyal sorumluluk projesi var. Hedefimiz 100 okul. Bu okullarda çocukların kitap, kırtasiye ihtiyaçlarını, okulların masa, sandalye, kitap rafları vb. ihtiyaçlarını gidermek amaçlı çalışıyoruz.

 Topladığımız çocuk kitaplarını götürüyoruz. Şu ana kadar 22.018 kitap topladık.

Beşpınar'da 6000 kitap kapasiteli kütüphane kurduk, masa sandalyesini temin ettik. Şu anda da Kocaköy'de çok programlı lisesi lisesinde 10.000 kapasiteli bir kütüphane kurma çalışmamız yürüyor. Toplamda 26 okulun kütüphane ihtiyacını giderdik.” Diye çalışmalarını özetleyen yazar;

sur-halki-krali-tigris-haber.jpg

Kitabının gelirini bu projeye bağışladı

“Ayrıca; Sur Halkı Kralı Kitabımın gelirini de bu projeye bağışladım. Bunun dışında çocuklara yönelik yazdığım; Kaplumbağanın Zaferi kitabımı da yine ücretsiz bir şekilde köy okul kütüphanelerine bağışladım.” Demektedir.

Bu proje ve çalışmaları nasıl yürüttüğünü, gerekli kaynaklara nasıl ulaştığına ilişkin ise;

“Bunları sadece yazar kimliğimle, gönüllü olarak yapıyorum. Hiçbir dernek ya da siyasi partiyle, bir sivil toplum kuruluşuyla bağlantılı değil. Önce okullarımızı arıyorum gerekirse ziyaret ediyorum. İhtiyaçları nedir? Nasıl giderebiliriz? Öğrenci kapasitesi ne kadardır? Diye tespit edip elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Gereken maddi giderleri karşılamada gönüllü insanlarımızla, gönüllü iş adamlarımızın yardım ve destekleriyle yapmaya çalışıyoruz. Birkaç iş adamımız binlerce kitap alıp, çocuklarımız için hediye ettiler. Yine bazı iş adamlarımız masa sandalye, kitap rafları aldılar.

 Bazı arkadaşlarımız çocuklarının okuduğu kitapları getiriyorlar. Biz de onları köylere gönderiyoruz.”

Bu fikrin nasıl oluştuğunu şöyle özetlemektedir;

“Turgut Özal İlkokulunda ücretli öğretmenlik yaptığım dönemde bazı öğrenciler kendini ifade edemiyordu. Cuma günleri okuma ve anlatma programı koydum. Onları kütüphaneye götürdüm. Her hafta kitap okuyup anlattırıyordum. Ardından öğrencilerime bana mektup yazmalarını istedim. Bu çalışmadan sonra; kendini ifade edemeyen öğrenciler gelişme göstermeye başladı. Kelime hazneleri arttı. Önceleri bir iki cümle yazan öğrencilerim; yarım sayfa, bir sayfa mektup yazmaya başladılar.

Bir dönem içinde 7 soru bankasını bitirdiler. Yenişehir ilçesinde seviye tespit sınavlarında derece yaptık.”

Bu süreçte öğrencilerinin yaşadığı sorunlara ilişkin;

 

Hocam hiç pasta yemedim, tadı nasıldır?

“Bir öğrencim vardı içine çok kapanıktı. Babasını kaybetmişti. Benimle konuşmuyordu. Bir gün bana mektup yazmasını istedim. Mektubunda; ‘Öğretmenim ben hayatımda hiç pasta yemedim. Babam öldüğü için arkadaşlarım benimle alay ediyor. Dalga geçiyor. Pastanın tadı nasıldır öğretmenim.’ Diye yazmıştı. Öğrencimin bu mektubundan çok etkilenmiştim. Ertesi gün müdür beyle konuştum. Sınıfta o öğrencimin doğum günüdür diye bütün sınıfta pasta kestik.”

“Başka bir öğrencim gözlerinden rahatsızdı. Annesini çağırıyordum, hastaneye götürün diyordum. Annesi onun hiçbir şeyi yoktur diyordu. Çocuk içine kapanıktı. Çocuğa bana mektup yaz dedim. Yazdığı mektupta ailesinin ona inanmadığını, arkadaşları tarafından dışlandığını, okulda arkadaşları oyun oynarken onu oyuna katmadıklarını, gözlerinde sıkıntı olduğunu yazıyordu. Sonra ailesini çağırdım, hastaneye götürmeleri için ikna ettim.

Ailesi onu hastaneye götür. Sonra okula gelip bize teşekkür etti. O kız öğrencim yılsonunda teşekkür belgesi aldı. Hiç pasta yemeyen öğrencim ise takdir belgesi aldı. Bir öğretmen olarak bundan daha büyük sevinç olabilir miydi? Bu başarıları hep kitap okumaya borçluyduk. Kitap okutmasaydık, Duygu ve düşüncelerini yazıya dökmeseydik.  Çocuklara dokunamazdık. Benim için çocuklar yeryüzünde yaşayan meleklerdir. Günahsızdırlar. Onlar için ne yapsam azdır. Onlar her şeyin en iyisini hak ediyorlar. Onlar; kirli bir dünyada temiz kalmış çiçeklerdir. Bu işe başlamamın temel sebebi de budur.”

Öğrencilerimin mektupları sandıkta saklıyorum

Kızların çeyizlik sandıkları olur ya benim de öyle bir sandığım var. Mektuplar hala o sandıkta saklı. Öğrencilerimle hala görüşüyorum. Ara ara çıkarıp okuyorum.  Bana vicdanımı tazeletiyorlar. Vicdanımı diri tutuyorlar. İnsan olduğumu bana hatırlatıyorlar. Çocuk dünyası bambaşkadır. Onlarda saflığı, masumiyeti, temizliği görüyorsun. Çocuk gözünden dünyaya bakıyorsun. Keşke hepimiz çocuklar gibi saf ve temiz kalabilseydik. O zaman dünya bu kadar kirlenmemiş olurdu. Bu kadar öldürmeler, bu kadar ötekileştirmeler olmazdı. Çocuklar insanlara güveniyor, inanıyor. Ama biz büyükler de onların saf temiz dünyalarını kirletiyoruz.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.