‘Nereye gidelim?’

‘Nereye gidelim?’

Diyarbakır Suriçi’nin Lalebey ve Alipaşa mahalleleri sakinlerine camilerden yapılan ‘evlerinizi boşaltın’ anonsu üzerinden 4 gün geçmesine rağmen insanlar ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilememenin şaşkınlığıyla 1 Mayıs tarihini bekliyorlar.

Alipaşa mahallesinde görüşlerine başvurduğumuz vatandaşlar, gidecek bir yerleri olmadığını ve kendilerine gidecek bir yer gösterilmesi gerektiğini belirttiler.

‘Mahkeme sonucu beklenmeden yıkım yapılacak’

Alipaşa mahallesi sakinlerinden Murat Aygün, “evlerinizi boşaltın” çağrısına şu yanıtı verdi:  “Daha önce yıktıklarında metrekareye bin, bin 400 TL veriyorlardı. Şimdi ise 450, 500 TL veriyorlar. Biz, bu bedeli kabul etmediğimiz ve mahkemeye verdiğimiz için mahkeme kararını bekliyoruz ama şuan mahkeme sonucu beklenmeden yıkım yapılacak. Bu kadar insan mağdur edilecek. İnsanlar nereye gideceğini bilmiyor. İnsanlar sokaklarda mı kalacak ne yapacak. İnsanlar cayır cayır kiralık ev arıyor ama bulamıyorlar. Sur’da gerçekten çok büyük mağduriyet yaşanıyor. Camilerde yapılan anonslara göre Pazartesi akşam saat 8’e kadar evlerin boşaltılması için mühlet veriliyor. Boşaltılmadığında ise polis zoruyla çıkartılacağı söyleniyor. Bu durum zaten devletin gönderdiği kâğıtlarda da yazıyor. Tanınan süre içinde eşyalarınızı da çıkarmazsanız eşyalarla birlikte evinizi yıkarız diyorlar.”

 

‘İnsanların gidecek yeri olsaydı tamam gidelim ama şimdi nereye gidelim?’

Alipaşa mahallesinde Berberlik yapan ve dört çocuğuyla nereye gideceğini bilmediğini belirten Seyit Biçer, şunları söyledi:  “ 100 seneden fazladır buralardayız. Dört çocuk babasıyım, bir tane kızım da özürlüdür. İŞKUR’da çalışıyordum o da bitti.  Sur olaylarında zaten rezil olduk şimdi de evimizden dükkânımızdan çıkarılarak rezil olacağız. Bize birden bire dediler çıkın. Bir hafta içinde çıkmamızı istiyorlar, 1 Mayıs’a kadar bize süre tanıdılar. Ne TOKİ verdiler ne bir şey verdiler. TOKİ’ler bitirilseydi, insanların gidecek yeri olsaydı tamam gidelim ama şimdi nereye gidelim? İnsanlar belki de buradan gitmek istemiyorlar, burada yapılacak olan evleri istiyorlar. Sadece çıkın diyorlar, dükkânımı bırakıp gitsem çoluk çocuğumu nasıl geçindiririm. Yarın boşta kalsam ya hırsızlık ya soytarılık ya pislik yapacağız ne yapacağız. Çoluk çocuk ekmek isteyecek su isteyecek, çalışmazsam ne yaparım. Camilerden anons yapılıyor, muhtar geldi, bir hafta içinde çıkın diyorlar. TOKİ faaliyete geçseydi, gidecek yerimiz olsaydı tamam ama şimdi nereye gidelim.

‘Bu haksızlıktır’

Devletimiz biraz insanlara kolaylık gösterse iyi olur. Devlete karşı boynumuz kıldan incedir anacak devlet halkını düşünsün ki halk da devleti düşünsün. Devlet gelse dese çıkın, çıkacağız ama nereye gideceğiz bilmiyorum. Burada olaylar olduğunda bir hafta arabada yattım. Ben bu dükkânda kiracıyım, bu dükkânı kapatıp gitsem ben ne yapacağım. Evlerin bedelleri de çok yanlış hesaplanıyor. Kimi evler var 20 bin TL kimi ev var 50 bin TL, başka bir eve veriyor 100 bin TL, 250 bin TL verilen evler var. Şimdi benim oturduğum eve 13 bin TL, dükkâna ise 12,5 bin TL bedel biçilmiş. 13 bin TL’ye ne alınır ki? Bu haksızlıktır.”

 

‘Adalet nerede?’

Sağlık sorunları yaşadığını ve kısa bir süre önce annesini kaybettiğini söyleyen Cuma Ayata,  çaresizliğini şöyle dile getirdi:“Şuan Sur’da bir evimiz var ve burada 12 nüfus yaşıyor. Annemi yeni kaybettim, acımız bize yetmemiş ki, bir de bizi evimizden çıkarıyorlar. Şimdi nereye gideceğiz nasıl edeceğiz kimden yardım isteyeceğiz ne yapacağız bilmiyoruz. Evleri boşaltmamız için tebligat geldi. Evelki gün Kaymakamlığa gittim derdimi anlatmak için ama görüşemedim. Burası dedemin evidir ve burada 12 insan kalıyor. Evin bedeli için 48 bin TL demişler bu parayı da amaca çocuklarım alacak ve dam başına da bin 500 TL ancak düşüyor. Adalet nerede? Allah tek onların değil hepimizin Allah’ı. Ben sağlıklı bir insan da değilim hastayım. Her ay ilacıma 1000 TL para veren bir kişiyim. İŞKUR’da çalışıyordum şimdi işim de yok, şimdi ben nereye gideyim, ne yapayım?

‘Çıkın diyorlar ama nereye?’

Ayın birine kadar buradan çıkın diyorlar. Camilerden anons yapıyorlar boşaltın diyorlar. Çıkın diyorlar ama nereye? Buradan çıktığımızda ihtiyaçlarımızı kim karşılayacak; kira parası, aidat, elektrik, su parası mı verecekler, biz ne yapacağız? Bu fakir insanlar yarın ne düşünecek, kötülük dışında. Fakir insan çocuğunu nasıl yetiştirecek? Okul okumayan çocuk ne olur, ya haydut olur ya eşkıya olur. Ben istiyorum çocuğum asker, polis olsun, dağda eşkıya olmasın. Ya bizden ne istiyorlar, Sur peygamberlerin, evliyaların diyarıdır. Suriyelilere tanıdıkları imkânları bize de tanısınlar. Annemi 3 ay önce kaybettim.  Yeni doğmuş bir çocuğum var daha kırkı çıkmamış, ben çocuğumu dışarıya mı salacağım ne yapacağım.”

 

 

 

‘Burayı benim üstüme yıksınlar, içinde öleyim’

Alipaşa mahallesinde kiracı olarak tek başına yaşayan ve ilerlemiş yaşına bir de birçok sağlık sorunu eklenmiş olan Sultan Çakmak, ise şunları söyledi: “70 yaşındayım, kendimi bildim bileli buradayım. Beş çocuk annesiyim, çocuklarımı büyütmüşüm asker etmişim ama hepsi de beni bırakıp gitmişler. Burada tek başına yaşıyorum. Her iki ayağım da sakattır ve tuvalete bile tek başıma gidemiyorum. Ayda 650 TL maaşım var bu parayla su, elektrik, kira nasıl geçineyim. Şuan burada da kiracıyım, buradan çıksam gidecek yerim yok. Buradan çıkarırlarsa da karşıda naylon alıp oturacağım, ne yapayım. Ya bana bir çadır versinler ya da bir naylon versinler içinde kalayım. Olmadı burayı benim üstüme yıksınlar, içinde öleyim. Benim çalışanım yok, getirenim yok. Hastayım, mide kanaması geçirdim. Her iki gözümden iki her iki ayağımdan ameliyatlıyım. Ayaklarımda platin var, ben nasıl kalkayım, nereye gideyim? Benim kimsem yok, bana bakanım yok. Ben bu yaşımda bu halimle nereye çıkayım? Ben burada doğmuşum, burada gelin olmuşum, çocuklarım burada büyümüş, şimdi burada tek başıma kalmışım.”