Şifa ararken canınızdan olmayın!

Şifa ararken canınızdan olmayın!
Bitki biyologu Prof. Dr. Selçuk Ertekin, Diyarbakır ve bölgedeki bitkilerin günlük yaşamda kullanımına ilişkin önemli uyarılarda bulundu.

Ali Abbas Yılmaz - Özel

TİGRİS HABER - Bölgenin bitki çeşitliliği açısından oldukça zengin bir floraya sahip olduğunu belirten Dr. Ertekin, Diyarbakır ve bölgede yetişen bitkilerin korunmasına dikkat çekerek, bitki üretiminin önemini vurguladı.

Bitkilerle ilgili çeşitli seminerler veren Prof. Dr. A. Selçuk Ertekin, Yeni Yaşam Derneği’nin Toplum Akademisi’nde de online seminerler verdi. Dr. Ertekin video konferanslarla, Bitkilerin dünyası, Doğa ve ekoloji, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bitkileri ve bitki koleksiyonları, Bölgenin orkideleri ve Halk arasında kullanılan bitkiler üzerine seminerler gerçekleştirdi.

Bölgedeki bitki çeşitliliği üzerine Tigris Haber’e konuşan Prof. Dr. Selçuk Ertekin, bitkilerin kullanılma şekillerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

‘Diyarbakır’da bin 300 civarında bitki türünün yetiştiği biliniyor’

Türkiye’nin ve bölgenin bitki florası açısından çok zengin olduğunu ifade den Prof. Dr. Selçuk Ertekin, şunları söyledi: “Türkiye yaklaşık 12 bin bitki türünün yetiştiği çok zengin bir floraya sahip. Bunun nedeni tabii Türkiye’nin iklim çeşitliliği. Türkiye’nin 3 kıta arasında bulunması, dağ silsileleri ve çok çeşitli coğrafik bölgeler bu zenginliği arttıran etmenler arasında. Bu 12 bin bitkinin yaklaşık yüzde 35’i de sadece Türkiye’ye has endemik bitkilerdir. Türkiye bulunduğu kuşakta bitki örtüsü yönünden zengin bir ülke. Avrupa kıtası ile karşılaştırdığımızda orada 12 bin 500 bitki türü var ve orası koskoca bir kıta. Ama Türkiye bir yarımada ve burada 12 bin bitki türü var ve aslında bu konuda yeterince de araştırma yapılmamış, her gün yeni bitki türleri de ekleniyor. Türkiye’yi bir Amazonlarla (100 bin civarı bitki türü var) kıyaslamıyoruz ama bulunduğu ılıman iklim kuşağına göre zengin bir bitki örtüsüne sahip. Bölgemizde de 3 bin ila 5 bin arasında bitki türünün yetiştiği sanılıyor. Son yıllarda yapılan bir çalışmada Diyarbakır’da bin 300 civarında bitki türünün yetiştiği biliniyor. Bunların bir kısmı da sadece Diyarbakır yöresi ve bu çevreye özgü bitki türleridir. Bölgede besin olarak tüketilen bitkilerden Kenger, Menengiç ve Sumak başta gelen bitkilerden. Sadece Diyarbakır’a ve bölgeye özgü 80 ila 100 civarında bitki var. Mesela Kabamayası sadece Diyarbakır’da yetişen bir bitki. Çermik Çüngüş arası sınırlı bir bölgede yaşıyor. Dicle Koru var çok güzel çiçekleri olan bir bitki ve Ergani’den Çüngüş’e kadar dağlık bölgede yetişiyor.”

ertekin-tigris.jpg

‘Etnobotanik kültür erozyonu’

Sanayileşmeyle birlikte kente göçün etnobotanik kültürde erozyona neden olduğunu belirten Dr. Selçuk Ertekin, şöyle konuştu: “Böylesine zengin bitki örtüsünün olduğu bir yerde tabii ki etnobotanik (bitkilerin kullanım bilgileri) kültür de ortaya çıkıyor. Her bitkiden süpürge yapamazsınız, her bitkiden sepet öremezsiniz veya hasır dokuyamazsınız. İzole bölgelerde etnobotanik kültür korundu ancak kapitalizmin gelişmesiyle beraber insanlar doğaya bağımlı alışkanlıklarını yavaş yavaş terk etmeye başladılar. Bunun sonucunda da etnobotanik kültür erozyonu oldu. Çünkü yeni nesillere bu kültürü aktaramadılar. İnsanlar hastanelere gidebildi ilaçlarını aldı, pazara ulaşabildi, oradaki sebze meyveleri aldı. Tabii bölgedeki göçle beraber bu kültürün bir kısmı da şehirlere taşındı. Semt pazarlarında, aktarlarda bu bitkileri görüyoruz. Bu bitkiler kimi insanlar için bir geçim kaynağı olmaya başladı. Mesela Zahter aktarlarda bol miktarda satılıyor ama bu bitkinin kültürü yapılmıyor. Sadece doğadan toplanıp tüketiliyor. Bu bitkileri kültüre alırsak hem güçlü bir antimikrobiyal etkisi olan kekiği günlük yaşamda daha çok kullanabiliriz. Yine ilaç sanayinde kullanabiliriz.”

 Bitkiler bilimsel isimleriyle anılmalı

Bitkiler konusunda bilimsel bilgilere ve güçlü bir bilince sahip olmak için bu konuda iyi bir eğitim almak gerektiğine vurgu yapan Dr. Selçuk Ertekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bitkileri tanıma sadece belli uzmanlara özgüdür. Yani bitki sistematiğinde uzman kişiler ancak bir bitkiyi bilimsel ismiyle tanır ve dünyada geçerli isim de odur. Bir bitkiye yerel ismiyle hitap ettiğinizde sadece o yöredeki ismi söz konusudur. Örneğin burada menengiç dediğin bir bitkiye başka yerde çitlenbik de denir hızvan da denir. Bitkiler bilimsel ismiyle telaffuz edildiğinde dünyadaki bütün bilim insanları o bitkinin ne olduğunu bilir. İkili adlandırma ile o bitkinin hakkındaki tüm bilgilere erişebilirsiniz. Bizde aktarlarda bitki satışı yapılırken yurtdışında eczanelerde satılıyor. Özellikle eczacılar bu konuda eğitimli ve bitki sistematiği dersi alıyorlar. Bu uzman kişiler bitkinin üzerine hem bilimsel hem de yerel isimlerini yazıp kullanım şekilleriyle birlikte aynı ilaç gibi paketliyorlar. Doktor reçeteyi yazıyor ve eczacı da bitkisel hammaddeyi hazırlayıp veriyor. Bizim aktarlarda ise bitkiler birbirine karıştırılmış ve neyin ne oranda olduğu belli değil. Tabii bunu da mesleki sır olarak da saklıyorlar. Bitkileri toz haline getiriyorlar ve bitkiyi tanımak mümkün olmuyor.”

‘Aktarlar bilimsel bilgiden uzak’

Bitkisel hammaddelerin kişiden kişiye farklı tepkiler verebileceğine dikkat çeken Dr. Ertekin, “10 yaşındaki bir çocuk ile 60 yaşındaki birine tepkileri farklı olabilir. Kekik (zahter) bitkisi boğaz ve bağırsak enfeksiyonlarında çok faydalı ama yüksek tansiyon olan kişilerde kullanılmaması gerekir. Çünkü kekik yağının bu özelliği de var. Tabii aktarlarda satılan bitkiler çok güvenli değil. Aktarlar bilimsel bilgiden uzak. Sağlık Bakanlığı’nın bir dönem aktarlarda satılan bitkilerin bilimsel isimlerinin yazılarak paketlenmesi için bir yaklaşımı vardı. Ama tabii bunu gerçekleştiremediler. Böyle bir uygulama hayata geçirilebilirse iyi olur. Siz aktarda bir bitkiye papatya dersiniz ama papatyanın 50 çeşidi vardır. Bölgemizde bile 20-30 tür papatya yetişir. Ama tıbbi olanı Alman papatyasıdır. Büyük firmalar Alman papatyasını özel olarak yetiştiriyorlar ve paketleyerek eczanelerde satıyorlar. Dikkat ederseniz marketlerde birçok bitkisel çay satılıyor. Örneğin kantaron çayı satılıyor ve sakinleştirici olarak kullanılıyor. Ama bizim bölgemizde özellikle sarılığa karşı kullanılıyor. Bunlar aktarlarda satılıyor ama ne kadar güvenli? Bitkinin toplanma zamanı, toplanma şekli, kaliteli bir kurutma yapılıp yapılmadığı önemli. Sağlıklı bir kurutma olmadığında küflenme olabilir, buna dikkat etmek gerekir. Yine bitkinin tür bilgisinin, bilimsel isimlendirmesinin olması önemlidir. Tabii bitkinin kalitesini renginden ve kokusundan anlayabiliriz. Kekiğin renginin doğal yeşile yakın olması gerekir. Elinizle ufaladığınızda aromatik kokusunu vermesi gerekir” diye belirtti.

Bitkilerin tıbbi etkileri

Doğal kaynakların korunmasının ve geliştirilmesinin önemine değinen Dr. Ertekin, bitkilerin kültürel üretimine işaret ederek, “Örneğin bir iş insanı Zahter bitkisinin ekimini dikimini yapıp Türkiye piyasasına sürerse hem istihdam sağlayacak hem de doğayı korumuş olacak. Bölgenin bir ürününü Türkiye ve dünya piyasasına sunabileceksiniz. Şuan piyasada satılan kekik İzmir kekiği dediğimiz kekiktir. Hafif bir aroması olan bu kekik yerine niye zahter Türkiye piyasasına girmesin? Zahterin antimikrobiyal etkisi diğer kekik türlerine göre daha fazladır. Türkiye üniversitelerinde yapılmış birçok bilimsel çalışmada bu kanıtlanmıştır. Bölgede gribal enfeksiyonlarda kullanılan birçok bitki var. Örneğin yarpuz. Ancak Türkiye’de etkisi bilinen ve ihracatı da yapılan bitki türleri 300-500 arasındadır. Oysa Türkiye’de binlerce bitki çeşidi var. Kenger bitkisini besin olarak kullanıyoruz. Yine, kenger sakızı var ve diş etlerine iyi geldiği biliniyor. Tabii kengerin olumsuz bir etkisi de var. Tohumlarından yapılan kahve kısırlığa yol açıyor. Olgunlaşan kenger tohumları kahve gibi çekiliyor. Aslında tadı ve lezzeti güzel ama böyle bir yan etkisi de var. Bu bilgi popüler eczacılık kitaplarında var. Türkiye’deki tıbbi bitkilerle ilgili  Prof. Dr.Turhan Baytop’un güzel bir kitabı (Türkiye'de Bitkiler ile Tedavi Geçmişte ve Bugün) var. Bitkinin bilimsel ismini verir. Kullanılan kısmını, kullanım şeklini verir ve varsa bitkinin zararlı etkilerini verir. Halk arasında yapılmış bir çalışma ve Türkiye’deki tüm bitkileri içeriyor. Mesela aktarların bu kitabı okuyup bitkileri tanıması lazım.” ifadelerini kullandı.

Eşek hıyarı ölüme neden olabilir!

Aktarların belli bir eğitimden geçmeleri gerektiğini kaydeden Dr. Ertekin, “Hatta bu işi yapan eczacıların da belli bir programdan geçmeleri lazım. Bitkilerin doğru kullanımı ve dozu çok önemlidir. Bölgede eşek hıyarı (Ecballium elaterium) diye bir bitki var ve aktarlarda satılır ama tehlikeli bir ilaçtır. Sinüzüt için kullanılıyor. Eşek hıyarının meyveleri taze iken hafifçe buruna çekiliyor ve sinüslerdeki akıntıyı alıyor. Bu bitkinin fazla kullanımı beyin damarlarının, kılcal damarların çatlamasına ve kanamaya neden olabiliyor. Yani, insanı ölüme kadar götürebiliyor. Son yıllarda bu bitkinin kurutulmuşu aktarlarda toz halinde satılıyor ama bunun kullanımı hem insandan insana hem de kullanım miktarına göre etkileri değişebilir. Bunlar hakikaten tehlikeli ürünler ve insanlar şifa bulayım derken ciddi sağlık sorunları yaşayabilirler. Birçok bitki ilaç sanayinde kullanılıyor ama bitkinin yapısı çözüldükten ve etken maddeleri bilindikten sonra sentetik olarak üretiliyor. Sentetik olarak üretilen ve miktarı ayarlanan bitkilerdeki etken maddeler ilaç olarak kullanılıyor” diye konuştu.

‘Birçok bitki türü için temel çalışma yapıldı ama eczacılık uygulamasına geçilmedi’

Bitkiler üzerine oluşan geleneksel deneyimlerin tıp alanına materyal anlamında ciddi katkıları sağladığına değinen Dr. Selçuk Ertekin, şöyle konuştu: “Doğada kullanılan birçok bitkinin yararlı ve zararlı etkileri binlerce yıllık bir süzgeçten geçmiş ve iyi kötü etkileri biliniyor. Tabii bu deneyimler bilim için de avantajdır. Bir ilaç piyasaya 5-10 yılda çıkabiliyor ama yüzyıllardan gelen bir gelenek varsa bu denenmişlik bize iyi bir materyal de sağlıyor. Son yıllarda bitkilerle ilgili biyokimyasal çalışmalar arttı. Diyarbakır’da da üniversitede birçok bitki türü için temel çalışma yapıldı ama eczacılık uygulamasına geçilmedi. Örneğin meyan bölgemizde çokça tüketilen bir bitki. Baklagillerden bir bitkinin odunsu kökleri. Bitki otsu ama kökleri odunsu. Bu odunsu kökler eskiden beri eczacılıkta ve tıpta kullanılıyor. Özellikle nehir kenarlarından ve yamaç alanlardan toplanan meyan köklerinin kabuğu soyulduktan sonra temizce yıkanıyor. Sonra dövülerek liflere ayrılıyor ve suda bekletiliyor. Bu suda ise meyan şerbeti elde ediliyor. Meyanın bir özelliği de kolanın terkibine girmesi. Kolanın asıl hammaddesini meyan oluşturuyor. Eskiden de boğaz pastillerinin içerisinde tatlandırıcı olarak meyan şerbeti kullanılırdı.”

‘Bitkilerin üretimine yönelmek lazım’

Doğadan toplanan bitkilerin sınırlılığına dikkat çeken Dr. Selçuk Ertekin, bitki üretimine ilişkin şunları dile getirdi: “Meyan Türkiye’nin önemli bir ihraç ürünüdür. Siirt’te bir ara fabrikası kuruldu. Ama üretime yönelik değil, doğadan toplamaya yönelik olduğu için kaynaklar sınırlıydı. Birkaç sene fabrika çalışır ama sonra hammadde bulamazsınız. İnsanları üretime yönlendireceksiniz, alım garantisi vereceksiniz ve ürünü fabrikada işleyeceksiniz. Örneğin meyan kökünün kabuğunu soymadan 1 dolara satıyorsanız kabuğunu soyduğunuzda bunu 10 dolara satabiliyorsunuz. Yani, ürününüzün katma değerini arttırıyorsunuz. Hem katma değer artıyor hem de istihdama yöneliyorsunuz. Çok kullanılan bitkilerin üretimine yönelmek lazım. Bitkilerin üretim koşullarını belirlemek ziraatçilerin işidir. Altyapı olarak da botanikçilerden destek alınmalıdır. Bu bitkilerin sanayi üretimine geçilmesi ve buradan paketlenerek satışa sunulması gerekir. Hem toplum hem de doğanın korunması açısından en doğru yöntem budur.”

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.