Taş kaplama fabrikasyon evler

Taş kaplama fabrikasyon evler

Diyarbakır Kültür Turizm ve Musiki Derneği Başkanı Kenan Aksu, Sur’da yapımı süren Diyarbakır evlerine tepki gösterdi.

Yıkılan binaların yerine yapılan evlerin tarihi dokuya uygun olmadığını belirten Aksu, “Sur’da yapılan Diyarbakır evlerinin tamamen beton üzerine kaplama usulüyle inşa edildiğini üzülerek gördük. Diyarbakır mimarisine benzemeyen, sadece bazalt taşlarla giydirilmiş, fabrikasyon şeklinde beton yapıların inşa edildiğini görmekteyiz. Hâlbuki bizim Diyarbakır evlerinin hiçbiri bir diğerine benzemez” diye konuştu.

KİPTAŞ tarafından Sur’da yapımı devam eden eski Diyarbakır evlerine, Diyarbakır Kültür Turizm ve Musiki Derneğinde yönetim kurulu başkanı Kenan Aksu, büyük tepki gösterdi.

Eski bir Diyarbakırlı olarak kentin tarihsel, kültürel ve sosyal dokusunun korunması için yıllarca çalışma yürüten Aksu, Sur’da inşası süren evlerin, eski Diyarbakır evlerinin özüne uymadığına ilişkin görüşlerini gazetemiz aracılığı ile kamuoyu ile paylaştı. Aksu’nun görüşlerinden önemli satırbaşları şöyle:

 

‘Surların ve Hevsel Bahçelerinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmesinde %50 katkım var’

Diyarbakır’da yaklaşık 7 asırlık bir geçmişi olan bir ailenin üyesiyim. Şuanda 4 tane sivil toplum kuruluşunda başkan, başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesiyim. Diyarbakır Kültür Turizm ve Musiki Derneğinde yönetim kurulu başkanıyım. 8 senedir derneğimiz faaldir ve çeşitli faaliyetleri, etkinlikleri vardır. Memlekette Turizm, Kültür, Tarih ve maneviyatla ilgili ne varsa bunlarla ilgili Radyo ve televizyon programları, şehirlerarası kültür buluşmaları yapıyoruz. Diyarbakır’ın tanıtım günlerini İstanbul Feshane’de biz yaptık ve 1 milyona yakın kişiyi bir araya getirdik. Yine Surların ve Hevsel bahçelerinin UNESCO kültür mirası listesine girmesi için hem şahsım hem de dernek olarak 20 yıllık bir mücadelemiz oldu. Buradan iddia ediyorum, bu başarıda %50 katkımız vardır. Tabii ki, bu başarı bizim için çok önemliydi. Gönül isterdi ki, ileride surların içinin de UNESCO kültür mirası listesine girmesidir. Elbette ki, Sur’da yaşanan ve istenmeyen olaylardan dolayı bu bugün için mümkün olmasa da ileride bunun mümkün olmasını arzuluyoruz.

‘Bir bayram havası yaşadık’

Tabii ki, Surların ve Hevsel Bahçelerinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmesiyle bir bayram havası yaşadık. Bu gelişmenin bir milat olduğunu ve Diyarbakır’ın kaderinin değişeceğini ve barış süreci kadar önemli olduğunu o gün de ifade etmiştim ve sonrasında ise akın akın turistler Diyarbakır’a gelmeye başlamıştı.  Maalesef bunu istemeyenler Diyarbakır’da hendek olaylarını başlattı. Diyarbakır, büyük potansiyeli olan, kültür varlıkları olan, tarihiyle, medeniyetiyle maneviyat olarak büyük kutsiyeti olan bir şehirdir. Tabii ki, bu kadar olumlu özelliği bağrında toplayan memleketimize karşı, içerden ve dışarıdan bir takım hesaplar içinde olanlar memleketimizi bu hale getirdiler.

‘Etrafı 5,5 km surlarla çevrili olan ve 7 bin yıldır yaşayan bir şehir’

Diyarbakır, etrafı 5,5 km surlarla çevrili olan, 7 bin yıldır yaşayan bir şehir ve tarihsel süreç içinde birçok medeniyete ev sahipliği yapan kadim kimliği ile dünyadaki tek şehirdir. İnsanların göçebe hayattan yerleşik hayata geçtiği ve kültürün bütün dünyaya yayıldığı bir merkez olduğu Çayönü’nde bulunan kalıntılarla da ispat edilmiştir. İslamiyet’in ilk olarak Anadolu’ya yayıldığı şehirdir Diyarbakır ve sahabeleriyle de kutsal bir coğrafyadır.

‘Diyarbakır evlerinin hiçbiri bir diğerine benzemez’

Diyarbakır’da son iki yılda yaşananlar geride kalırken, şimdi önümüzde Sur’un yeniden ve özüne uygun bir şekilde yapılaşması görevi durmaktadır. Hâlihazırda Sur’un yeniden inşası ve ihyası çerçevesinde yürütülen çalışmalar var ve bu çalışmalardan biri de KİPTAŞ tarafından yapılan Diyarbakır evleri projesidir. Ancak basına yansıyan görüntülere baktığımızda Sur’da yapılan Diyarbakır evlerinin tamamen beton üzerine kaplama usulüyle inşa edildiğini üzülerek gördük. Diyarbakır mimarisine benzemeyen, sadece bazalt taşlarla giydirilmiş, fabrikasyon şeklinde beton yapıların inşa edildiğini görmekteyiz. Hâlbuki bizim Diyarbakır evlerinin hiçbiri bir diğerine benzemez.

‘Orhan Cezmi Tuncer, Sur’u kayıt altına aldı’

Diyarbakır’ın eski evleri ve Sur’daki tarihi yapıların her birini bir bir kayıt altına alan bir çalışma bundan yıllar önce Orhan Cezmi Tuncer tarafından yapılmıştı. Bu çalışmanın kitaplaştırılmış hali bütün Diyarbakırlıların elinde mevcuttur. Sur’un mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev rölövesi yapılmış, mimarisi çizilmiş, tek tek fotoğraflanmış bir kitaptır bu ve Diyarbakır’a sevdalı herkesin evinde bu çalışma bulunmaktadır. Biz, tam da bu çalışmadaki gibi Diyarbakır’ın eski halini, o dar sokaklarını istiyoruz. Sokakların dar ve kıvrımlı olması hava sirkülâsyonunun sağlanması içindir. Şimdi gidin İspanya’ya, İtalya’ya daracık sokaklar, çünkü insanlar geniş alan, meydan, sokak istemiyor ki. Sokaklarının dar olması bu memleketin özünü yansıtmaktadır. Sokakları genişletmekle şehrin dokusu bozuluyor. Yine, bugünkü olduğu gibi evlerin aslına, özüne uygun yapılmaması bizim ruhumuzu öldürmektedir. Ben eski bir Diyarbakırlı olarak bugün inşa edilen yapılarda bir ruh bulamıyorum. Biz, eski Diyarbakır’ı istiyoruz.

 

‘Ben eski Diyarbakır’ımı istiyorum’

Bugün Sur’da eski bir evi vatandaş onardığı zaman Anıtlar Kurulu, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu ve ilgili birimler bu onarımın aslına uygun yapılması için denetim yapıyorlar. Peki, bugün Sur’da yapılan beton üzerine bazalt kaplama evlere kim, neden izin veriyor? Ben bir eski Diyarbakırlı olarak o sokaklarda çocukluğum geçti. Ben eski Diyarbakır’ımı istiyorum. Diyarbakır’ın eski evlerinin mimarisi birbirinden farklıdır, hiç biri birbirine bire bir benzemez ama bugün Sur’da yapılan evler hemen hemen birbirinin benzeri. Mesela bizim büyük avlularımız vardı, avlu içinde eyvanlarımız vardı. Eyvanların içinde havuz vardı. Yeni yapılan yapılarda ise evlerin önünde süs havuzlarının yapıldığını gördüm. Diyarbakır’ın eski mimarisinde evlerin yarısı bazalt yarısı beyaz kerpiç değildi. Evlerin hem içi hem de dışı çok farklı. Diyarbakır mimarisi her şeyiyle kendine özgüdür ve bu özgünlük Diyarbakır’ın iklimi, kültürü ve sosyal yapısıyla bir bütündür. Diyarbakır’daki evlerin bir bölümü yazlık bir bölümü kışlıktır. Diyarbakır evlerinin mimarisini hayranlıkla izlerdik, çünkü bu mimari bu toprakların ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Diyarbakır mimarisini başka bölgelerdeki tarihi evlerle karıştırmamak lazım. Şuan yapılan evlere baktığımızda ise beton üzerine bazalt taşlardan bir giydirme, başka da bir şey yok. Beton üstüne kaplama bir ev eski Diyarbakır evi olamaz. Bazal taş ile yapılan evlerin duvarlarında taşlar arasındaki derzlerin dahi muhteşem bir estetiği vardır ama burada onu da göremiyoruz, dümdüz bir duvar. Diyarbakır evlerinin özelliği bu değildir. Diyarbakır’ın eski evleri var, Diyarbakır evleri üzerine yazılmış kitaplar var, hiçbir şey yoksa Sur’un maketi var, bari oradan bakıp yapsaydılar. Bugün yapılan mimari bence yanlış ve bizim özümüzü yansıtmıyor.

‘Biz, boş meydanlar istemiyoruz’

Yurtdışından buraya her sene gelen Diyarbakırlı gayrı Müslimler var. Diyarbakır’dan göç edip gitmiş olan ve Diyarbakır’ın eski halini görmeye gelen Diyarbakırlılar var. Şimdi bu sokaklar nerede, sokaklarını görmeye gelenler ne yapacak, sokakları ortada yok. Bizim istediğimiz Diyarbakır’ın eski sokakları, eski mimarisidir ve bunun yapılmasını istiyoruz. Biz, boş meydanlar istemiyoruz, Diyarbakır’ın sokaklarını istiyoruz. İtfaiye için geniş sokak falan ille de gerekli değil, İtalya’da bu sorun çözülmüş, yangın tehlikesine karşı her yere su borusu çekilmiş, yangına karşı su vanaları konulmuş. Bundan birkaç yıl önce Sur’un kurtarılması için Toledo projesini öneren benim. Ben bu projeye senelerimi verdim. Toledo, İspanya’da kültür varlıklarının korunası için yapılan bir şehir ama onların kültür varlıkları bizim yüzde birimiz bile değil. Orada ne yapılmış, tescilli yapılar ortaya çıkarılmış, yeni yapılar oradan arındırılmış ve şehir komple turizme kazandırılmış. İspanya turizm gelirinin 4/1’ini orası karşılıyor. Diyarbakır, Sur Toledo projesine göre yapılsaydı bu 500 adet fabrika demekti ve burası Türkiye ekonomisini beslerdi. Toledo yapılırken radikal önlemler alınmış, şehrin lojistiği kesilmiş. Yani, yolunu, suyunu, elektriğini kesmişler, yoksa bunu 20 yılda yapamazlardı. Ayrıca Toledo projesinde devletin parası da gitmemiş, yap işlet devret modeli ile yapmışlar. Sur’da da böyle yapılabilirdi, özel müteşebbislere açılırsa çok daha hızlı ve kolay olur her şey.

Sur’daki inşa çalışmaları, STK’lar ve konunun uzmanı kurumların incelemesine açılmalı

Şuan Sur’da KİPTAŞ tarafından yapımı sürdürülen evleri sadece basına yansıyan görüntüler üzerinden görebiliyoruz. Ancak bu evlerin STK’lar, Mimarlar Odası ve ilgili Kültür kurumları tarafından gezilip görülmesi, incelenmesi gerekiyor. Çünkü bu yapılan evlerin eski Diyarbakır mimarisine uygun olup olmadığı yerinde görülüp incelenmeli ve eksiklikleri, yanlışlıkları tespit edilerek bir sonraki yapılarda bunların yaşanmaması açısından öneriler paylaşılmalıdır. Keşke bir örnek yapılsaydı ve bütün bu kurumlar çağrılıp incelemeler yapılabilseydi. En azından bundan sonra yapılacak evler için bu müdahale imkânları sağlanabilirse kültürel mirasımızın korunması için daha sağlıklı bir yöntem olacağı kanaatindeyim.

‘Sırf aceleyle yapılsın bitirilsin diye beton üzerine kaplama olmaz’

Bu memleketin tarihsel ve kültürel dokusu Batıdakilerle aynı olmaz. Bir Safranbolu evi ya da bir Ankara Kale içindeki evler gibi olmaz. Diyarbakır’ın kendine has bir mimarisi var ve sırf aceleyle yapılsın bitirilsin diye beton üzerine kaplama olmaz. Diyarbakır evinde laminant parkenin, kalorifer peteğinin işi ne? Diyarbakır’ın eski evlerinde çok güzel işçilikler vardı.”

Sıkı bir ön araştırma yapılmalıydı

Dicle Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi İnşaat Bölümü eski öğretim üyesi Murat Akın, Sur’da yapımı süren Diyarbakır evleri hakkında görüşlerini şu şekilde dile getirdi:  “2012 yılında emekli olduktan sonra kendi alanımda serbest olarak çalışıyorum. Sur’daki yeniden inşa projesine ilişkin kendi payıma şunları ifade etmek isterim. Aslında bu gibi projelere başlanmadan önce hazırlık evresinde çok uzun ve ayrıntılı bir araştırma yapılması gerekmektedir. Bu araştırmanın içerisinde kentin tarihi geçmişi, tarihi dokusu, toplumsal yaşam, sosyal hayat vb. konularda bu mekânlarda oturan insanların kültürleri ve geçmişleri, sosyal doku derinlemesine araştırılmalı ve çok sayıda kaynak göz önünde bulundurulmalıdır. Bu araştırmalar yapılmadan sadece bir beton taşıyıcı sistem zihniyeti ile ve kentin dokusunu asla yansıtmayan bir projeyi uygulamanın hiçbir anlamı yoktur.

‘Karşınızda yapay, fabrikasyon, suni bir yapı var’

Dışarıdan gelen bir yabancı turistin, bu proje bittiği zaman oradaki tarihi dokuyu hissetmesi, yaşaması ve özümsemesi asla mümkün değildir. Düşünün, karşınızda yapay, fabrikasyon, suni bir yapı var. Siz, Diyarbakır’a gelen yerli ve yabancı turistlere Diyarbakır eskiden buydu dediğinizde onlara bu hissi veremezsiniz ve gülünç bir duruma düşersiniz. Dolayısıyla bütün bunlar göz önünde bulundurulmadan böyle bir projenin hayata geçirilmesini yanlış buluyoruz. Bu yanlış adımlardan biran önce geri dönülerek doğru bir proje ile buradaki yapılaşmanın aslına uygun bir şekilde yapılmasını istiyoruz. Tabii ki, burada bugünün gerçeklerini de göz önünde bulundurmak gerekir. Bir kenti, tamamen taş işçiliği ile yapmak maddi olarak çok külfetli olacağı gibi zaman açısından da çok sıkıntılı olacaktır. Bir master plan hazırlanarak aşama aşama ada ada bu projenin hayata geçirilmesi çok daha doğru olur kanaatindeyim ve bugünkü projenin ise gözden geçirilmesi gerektiği düşüncesindeyim.”

 

Ali Abbas Yılmaz /Özel

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.