Şeyhmus DİKEN

Şeyhmus DİKEN

Tozu kalsın

Hatıralarınızın, Yaşanmışlıklarınızın, Hikâyelerinizin izinin dahi kalmadığını bilerek bir hırsız gibi girersiniz sokaklara!

 ‘Acaba geride size geçmişinizin bir karesini anımsatacak yol, iz, bir taş parçası kalmış mıdır’ o sokaklarda diyerek eliniz yüreğinizin tam da üzerinde girersiniz.

İşlediğiniz kaçak göçek suçun farkındasınızdır. ‘Aman sende, olacağına varır, görmeli ve yüzleşmeliyim’ hâl ve ahvali içindesinizdir.

Gözleriniz bir anda derin bir boşluğu, yaban ve virane bir vandallığı işaret eder. Gayri ihtiyari gözlerinizi oğuşturursunuz!

Gördüklerinizin zahiri değil, gerçek olduğunun farkına varmanız birazcık zaman alır. Zaman o ana dairdir, belki bir kaç dakika.

Ama değildir, bütün bir hayat flu bir film şeridi gibi sanki size ait olmayan hayatların, izlediğiniz ama görüntüleri giderek hafızada silikleşmiş bir filmin kareleri gibi algı yaratır.

Her bir şey; size, ait olduğunuzdan tıpkı adınız sanınız gibi emin olduğunuz her bir şey, artık yoktur. Koca toz tabakaları kümelerine bürünmüştür hemen her yer. Her ayak bastığınızda içine gömülen toz, toz ve toz.

Gözleriniz artık kaba ve gerçek olana tanıklık ediyordur. Yakın zamanlara kadar size ait ve size dair her bir şey, adeta hiç bir şeye dönüşmüştür ve artık yoktur. Yok, yok ve yok! Halbuki oradaydılar; evler, sokaklar, mahalleler...

Oradan, artık izi bile size ait olmayan, olmayacak olan o göz alabildiğine tozla kaplı meydanlık alandan kaçarcasına çıkarsınız.

Sonra oturacak bir yer, sırtınızı yaslayabileceğiniz bir taş arar ve bulursunuz.

Oturursunuz. ‘Bu, ben miyim’ diye sorarsınız kendinize! Belki değilsiniz! Belki aslında siz de yoksunuz, yoktunuz. O hayatlar başkalarına ait miydi ne! Sizi birileri o hayatların yaşandığına dair bir filme mi ekledi, sahi!

Sonra iç sesiniz ‘kendine gel, o sensin bütün bunlar senin başına geldi’ der. Döne, döne yineler ‘o sensin, o sensin, o sen, o...’ der hafifleyerek kaybolur sesin.

Birden gözlerin pabuçlarına takılır. Kesif bir toz tabakasıyla kaplıdır. Rengi kahverengiden patlıcan moru ile gri karışımına dönüşmüştür. 

Kalkarsın oturduğun ve sırtını yasladığın yerden. Hafif bir baş dönmesi yaşar sonra toparlarsın. Ve yürürken kendine, sadece kendine söylenirsin; Tozu Kalsın...

03 Kasım 2020 / Diyarbekir

Şeyhmus Diken

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Şeyhmus DİKEN Arşivi

Yüz, Sıfat, Çehre ya da Maskeli Balo...

26 Aralık 2020 Cumartesi 05:13

Altay Martı Gideli...

19 Aralık 2020 Cumartesi 05:50

Şairin Muhalifliği

12 Aralık 2020 Cumartesi 05:43

Tanıklık, Sorumluluktur

05 Aralık 2020 Cumartesi 05:05

Mutfağa 'Hırsız' Girince!

28 Kasım 2020 Cumartesi 05:55

Mehmed Uzun’a on üçüncü yıl mektubu

21 Kasım 2020 Cumartesi 06:08

Rûya ve Gerçek!

14 Kasım 2020 Cumartesi 05:24

Diş Hediğinin kader çizgisi

31 Ekim 2020 Cumartesi 05:07

Roman Kahramanı Ölünce!

24 Ekim 2020 Cumartesi 05:05

Sükut Suikasti’ne Uğramak!

17 Ekim 2020 Cumartesi 06:23