Tülay Hatimoğulları: “Süreç sürprizlerle uzatılmamalı”
TİGRİS HABER - Sözlerine YENİ Parti'yi tebrik ederek başlayan Hatimoğulları, "Yola YENİ Parti ismiyle devam eden Sayın Özgür Özel'e ve partinin tüm üyelerine buradan tebriklerimizi bir kez daha iletiyorum ve YENİ Parti'nin ülkemizin demokrasisine, hukukuna katkı sunacağımıza olan inancımızı bir kez daha belirtmek isterim" dedi.
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın son yapılan görüşmede 27 Şubat Çağrısı'nın ruhuna bağlı kalma iradesini ve kardeşlik hukukunu gözeten yasal bir zeminin gerekliliğini bir kez daha vurguladığını hatırlatan Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:
"'Dar, günü kurtaran yaklaşımlardan çıkılmalı; yasa, bir dönemin ve yeni bir sayfanın başlangıcı olmalıdır' diyor ve son görüşmede Sayın Abdullah Öcalan bütün halklarımıza selam ve sevgilerini gönderdi. Bakın bu yaklaşım Sayın Öcalan'ın bu yaklaşımı 10 yıllardır süren çatışmaların bitirilmesi, hukuki ve yasal adımların atılması bakımından tarihi, muazzam bir zemini ortaya koyuyor. Bu yaklaşımın, bu zeminin özü açık, net: Ortak eşit yaşam, hukukla tanımlanınca, yasayla somutlaşınca hakiki olur. Kürt meselesinin demokratik çözümü, devletin sürekli ertelediği bir dosya olmaktan çıkarılmalı. Kürtler bugüne kadar hep inkar edildi, hep yok sayıldı. Dilleri yok sayıldı, varlıkları yok sayıldı, isimleri yok sayıldı. Bugünse Kürtler ve dostları toplumsal barışı inşa etmek için çaba harcayan bir seviyeye gelmiş durumda, mücadele eden bir seviyeye gelmiş durumda, müzakere eden güçlü bir seviyeye gelmiş durumda.
Bu süreçteki muhataplarımız, onlara da bu konuda seslenmek isterim: Dönüş meselesi dar yorumlanmamalı. Dönüş, sınırların kapısından geçmekten ibaret değildir. Son günlerde çok konuşulan Odessa Destanı'nda ifade edildiği gibi; eve varmakla eve dönmek aynı şey değil. Dönüş; sürgündekinin ülkesine, cezaevindekinin ailesine, KHK'lının ihraç edildiği mesleğine, kayyımla iradesi alınan halkın ve seçilmişlerin belediyelerine, yargılananların siyasal hayata dönmesi demektir. Yani topluma dönüş, işe dönüş, söze dönüş, memlekete, toprağa dönüş... Gerçek barışın coğrafyası da buradan ve böyle başlar. Bu bağlamda çerçeve yasadan beklenti nettir: Bugünün geçişini düzenlerken yarının demokratik düzenini güvenceye almak, barışın yönünü günlük siyasetin rüzgarına bırakmamaktır."
"YENİ SÜRPRİZLERLE SÜREÇ UZAMAMALI"
Hatimoğulları, bu sürecin İmralı'da Öcalan tarafından yürütüldüğünü belirterek, "Çerçeve yasa bunu yok saymadan, ortaklaşılmış bir formülü içermelidir. Bu yasada Sayın Öcalan'ın bu süreci ileriye taşıyabilmesinin olanakları açılmalıdır. Özgür yaşar ve özgür çalışır koşulların artık acilen hayata geçmesi lazım. Hiç vakit kaybetmeksizin bu haftadan itibaren, bugünden itibaren gazeteciler, siyasetçiler, hukukçular, kadın örgütleri, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri, toplumun farklı kesimleri herkes artık İmralı'ya gidebilmeli ve Sayın Öcalan'la görüşebilmelidir" diye konuştu.
İmralı Heyeti'nin son İmralı ziyaretinde oluşan mütabakatın olduğu gibi yasaya yansıması gerektiğini vurgulan Tülay Hatimoğulları, "Üzerinde konuşulan, ortaklaşılmış, mütabık kalınmış her şeyin bu yasaya yansıması lazım. Çerçeve yasanın yasanın kapsamı, içeriği bir mütabakatla çıkmalı ki pratikte karşılığı olsun, kağıt üzerinde kalmasın. Hiçbir şey oldu bittiye de getirilmemeli. Yeni sürprizlerle de bu süreç uzamamalı, uzatılmamalıdır" dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, "Dönüş, sınırların kapısından geçmekten ibaret değildir. Son günlerde çok konuşulan Odessa Destanı'nda ifade edildiği gibi; eve varmakla eve dönmek aynı şey değil. Dönüş; sürgündekinin ülkesine, cezaevindekinin ailesine, KHK'lının ihraç edildiği mesleğine, kayyımla iradesi alınan halkın ve seçilmişlerin belediyelerine, yargılananların siyasal hayata dönmesi demektir. Bu bağlamda çerçeve yasadan beklenti nettir. Bugünün geçişini düzenlerken yarının demokratik düzenini güvenceye almak, barışın yönünü günlük siyasetin rüzgarına bırakmamaktır" dedi.
Hatimoğulları, şu anda yurttaşın en temel sorununun beslenme, gıdaya erişim olduğunu söyleyerek "Türkiye'de tarım politikasında milyonlarca yurttaşın midesini kurutan bir pozisyona gelmiş durumda. Üreticinin belini kırmış durumda. Bugün vereceğim rakamlar inanarak, talimatla rakam bildiren TÜİK'in bizzat kendisinin rakamıdır. Gübrede yüzde 63, mazot ve enerjide yüzde 40, yemde yüzde 35, gıdada yüzde 36 zam yapılmış durumda. Peki çiftçi ürününü nasıl satacak, kaça satacak? İnanın, eski fiyata, yani geçen senenin fiyatına ya da daha altında satmak zorunda kalıyor. Ve bir düşünün, maliyetiniz iki katına çıkmış ama ürün fiyatınız aynı. Bu insanlar nasıl ayakta kalacak? Buradan bu soruyu ben iktidara altını kalın çize çize soruyorum: Bu üretici nasıl ayakta kalacak, çiftçi nasıl ayakta kalacak? Siz bu politikalarla adeta çiftçiyle, üreticiyle dalga geçiyorsunuz, farkında mısınız" diye tepki gösterdi.
İktidarın çiftçiyi tüccarın vicdanına bıraktığına dikkati çeken Hatimoğulları, "Tüccar da geçen yılın fiyatının da altında alım yaptığı için çiftçi borçla ekiyor, borçla biçiyor, yatağına da borçla giriyor. Dün Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği Başkanı Raşit Kaya ile görüştüm. Ve kendisi bizimle şöyle bir tabloyu paylaştı. Şunu söyledi: 'Türkiye'de soğan üretiminin maliyeti 15 TL. Türkiye'de soğan üretiminin maliyeti 15 TL. Ama Mısır'da, İran'da, Özbekistan'da 3 TL. Ve biz bunlarla rekabet edemiyoruz' diyor. Bakın, İran'da savaş var, değil mi? Ama orada soğanın maliyeti Türkiye'den daha ucuz. Bugün bu iktidar milyonlarca insanı gerçekten soğana muhtaç etmiş durumda. Ve dert sadece soğan değil tabii ki. Fındık üreticisi dertli, çay üreticisi dertli, buğday üreticisi dertli, dertli de dertli. Peki bu iktidarın sunduğu çözüm nedir? Üretemiyor musun oturduğun yerde...Sunduğu çözüm ise ithalat" dedi.
HATİMOĞULLARI'NDAN ŞİMŞEK'E: "YAZDIĞINIZ REÇETELER ARTIK TUTMUYOR"
Hatimoğulları, emekçilerin, emeklilierin geçinemediğini belirterek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e şöyle seslendi:
"Yazdığınız klasik reçeteler artık tutmuyor. 'Faizi arttır, enflasyonu düşür' ezberi artık tarihe gömülmüş durumda. İki yıldır emekçinin, yoksulun kemerini sıkıyorsunuz, olmuyor. Tutmuyor bu politika ve tutmayacak. Ne zaman neoliberal, piyasacı, rantçı ekonomiden vazgeçilirse; ne zaman başta tarım olmak üzere dışa bağımlılıktan vazgeçilirse işte o zaman Türkiye rahat bir nefes alır. Bakın, şu örnekten ilerleyebiliriz: Türkiye'de tarımı yeniden diriltmek için yapılması gerekenlerin altını bir kez daha çizeceğim: Üreticiye taban fiyat garantisi verilmeli, girdi maliyetleri, yani gübre, mazot, yem, elektrik, sulama doğrudan sübvanse edilmeli, üretici kooperatifleri güçlendirilmeli, küçük ölçekli çiftçiler, faizsiz destekleme kredileri sağlanmalı, çiftçinin banka ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları belli ölçeklerde silinmeli ve bazı borçlar faizsiz bir şekilde yapılandırılmalı, icra baskısına da son verilmelidir, üretim planlaması bilimsel bir veriyle ve üretici örgütlerle birlikte ithalata değil, yerli üretime dayalı yapılmalı, üretici ve tüketici arasındaki aracı zinciri azaltılmalı, gıda tedarik zincirleri yeniden düzenlenmelidir."
"Barış ve Demokratik Toplum Süreci"nin başarıyla sonuçlanmasının da bu açıdan çok önemli olduğunu söyleyen Hatimoğulları, "Barış sağlanınca boşaltılan binlerce köy, mezra, mera yeri... Buralara geri dönüş teşvik edilmeli. Özel olarak bunun çalışması yürütülmeli. Mayınlı araziler tamamen temizlenmeli ve tarıma açılmalı. Tarım ve hayvancılık burada yeniden canlandırılmalıdır" dedi.
Altı yılı aşkın süredir hakikatin önüne örülen kalın bir duvarın varlığına işaret eden Hatimoğulları, Gülistan Doku soruşturmasına atıfta bulunarak, "Bu ülkenin adaleti, kayıp bir kadının izini ne kadar cesaretle sürdüğüyle ölçülür. Gülistan'ın izini sürmek yerine; dijital izlerin silindiği, hastane kayıtlarının karartıldığı, kamu gücünün bazılarını korumak için kullanıldığına dair ağır gerçeklerle karşı karşıyayız. Bugün dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in, eşinin, oğlunun, polislerin ve kamu görevlilerinin soruşturma kapsamında tutuklanması sıradan bir gelişme değil. Soruşturma; kasten öldürme, cinsel saldırı, delilleri yok etme, suçluyu kayırma gibi vahim durumları kapsıyor. Bu tablo aynı zamanda Süleyman Soylu döneminin özetidir. Bu dönem bütünlüklü olarak mercek altına alınmalıdır. Devlet gücünü kullanarak suç işlediği ya da suçu örttüğü iddia edilen her kimse hesap vermelidir" diye konuştu.
"AİLELERİN ACISINI YÜREKTEN PAYLAŞIYORUZ"
TBMM'de çocuklara dair bir yasa teklifinin gündeminde olduğunu hatırlatan Hatimoğulları, "Bu teklif çocukları korumuyor ne yazık ki. Onlara daha fazla, daha uzun süreli hapis cezaları getiriyor. Yoksulluğu, çocuk işsizliğini, eğitimsizliği, istismarı görmüyor bu yasa. Devletin sorumluluğunu adeta çocukların üzerine, omuzlarına atan bir yasa. Çocukların neden okulda değil de fabrikada, tarlada ya da sokakta olduğunu konuşmadan cezayı ağırlaştırmak istiyorlar; bu adalet değil" dedi.
Son altı ayda 36 çocuğun iş cinayetinde yaşamını kaybettiğini belirten Hatimoğulları, "Suçun kökeninde bireysel bir yönelim değil, toplumsal bir hakikat yatar. Sosyolojisi ve psikolojisi büyük oranda da sınıfsallıktan gelir. Çocukluk denen hakikati görmezden gelip popülist düzenlemelerle günü kurtarmak gelecekteki nesillere karşı büyük, ama çok büyük bir vebaldir. Türkiye'de çocuk yaşta akranlarını hayattan koparan cinayetler gerçekleşmedi mi? Gerçekleşti, doğrudur. Tanıklık ettik bunlara. Kesinlikle başka aileleri olmak üzere bütün toplum için, bizler için bu çok büyük bir acı. Çok çok büyük bir acı. Telafisi zor bir acı, bunun farkındayız ve bu ailelerin acısını bütün kalbimizde hissediyoruz. Bu ailelerin acısını yürekten paylaşıyoruz" ifadelerini kullandı.
"EVE VARMAK İLE EVE DÖNMEK AYNI ŞEY DEĞİLDİR"
Hatimoğulları, iki yıldır yürütülen sürece yönelik çerçeve yasa çalışmalarıyla ilgili, "Çerçeve yasa için artık son düzlüğe girilmiş durumda. Bu, tüm Türkiye'yi ilgilendiren bir konu ve dar, polemikçi, birbirini yıpratan, sürece dönüşmemesi için herkesin büyük bir sorumlulukla davranması gerekiyor. Her siyasi parti bu konuda elbette ki farklı düşünüyor olabilir. Bundan daha doğal da bir şey yoktur. Ama ortada bir mesele var ki Kürt meselesi. Bu ülkenin 100 yılı aşkın temel bir meselesi. Bir asırdır şiddetle ve inkarla çözülmeyen, çözülen değil de apaçık ortada olan bir mesele. Bütün siyasi partilerin bu tarihsel sorumlulukla hareket ederek barışın kapısını açacak bir yasanın çıkması için elini taşın altına koyması son derece tarihidir ve önemlidir" dedi. (ANKA)




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.