Yatağını arayan nehir
Dikotomi Tuzağında Siyaset ve Toplum
Modern dünyanın en büyük çıkmazlarından biri,Eski Yunancadan bugüne ulaşan tek bir kelimede saklıdır: DİKOTOMİ..
İkiye bölmek, ikiye ayırmak, iki seçenek arasında bırakmak…
Bugün gerek yerel siyasetin koridorlarında gerekse ulusal ve küresel sahnede tam da yaşadığımız budur. Siyaset,toplumları ortak paydada buluşturma sanatı olmaktan uzaklaşarak; insanları iki uzlaşmaz kampa ayıran, ortadaki gri alanları yok eden bir mekanizmaya dönüşmektedir. Önümüze konulan reçete hep aynı keskinliktedir: Ya bizdensin ya onlardan. Böylece toplumsal zihnimiz,siyah ve beyazdan başka renk tanımayan bir filmin içine hapsedilmektedir.
Gelenek ile Modernitenin Sahte Savaşı
Bu dikotominin en köklü ve en çok istismar edilen cephesi, gelenek ile modernite arasında örülen hayali duvardır. Siyaset,yüzyıllardır bu topraklarda kök salmış değerleri modern dünyanın dinamizmiyle buluşturmak yerine, bu iki kavramı birbirini yok etmesi gereken iki düşman gibi sunmaktadır.
Oysa bu toprakların düşünce dünyasını etkileyen isimlerden Hegel,asırlar önce bu keskin kamplaşmaya farklı bir pencereden bakıyordu.Diyalektik anlayışına göre gelenek ve modernite, birbirini yok etmesi gereken mutlak karşıtlar değil,tarihin ilerleyişini mümkün kılan iki zorunlu aşamadır.Bir tarafta tez, diğer tarafta antitez vardır.Asıl ilerleme ise taraflardan birinin zaferiyle değil, ikisinin daha yüksek bir düzlemde senteze ulaşmasıyla mümkündür.
Bunu anlamanın en güzel yolu bir nehre bakmaktır.Gelenek, asırlardır toprağa yön veren derin bir nehir yatağıdır.Modernite ise o yatağın içinden coşkuyla akan yeni sudur.Nehir yatağı olmadan su taşkına dönüşür; yönünü ve bereketini kaybeder. İçinden yeni su akmayan yatak ise zamanla kurur, çatlar ve çölleşir.Bugün siyasetin bize sorduğu soru şudur:"Nehir yatağını mı seçeceksin, yoksa suyu mu?"Oysa bu soru başlı başına yanlıştır. Asıl maharet, kökleri korurken yeniliğe yön verebilmek; yatağın güvenliğinde, suyun enerjisiyle geleceğe akabilmektir.
Duygusal Dikotomi: Sempatiden Empatiye
Bu düşünsel körlük, yalnızca fikirlerimizi değil,duygularımızı da kuşatmaktadır. Dikotomik siyaset, insan ilişkilerini de iki uç arasında sıkıştırmaktadır: sempati ve antipati.
Kendi mahallesine duyulan koşulsuz bağlılık sempatidir. Bunun tam karşısında ise ötekine yönelen dışlayıcı tavır, yani antipati yer alır.Bugün sokakta, kahvehanede, televizyon ekranlarında ve sosyal medyanın sert algoritmalarında gördüğümüz kutuplaşma; işte bu sempati ile antipatinin yıkıcı çatışmasından beslenmektedir.
Oysa ne yalnızca kendi doğrusuna sempati besleyerek ne de karşı tarafa antipati duyarak sağlıklı bir toplum kurulabilir. Bu kör döngüyü aşan gerçek sentez empatidir. Empati; sempatinin körlüğünü ve antipatinin öfkesini aşarak, karşısındakini anlamaya çalışan, farklılıkları tehdit değil zenginlik olarak gören olgun bir toplumsal bilinçtir.
"Biz ve Onlar" İllüzyonunu Bozmak
Tarih gösteriyor ki toplumları ileriye taşıyanlar, sadece kendi mahallesinin marşını söyleyenler değil; farklı mahalleler arasında köprü kurabilenlerdir. Çünkü ne yatak tek başına anlam taşır ne de su.
Bugün hem yerelde hem de ulusal ölçekte ihtiyaç duyduğumuz şey, bizi sürekli iki uç arasında seçim yapmaya zorlayan kutuplaştırıcı siyaset anlayışını sorgulamaktır. Dünya, bize anlatıldığı gibi yalnızca siyah ve beyazdan ibaret değildir.Hayatın kendisi,kültürüyle, insanıyla ve tecrübeleriyle sayısız rengin bir araya geldiği büyük bir bütündür.
Siyasetin bizi içine çekmeye çalıştığı bu sahte dikotomiyi reddetmek, sadece siyasi bir tercih değil; aynı zamanda bir vatandaşlık ve insanlık görevidir. Gelenekle barışık, moderniteye açık ve empatiyle çoğalan bir toplumsal aklı inşa edemediğimiz sürece değişen yalnızca aktörler olacaktır; sahne aynı, senaryo aynı kalacaktır.
Çünkü nehir, yatağını kaybettiğinde yönünü, toplum ise empatisini kaybettiğinde geleceğini kaybeder.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.