Melis KANDEMİR

Melis KANDEMİR

BAZALT TAŞLARDAKİ ÇOĞUL HAFIZA

Bir şehri anlamak için bazen haritasına değil,taşlarına bakmak gerekir.Daha da önemlisi,o taşların arasında kalmış sesleri duymak gerekir.Çünkü şehirler yalnızca binalardan ve meydanlardan ibaret değildir.

Bir kentin gerçek hafızası avlularda söylenen ninnilerde,kapı önlerinde edilen sohbetlerde, komşunun kapısını çalan selamda ve aynı sofrada paylaşılan demli çayda saklıdır.

Kentimizde yıllardır uygulanan ve kentin hafızasını aşındıran politikalar,şehrimizin kadim dokusunu yeterince yaralamıştır.

Gerek ekonomik gerekse güvenlik politikaları sonucunda yaşanan göç ve hızlı kentleşmeye,yerel yönetimlerin çare olarak uygulamaya koyduğu imar planları da eklenince şehir adeta cansız bir kadastro kağıdına dönüşmüştür.

Bir yandan kentin çeperlerinde yükselen beton perdeler ve dikey mimari yeni bir toplumsal sosyoloji yaratırken,diğer yandan Suriçi'nin çok sesli ruhu zedelenmiş,eski komşuluk ilişkileri de giderek aşınmıştır.

Oysa Suriçi'ne baktığınızda bazalt taşların arasına sinmiş yüzyıllık bir hayatı görürsünüz.Ayakta kalan tarihi eserler,yüzyılların toplumsal hafızasını katmanlarında saklayan kentin tapusu gibidir.

Surlar hala o kadim ezgiyi mırıldanıyor.

Sur taşlarına işlenen her medeniyet, kendi ayak izini bırakırken aslında ortak bir kederin mozaiğini örmüştür.

Suriçi'ndeki her evin avlusu,mahallenin küçük ve mahrem sahnesidir.Ağıt da ninni de düğün havası da önce bu avlularda duyulur,sonra sokağın ana damarlarına taşınırdı.Evlerin avlusu, komşuları birbirini duymaya zorlayan bir mimari ahlaktı.

Belki de avluların en büyük sırrı buydu:İnsanları birbirlerinin hayatına ortak etmek. Bir evde doğan çocuk sokağın çocuğu olur, bir evden yükselen acı bütün mahalleyi sarar,bir düğünün sesi duvarları aşardı.

Yıllar öncesine kadar aynı sokakta Kürtçe, Zazaca,Türkçe, Arapça, Ermenice ve Süryanice bir arada yankılanırdı.Diller ayrıydı,ancak sevinç ve keder birdi.Selam,taziye ve düğünler ortaktı.Dillerin kelimeleri farklıydı,evet;ancak acının, sevincin ve komşuluğun dili hep aynıydı.

Bugün dikey mimarinin duvarları arasında yalnızlaşan insan,o avlulardaki sesi özlüyor.

Sokakların biçimi değiştiğinde komşulukların biçimi de değişti.

Bazı eski sözcükler unutulmuş,bazı isimler silinmiş olsa da bu coşku yeni sözlerle yeniden söylenmeye devam ediyor.

Surlar,çok sesli bir coğrafyanın adeta arşivi ve konuşmasıdır. Suriçi'ndeki komşuluk ise bu kenti ayakta tutan görünmez bir hafıza sütunudur.

Ve bütün bunların arasında hala demli çay var.Bu şehirde keder de neşe de demli çayların eşliğinde olgunlaşmıştır.

Uzun sohbetler,taziyeler ve barışmalar aynı masada yer bulmuştur.Çay bazen bir ikramdan fazlasıdır,insanları aynı masada tutan sessiz bir bahanedir.

Ancak bu kadim hafıza bütünüyle kaybolmuş değildir.Çünkü hafıza yalnızca geçmişi saklamaz, kendisini yeni biçimlerde yeniden üretir.Yapılması gereken,geçmişi olduğu gibi geri getirmeye çalışmak değil;o geçmişin bize bıraktığı birlikte yaşama ruhunu geleceğe taşıyabilmektir.Çünkü şehirler yalnızca korunmuş yapılarla değil, yaşatılmış ilişkilerle ayakta kalır.

Bir şehri anlamak istiyorsanız haritasına değil,taşın altındaki sese, avludaki söze ve kaç dilde söylendiğine bakın.

Melis KANDEMİR

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Melis KANDEMİR Arşivi

Eril kodların çeperlerini kırmak

05 Ağustos 2026 Çarşamba 00:02

Yatağını arayan nehir

29 Temmuz 2026 Çarşamba 00:02

Bilâ kaydü şart: Terapötik siyaset

15 Temmuz 2026 Çarşamba 00:03

Eski peronda yeni tren beklenmez

08 Temmuz 2026 Çarşamba 00:02

1+1=11

24 Haziran 2026 Çarşamba 00:03