Zamanın Hızına Yetişemeyen İnsan

Hiç fark ettiniz mi, artık kimse “acelem yok” demiyor.

Her şey bir yerlere yetişme telaşında: mesajlar, işler, bildirimler, teslimatlar, biz…

Sanki dünya hızlandıkça, biz biraz daha yavaşlıyoruz. Ya da belki, içimiz yavaş kalıyor; dışımız, dünyanın temposuna ayak uydurmaya çalışıyor.

Bir zamanlar gün batımını izlemek bir etkinlikti. Şimdi, o anı paylaşmak için telefona uzanıyoruz. Çoğu zaman o güzel görüntüye değil, ekranın parlaklığına bakıyoruz. “Ya bu anı kaydedemezsem?” korkusu, “ya bu anı yaşayamazsam?” sorusunun önüne geçti.

Zamanın kendisi değişmedi aslında; ama onu kullanma biçimimiz kökten değişti.

Eskiden dakikalar uzun, günler dolu gelirdi. Şimdi ise günler kısaldı, ama yapılacaklar listesi hiç bitmiyor. Ve ironik biçimde, teknolojik kolaylıklar arttıkça, rahatlama süremiz azaldı.

Bir tuşa basarak dünyaya bağlanıyoruz ama çoğu zaman kendimize bağlanamıyoruz.

Belki de artık yavaşlamayı öğrenmeliyiz.

Bir kahveyi acele etmeden içmeyi, bir yürüyüşü kulaklıksız yapmayı, bir sohbette sessizliği bile hissetmeyi…

Çünkü gerçek “ilerleme”, bazen durup bakabilmektir.

Bir anın içindeyken, başka bir yerde olmayı istememektir.

Teknoloji bize zamanı kazandırdı ama zamanın kıymetini unutturdu.

Belki de yeniden hatırlamanın zamanı geldi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Muhammed Esen Arşivi

Sessizliğin Gücü

18 Eylül 2026 Cuma 00:01

Analog Hafızanın İntikamı

23 Ağustos 2026 Pazar 00:01

Ölümsüz Ağacın Gölgesinde

11 Temmuz 2026 Cumartesi 00:02

Bavulların Arkasında Kalan Gizli Dünya

06 Temmuz 2026 Pazartesi 00:01

Adresini Kaybeden Şehirler

29 Haziran 2026 Pazartesi 00:01

Zamanın yeni çalgısı

25 Haziran 2026 Perşembe 00:02