Şeyhmus DİKEN

Şeyhmus DİKEN

Camekânın ardından...

O eski ve taş mahalli kentin, yine kendisi gibi eski, ama yenilenip işlevi değiştirilmiş  mekânının önünden geçerken gördüm camekânın ardında önlerindeki donatılı masaları ve yiyeceklerle dolu tabaklarının usülünce sunulmuş hallerini!

 

Pek keyifliydiler.

 

Tabaklarına ve masanın etrafında birlikte oturduklarına bakıp bakıp yerken sohbet ediyor, kimileri ellerindeki foto-telefonları ile ya selfi çekiyor ya da garsona görüntüyü kaydettiriyorlardı!

 

Hemen tümünün ortak noktaları; hiç biri camekânın dışındaki önlerinde akıp giden hayat ile, dünyayla alakalı değilmiş gibiydiler. Kendileri değil de, dışardakiler onları görsünler derdindeydiler sanki!

 

Camekânın dışında; sihirli bir dokunuşla camı geçebilse, masanın üzerindekilere dokunabilecek mesafede duran, elinde adeta güç almak için yaslandığı koca, kalın ve boyunu birazcık geçen asasıyla gözlerinin ancak karaltıyı ya da ışığın varlığını çok az fark edebildiğini sandığım caddenin bilinen simalarından adını, sanını, derdini bilmediğim! Ama dermanını çok iyi bildiğim biri durmuştu ayakta. Biraz izledim. Sonra yere oturup dayadı sırtını camekâna!

 

Daha önceden de bir kaç kez fark etmiştim. Her zamanki gibi, içten ve derinden şarkısını mırıldanıyordu.

 

Sesi öylesine naif, öylesine tiz ve öylesine sessizdi ki! Çok yakınına, dokunma mesafesine vardığınızda ancak duyabilecek tondaydı sesi. Sanki sadece kendine söylüyordu onca sözü.

 

Öyle ya! Başka kime söyleyecekti ki!

 

Bunca kalabalıklar içinde yapayalnız iken...

 

İçerdekilere baktım. Masalarının donatılı haline ve ve bir de dışarıya, camekânın bu tarafındakine...

 

Sonra yanından sıyrılırcasına yürüdüm. O esnada sözleri kulağıma çalındı; “Herkes di bêje Miho dîne! Kes na bêje, Miho çi ma dîn bû ye!”*

 

Yürüyüp sokağa saparken ardımdan sadece  benim duyabileceğim sesle Bercht seslenip dedi ki;

 

“Yaptıklarım arasında,

   Hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya

   Tesadüfen ayaktayım.

   Diyorlar ki;

   ye ve iç sen!

   Sevin, neyin varsa!

   Fakat nasıl yiyip içeyim ki,

   Yediğim,

   Bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa,

   Bir susuzun sorduğu

   Bir bardak suysa içtiğim?”

*(Kürtçe)Diyorlar ki Mıho delirmiş! Ama sormuyorlar, Mıho neden delirmiş!”

 

13.03.2020 / Diyarbekir

Şeyhmus Diken

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Şeyhmus DİKEN Arşivi

Yüz, Sıfat, Çehre ya da Maskeli Balo...

26 Aralık 2020 Cumartesi 05:13

Altay Martı Gideli...

19 Aralık 2020 Cumartesi 05:50

Şairin Muhalifliği

12 Aralık 2020 Cumartesi 05:43

Tanıklık, Sorumluluktur

05 Aralık 2020 Cumartesi 05:05

Mutfağa 'Hırsız' Girince!

28 Kasım 2020 Cumartesi 05:55

Mehmed Uzun’a on üçüncü yıl mektubu

21 Kasım 2020 Cumartesi 06:08

Rûya ve Gerçek!

14 Kasım 2020 Cumartesi 05:24

Tozu kalsın

07 Kasım 2020 Cumartesi 04:44

Diş Hediğinin kader çizgisi

31 Ekim 2020 Cumartesi 05:07

Roman Kahramanı Ölünce!

24 Ekim 2020 Cumartesi 05:05