Dicle’nin petrolünde pazarlık gölgesi

Dicle’nin petrolünde pazarlık gölgesi
“Tarihî protokol” diye duyuruldu, 45 bin metrekarelik saha pazarlık usulüyle 10 yıllığına PETAR’a kiralandı.

Tigris Özel

TİGRİS HABER - Dicle Üniversitesi yerleşkesinde bulunduğu açıklanan petrol rezervi, daha üretim başlamadan ciddi soru işaretleriyle karşı karşıya kaldı. Üniversite yönetiminin “tarihî protokol” sözleriyle kamuoyuna duyurduğu anlaşmanın, gerçekte pazarlık usulüyle gerçekleştirilen 10 yıllık bir kiralama ihalesine dayandığı ortaya çıktı.

SANKO Holding’e bağlı PETAR Doğalgaz ve Petrol Arama Sanayi Ticaret AŞ’ye tahsis edilen alanın büyüklüğü 45 bin 794 metrekareyi buluyor. Şirketin ilk yıl için ödeyeceği sabit kira ise KDV hariç yalnızca 750 bin lira.

Kampüsün altındaki petrolün miktarı, ekonomik değeri ve üretilebilir rezervi konusunda kamuoyuna açık, bağımsız ve ayrıntılı bir rapor bulunmazken; ihalenin neden pazarlık yöntemiyle gerçekleştirildiği, başka şirketlerden teklif alınıp alınmadığı ve PETAR’ın hangi ölçütlerle seçildiği açıklanmadı.

Üniversitenin kamuoyuna sunduğu “yüzde 3 gelir payı” açıklamasının ayrıntıları incelendiğinde ise bu oranın brüt petrol gelirinin yüzde 3’ü olmadığı görülüyor. Devlet payı ve işletme giderleri düşüldükten sonra kalan tutarın yüzde 3’ü üniversiteye verilecek. Bu hesap, üniversitenin brüt petrol geliri içindeki fiilî payını yaklaşık yüzde 1,875’e kadar indiriyor.

Bütün bu tablo, Diyarbakır kamuoyunda giderek büyüyen şu soruyu gündeme getiriyor:

Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki son derece değerli bir kamu kaynağı, kamu yararına mı değerlendiriliyor; yoksa düşük sabit kira ve sınırlı gelir payıyla özel bir şirkete uzun süreli kazanç alanı mı açılıyor?

d-u-protokol-imza-toreni-4.jpg

“PROTOKOL” FOTOĞRAFININ ARKASINDAN İHALE ÇIKTI

Dicle Üniversitesi yönetimi, 28 Nisan 2026 tarihinde PETAR ile yapılan anlaşmayı bir protokol töreniyle kamuoyuna duyurdu. Açıklamada altı sondaj kuyusu açılacağı, şirket tarafından yaklaşık 20 milyon dolarlık yatırım yapılacağı ve petrol üretiminden üniversiteye gelir sağlanacağı belirtildi.

Ancak daha sonra ortaya çıkan resmî belgeler, işlemin yalnızca bir iş birliği protokolünden ibaret olmadığını gösterdi. Üniversiteye ait taşınmazlar, aynı gün yapılan pazarlık ihalesi sonucunda 10 yıllığına PETAR’a kiralandı.

Kiralama; Sur ilçesi Yiğitçavuş Mahallesi’ndeki 7567 ada, 41 parsel üzerinde bulunan iki çalışma alanını ve bu alanlara ulaşımı sağlayacak yolları kapsıyor. Birinci alan 18 bin 465,83 metrekare, ikinci alan ise yollarla birlikte 27 bin 328,29 metrekare büyüklüğünde. Şirkete açılan toplam alan 45 bin 794,12 metrekareye ulaşıyor.

Üniversite yönetiminin açıklamasında ihale ilanının nerede ve ne zaman yayımlandığı, hangi şirketlerin davet edildiği, kaç teklif sunulduğu, diğer tekliflerin tutarları ve PETAR’ın neden tercih edildiği yer almadı. Taşınmazların tahmini kira bedelinin hangi değerleme raporuna göre belirlendiği de kamuoyuyla paylaşılmadı.

Üstelik süreç birkaç günlük ani bir ihtiyaç üzerine kurulmuş değildi. Üniversite komisyonlarının Aralık 2025’te karar aldığı, gerekli onayın Ocak 2026’da verildiği ve sondaj başlangıcı için Şubat 2026’da izin alındığı resmî kayıtlara yansıdı.

Aylar öncesinden planlanan böylesine büyük ve stratejik bir işin neden açık rekabet yerine pazarlık usulüyle sonuçlandırıldığı ise hâlâ açıklanmış değil.

10.jpg

SABİT KİRANIN METREKARESİ AYDA 1 LİRA 36 KURUŞ

PETAR’ın 45 bin 794 metrekarelik alan için ödeyeceği ilk yıl kirası KDV hariç 750 bin lira olarak belirlendi. Bu tutar aylık 62 bin 500 liraya karşılık geliyor.

Alan büyüklüğü üzerinden hesaplandığında şirketin ilk yıl ödeyeceği sabit kira:

-Metrekare başına yıllık yaklaşık 16 lira 38 kuruş,

-Metrekare başına aylık yaklaşık 1 lira 36 kuruş düzeyinde kalıyor.

Sonraki yıllarda kira tutarının enflasyon oranında artırılması öngörülüyor. Ancak petrol üretimi yapılacak stratejik bir kamu alanı için ilk yıl belirlenen bu bedelin hangi piyasa araştırmasına ve hangi değerleme hesabına dayandığı bilinmiyor.

Üniversite yönetiminin, aynı saha için başka şirketlerin ne kadar kira ve ne oranda üretim payı teklif edebileceğini araştırıp araştırmadığı da açıklanmadı.

Alan açık ve rekabetçi bir yöntemle ihaleye çıkarılsaydı daha yüksek kira, daha yüksek gelir payı veya üniversite lehine daha güçlü şartlar elde edilip edilemeyeceği sorusu ortada duruyor.

d-u-protokol-imza-toreni-5.jpg

AÇIKLANAN YÜZDE 3, BRÜT GELİRİN YÜZDE 3’Ü DEĞİL

Üniversitenin ilk açıklamasında, petrol üretiminden yüzde 3 pay alınacağı öne çıkarıldı. Ancak hesaplama yöntemi ayrıntılı incelendiğinde, üniversiteye verilecek payın toplam petrol gelirinin doğrudan yüzde 3’ü olmadığı görülüyor.

Öncelikle toplam gelirden yüzde 12,5 oranındaki devlet hissesi düşülecek. Ardından yüzde 25 işletme gideri çıkarılacak. Üniversite, ancak bu kesintilerden sonra kalan tutarın yüzde 3’ünü alabilecek.

Hesap 100 birimlik brüt petrol geliri üzerinden yapıldığında tablo şöyle ortaya çıkıyor:

Devlet payı ve işletme giderleri düşüldükten sonra 62,5 birim kalıyor. Üniversitenin bunun içindeki yüzde 3’lük payı ise 1,875 birime karşılık geliyor.

Başka bir ifadeyle kamuoyuna “yüzde 3” olarak sunulan oran, brüt petrol geliri içinde yaklaşık yüzde 1,875’e düşüyor.

Üstelik yüzde 25 olarak kabul edilen işletme giderinin hangi kalemlerden oluşacağı, bu giderleri kimin denetleyeceği ve üniversitenin şirket hesaplarını inceleme yetkisinin bulunup bulunmadığı da açıklanmadı.

Üretim miktarını hangi sayaçların ölçeceği, petrolün hangi fiyat üzerinden satılmış kabul edileceği, kalite ve taşıma kesintilerinin nasıl hesaplanacağı, üniversite payının hangi kur üzerinden ödeneceği ve şirketin yaptığı giderlerin bağımsız denetime tabi tutulup tutulmayacağı bilinmiyor.

Sözleşmenin tamamı açıklanmadığı için PETAR’ın üretim miktarını veya yatırım harcamalarını eksik bildirmesi durumunda hangi yaptırımların uygulanacağı da kamuoyu tarafından görülemiyor.

1.jpg

10 YILLIK GELİR HESABI VARSAYIMLARA DAYANIYOR

Resmî hesaplamalarda üniversitenin petrol üretiminden yıllık 615 bin 937 dolar gelir elde edebileceği öngörülüyor. On yıllık toplam gelir tahmini ise 6 milyon 159 bin 375 dolar olarak gösteriliyor.

Ancak bu hesap, yıllık 328 bin 500 varil üretim yapılacağı ve petrolün varil fiyatının 100 dolar olacağı varsayımına dayanıyor.

Bu durumda yıllık brüt petrol geliri 32 milyon 850 bin dolar oluyor. Üniversiteye kalan 615 bin 937 dolar, brüt gelirin yalnızca yüzde 1,875’ine karşılık geliyor.

Petrol fiyatının düşmesi, kuyuların beklenen üretime ulaşamaması veya üretimin yıllar içinde azalması hâlinde üniversitenin geliri de düşecek. Açıklanan belgelerde şirkete yüklenmiş bir asgari üretim veya asgari gelir garantisi ise yer almıyor.

Buna rağmen 10 yıllık tahmini gelir, sanki kesinleşmiş bir kazançmış gibi kamuoyuna sunuluyor.

5.jpg

PETROL HESABINDA BİRBİRİNİ TUTMAYAN ÜÇ AYRI RAKAM

Üniversitenin petrol üretimi konusunda yaptığı açıklamalar arasında ciddi çelişkiler bulunuyor.

İlk açıklamada altı kuyunun her birinden günlük 150 varil petrol çıkarılacağı belirtildi. Bu hesap altı kuyu için günlük 900 varil, yıllık ise 328 bin 500 varil üretim anlamına geliyor.

Daha sonra yapılan açıklamada ise toplam günlük üretimin yaklaşık 150 varil olacağı ifade edildi. Bu rakam ilk açıklamadaki günlük 900 varillik üretim tahmininin altıda birine karşılık geliyor.

Aynı açıklamada yıllık üretimin 32 bin 350 varil olacağı da söylendi. Oysa günlük 150 varillik üretimin yıllık karşılığı 54 bin 750 varildir.

Ortada birbiriyle uyuşmayan üç ayrı rakam bulunuyor:

İlk açıklamaya göre günlük 900 varil, sonraki açıklamaya göre günlük 150 varil, yine aynı açıklamadaki yıllık rakama göre ise günlük yaklaşık 89 varil.

Üniversitenin gelir hesabı ise bu rakamlar arasında en yüksek olan yıllık 328 bin 500 varillik üretim tahminine dayanıyor.

Gerçek üretim günlük 150 varilde kalırsa üniversitenin açıklanan yıllık geliri önemli ölçüde düşecek. Yıllık üretim 32 bin 350 varil olursa gelir hesabı yaklaşık onda bire kadar gerileyecek.

Bu çelişki, gelir tahmininin güvenilirliğini doğrudan tartışmalı hâle getiriyor.

2.jpg

PETROL BULUNDU MU, YOKSA BULUNMASI MI BEKLENİYOR?

Üniversitenin ilk açıklamasında, “petrol tespit edilmesi hâlinde” üretim yapılacağı belirtildi. Bu ifade, o tarihte ekonomik ve üretilebilir rezervin kesinleşmediğini gösteriyordu.

Kısa süre sonra ise üniversite yönetimi tarafından bölgede rezerv bulunduğu ve üretime geçileceği açıklandı.

Ancak bu iki açıklama arasındaki farkı giderecek bağımsız bir rezerv raporu kamuoyuyla paylaşılmadı.

Sahada ne kadar petrol bulunduğu, bunun ne kadarının üretilebilir olduğu, kuyuların kaç yıl ekonomik üretim yapabileceği, petrolün kalitesi ve kuyu testlerinin sonuçları açıklanmış değil.

Rezerv gerçekten kesinleştiyse rapor neden yayımlanmıyor? Rezerv henüz kesinleşmediyse 10 yıllık kiralama ve milyonlarca dolarlık gelir hesapları hangi bilimsel veriye göre yapılıyor?

Üniversite yönetiminin önce bu sorulara açık cevap vermesi gerekiyor.

4.jpg

ALTI KUYU AÇIKLANDI, ÇEVRE KARARI ÜÇ KUYUYU KAPSIYOR

Üniversite ile PETAR arasındaki anlaşmada altı sondaj kuyusu açılacağı duyuruldu. Ancak Ağustos 2026’da yayımlanan çevresel etki değerlendirmesi kararı üç sondaj kuyusunu kapsıyor.

Bölgede daha önce yürütülen daha geniş kapsamlı arama çalışmaları için “ÇED gerekli değildir” kararı bulunuyor. Buna karşılık petrol çıkarma aşamasına ilişkin son çevre kararı yalnızca üç kuyu üzerinden verilmiş durumda.

Üniversitenin açıkladığı diğer üç kuyunun hangi çevre izni kapsamında açılacağı belirsizliğini koruyor.

Yerleşke içinde yürütülecek petrol faaliyetinin yeraltı sularına, toprağa, hastane alanlarına ve çevrede yaşayan yurttaşlara yönelik etkileri konusunda üniversite tarafından ayrıntılı bir izleme planı açıklanmadı.

Sondaj çamurlarının ve üretim atıklarının nerede depolanacağı, olası petrol sızıntısına nasıl müdahale edileceği, yangın ve gaz kaçağı riskine karşı hangi önlemlerin alınacağı, faaliyetin sonunda kuyuların nasıl kapatılacağı ve alanın kim tarafından eski hâline getirileceği kamuoyuna anlatılmadı.

Şirketten çevresel zarar ve saha rehabilitasyonu için ne kadar teminat alındığı da bilinmiyor.

Yerleşkede üniversite hastanelerinin, öğrencilerin, çalışanların ve yerleşim alanlarının bulunması, çevresel denetimi sıradan bir prosedür olmaktan çıkarıyor. Bu nedenle ölçüm sonuçlarının şirket tarafından değil, bağımsız kurumlarca takip edilmesi ve düzenli olarak açıklanması gerekiyor.

3.jpg

AYNI YÖNETİM, HASTANE İŞİNDE DE PAZARLIK YÖNTEMİNİ SEÇTİ

Petrol sahasının pazarlık usulüyle özel bir şirkete kiralanması, Dicle Üniversitesi yönetiminin daha önce tartışma yaratan hastane ihalesini yeniden gündeme getirdi.

Üniversitenin 600 yataklı yeni hastane projesinde hem uygulama projeleri ve ihale dokümanlarının hazırlanması hem de hastanenin yapım işi pazarlık yöntemiyle gerçekleştirildi.

Yaklaşık 105 bin metrekare büyüklüğündeki hastanenin yapım ihalesinde sekiz şirket davet edildi, yedi şirket teklif verdi. Yaklaşık maliyeti 6 milyar 827 milyon lira olarak belirlenen ihale, 6 milyar 547 milyon liraya Rönesans Grubu bünyesindeki şirkete verildi.

Sözleşme bedeli, yaklaşık maliyetin yalnızca yüzde 4,1 altında kaldı.

Hastanenin resmî yatırım programındaki toplam proje tutarı ise 8 milyar 200 milyon liraya ulaşıyor.

İhalenin açık yöntem yerine davet esaslı pazarlıkla yapılması, hangi şirketlerin neden davet edildiği ve rekabetin neden bütün sektöre açılmadığı yönündeki tartışmaları beraberinde getirmişti.

Şimdi aynı üniversite yönetiminin, kampüsteki petrol sahasını da pazarlık yöntemiyle PETAR’a vermesi, “Dicle Üniversitesi neden büyük ve stratejik işlerde sürekli pazarlık yöntemini tercih ediyor?” sorusunu daha da büyüttü.

10-002.jpg

ÜNİVERSİTE HASTANESİNİN METREKARE MALİYETİ DAHA YÜKSEK

Dicle Üniversitesi hastanesiyle aynı kentte yapılan Kayapınar Şehir Hastanesi’nin resmî yatırım rakamları karşılaştırıldığında dikkat çekici bir maliyet farkı ortaya çıkıyor.

2026 yılı yatırım programında Dicle Üniversitesi hastanesi 600 yataklı, 105 bin metrekarelik ve toplam 8 milyar 200 milyon liralık bir proje olarak yer alıyor.

Kayapınar Şehir Hastanesi ise bin yataklı, 265 bin 82 metrekarelik ve toplam 13 milyar 332 milyon liralık bir proje olarak gösteriliyor.

Bu rakamlar üzerinden yapılan hesaplamada:

Dicle Üniversitesi hastanesinin metrekare başına düşen toplam proje tutarı yaklaşık 78 bin 95 liraya ulaşıyor. Kayapınar Şehir Hastanesi’nde ise aynı tutar yaklaşık 50 bin 294 lirada kalıyor.

Böylece Dicle Üniversitesi hastanesinin metrekare başına düşen proje tutarı, Kayapınar Şehir Hastanesi’nden yaklaşık yüzde 55 daha yüksek çıkıyor.

Yatak başına toplam proje tutarında da Dicle Üniversitesi hastanesi daha pahalı görünüyor. Üniversite hastanesinde yatak başına yaklaşık 13 milyon 667 bin lira düşerken, şehir hastanesinde bu rakam 13 milyon 332 bin lira düzeyinde kalıyor.

Aynı kentte ve aynı resmî yatırım programında yer alan iki hastane arasındaki bu farkın hangi teknik ve mali gerekçelerden kaynaklandığı açıklanmış değil.

Üniversitenin, hastane projesinin yüksek metrekare maliyetini ayrıntılı maliyet tablolarıyla kamuoyuna göstermemesi, pazarlık yöntemi etrafındaki kuşkuları ortadan kaldırmak yerine daha da derinleştiriyor.

6-001.jpg

HASTANEDE PAZARLIK, PETROLDE PAZARLIK

Ortaya çıkan tablo açık:

Üniversite yönetimi milyarlarca liralık hastane işinde pazarlık yöntemini kullandı. Aynı yönetim, kampüsteki petrol sahasını kiralarken de pazarlık yöntemini tercih etti.

Hastane ihalesinde davet edilen şirketlerin hangi ölçütlerle belirlendiği tartışıldı. Petrol ihalesinde ise kaç şirketin davet edildiği ve PETAR dışında teklif veren olup olmadığı dahi açıklanmadı.

Hastanenin metrekare başına proje tutarı aynı kentteki şehir hastanesinden daha yüksek çıktı. Petrol sahasında ise 45 bin 794 metrekarelik alan için ilk yıl yalnızca 750 bin lira sabit kira belirlendi.

Hastane projesinde yaklaşık maliyet ile sözleşme bedeli arasındaki fark sınırlı kaldı. Petrol anlaşmasında üniversitenin brüt gelir içindeki fiilî payı yaklaşık yüzde 1,875’e düştü.

Bu nedenle hastane ihalesi, petrol dosyasından bağımsız eski bir tartışma olmaktan çıkıyor. İki işlem birlikte değerlendirildiğinde, üniversite yönetiminin büyük ekonomik değer taşıyan işlerde neden sürekli kapalı ve davet esaslı yöntemlere yöneldiği sorusu ortaya çıkıyor.

7-001.jpg

DİCLE’NİN PETROLÜ OLDU-BİTTİYLE GEÇİŞTİRİLEMEZ

Yeraltındaki petrol yalnızca bir şirketin ticari kazanç alanı değildir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bu kaynak bütün toplumun ortak varlığıdır. Üniversite arazisinin kullanılması ve üniversiteye gelir sağlanması da işlemi kamu denetiminin dışına çıkarmaz.

Dicle Üniversitesi yönetimi, protokol töreni düzenlemek ve milyon dolarlık gelir tahminleri açıklamakla yetinemez.

İhale ilanını, davet edilen şirketlerin listesini, verilen bütün teklifleri, taşınmaz değerleme raporunu, ihale komisyonu kararını, sözleşmenin tamamını, rezerv raporunu, kuyu testlerini, üretim programını ve çevresel güvence belgelerini kamuoyuna açıklamak zorundadır.

PETAR’ın neden seçildiği, 10 yıllık sürenin hangi hesaba göre belirlendiği, sabit kiranın neden 750 bin lirada kaldığı, yüzde 25 işletme giderinin nasıl denetleneceği ve üniversitenin neden brüt gelirin yalnızca yüzde 1,875’ine denk gelen bir paya razı olduğu açıklanmalıdır.

Aksi hâlde Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki petrol anlaşması, “tarihî yatırım” söylemiyle değil, kamuya ait son derece değerli bir alanın pazarlık yöntemiyle özel şirkete açıldığı kuşkusuyla anılmaya devam edecek.

Diyarbakır kamuoyu tanıtım töreni değil, hesap bekliyor.

Çünkü mesele yalnızca petrol çıkarmak değil; o petrolden kimin, hangi şartlarla ve ne kadar yararlanacağıdır.

Sorular, cevap hakkı kapsamında Dicle Üniversitesi Rektörlüğü'ne iletildi. Belirlenen yayın saatine kadar yanıt verilmedi. PETAR yetkililerine ulaşılamadığı için sorular iletilemedi. Açıklama gelmesi hâlinde kamuoyuyla paylaşılacaktır

8-001.jpg

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.