Elçi’nin ilk duruşması 21 Ekim’de

Elçi’nin ilk duruşması 21 Ekim’de

2020-2021 adli yılı açılışı nedeniyle Diyarbakır Adliyesi önünde yapılan basın açıklamasında konuşan Baro Başkanı Cihan Aydın, Tahir Elçi’nin ilk duruşmasının 21 Ekim’de görüleceğini söyledi.

TİGRİS HABER -2020-2021 adli yılı açılışı dolayısıyla Diyarbakır Adliyesi önünde yapılan açıklamada konuşan Baro Başkanı Cihan Aydın, soysal hukuk devleti ilkesinden gittikçe uzaklaşıldığının altını çizdi.

Aydın, yaptığı açıklamada, “2020-2021 adli yılı bugün itibariyle COVİD-19 salgının etkisiyle başladı. Bu salgın adli, idari ve hukuksal alanda birçok krizi de beraberinde getirdi. Yoksullukla mücadele eden milyonlarca insan, artık açlıkla karşı karşıya.  Sosyal devlet ve hukuk devleti ilkesinden ne kadar uzaklaştığımızı da bir kez daha gözler önüne serdi” ifadelerini kullandı.

Elçi’nin ilk duruşması 21 Ekim 2020 tarihinde yapılacak

tahir.jpeg

Konuşmasında Elçi cinayeti soruşturmasına değinen Aydın, şunları söyledi: “Baro Başkanımız Tahir ELÇİ 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Sur İlçesinde bulunan tarihi Dört Ayaklı Minare önünde, kültürel mirasa yönelik saldırıya dikkat çekmek için basın açıklaması yaptıktan sonra bir silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitirmişti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olaydan 4 yıl 4 ay sonra hazırlanan iddianamede, 3 polis memuru ve bir örgüt üyesi hakkında iddianame düzenlenmiştir. Ağır ceza mahkemesine sunulan ve mahkemece kabul edilen iddianame hukuk tekniği açısından son derece sorunludur. Nitekim olay sırasında mahallinde bulunan ve Tahir Elçi’nin öldürüldüğü yere göre en net atış açısına sahip olan polis memurları şüpheli olarak belirtilmiş, aynı şekilde olay sırasında iki polis memurunu öldürdükten sonra olay mahallinden koşarak geçen ve Elçi’nin öldürüldüğü yere doğru herhangi bir atışları tespit edilemeyen örgüt mensubu da bu cinayetten sorumlu tutulmaktadır. Bu iki farklı olayın tek bir iddianame üzerinden hazırlanılması Tahir ELÇİ’nin faillerini aklama niyeti taşıdığını,  Tahir ELÇİ cinayetinin üstünün örtülmeye çalışıldığını ve davanın cezasızlık ile sonuçlandırılabileceğine ilişkin bizlerde derin bir endişe uyandırmıştır. Diyarbakır Barosu, yargı mercilerinin tutumu her ne olursa olsun, Tahir Elçi cinayetinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması ve faillerin cezalandırılması için mücadelesini aynı kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir. Bu vesile ile tüm dostlarımızı ve meslektaşlarımızı bu davanın 21 Ekim 2020 tarihinde yapılacak olan ilk duruşmasına çağırıyoruz.”

 ‘Av. Aytaç Ünsal yaşamalıdır’

Geçtiğimiz günlerde adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucu sonucunda yaşamını yitiren ÇHD üyesi Av.Ebru TİMTİK’e ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aydın, şöyle konuştu: “Adli Tıp Kurumunun cezaevinde kalmasının hayati tehlike arzedeciği yönündeki raporuna rağmen Ebru Timtik, tahliye edilmemiş, bir hastanenin mahpus koğuşunda yaşamını yitirmiştir. Buradan bir kez daha sesleniyoruz; Ebru’yu kaybettik ama aynı taleple ölüm orucunda olan Av. Aytaç Ünsal yaşamalıdır. Bizler baro olarak Ebru ve Aytaç’ın yargılama süreçlerindeki onlarca hukuksuzluğa tanıklık ettik. Bu hukuka aykırılıkların giderilmesi için elimizden gelen çabayı gösterdik, göstermeye devam edeceğiz. Bu nedenle Meslektaşımız Aytaç’ı kendisini ölüme götürecek bu eylemini sonlandırmaya, başta Yargıtay olmak üzere tüm yetkilileri de meslektaşımızın adil yargılama yönündeki talebini karşılaya ve Aytaç’ın derhal tahliyesine karar vermeye çağırıyoruz.”

tahir2.jpeg

‘Demirtaş ve Kavala’nın tutukluluğu siyasi’

Yargı bağımsızlığına vurgu yapan Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye yargısı son birkaç yıllık pratiği ile tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmiş keyfi ve adil olmayan yargılama sistemi,  savunma hakkının kısıtlandığı, yargının kendisinin bir kriz haline geldiğini göstermektedir. Bunun sonucu olarak doğal yargıç güvencesi ve hukuki güvenlik hakkı tümden ortadan kalkmış, toplumun muhalif kesimleri bizzat yargı eliyle evrensel hukuk ilkelerine aykırı yol ve yöntemlerle soruşturma ve kovuşturmaya uğramakta, hapsedilmektedir.  Yargılamalar, suç ve delil kavramından öte, siyasal gündem ve iktidar erkinin etki ve baskısıyla şekillenen, asıl amacı suçla mücadele değil, siyasal ikbali korumak olan kaotik bir duruma tekabül etmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin ihlali, kesinleşmiş yargı kararlarına karşın iç hukuk pratiğinde giderilmemekte, aksi yöndeki keyfi uygulamalarda ısrar edilmektedir. AİHM,  aynı zamanda Baromuz üyesi olan meslektaşımız Selahattin DEMİRTAŞ ve Osman KAVALA hakkında, tutukluluk halinin siyasi amaçlarla verildiği ve sürdürüldüğünü belirtmesine rağmen her ikisinin de tutukluluk hali iktidarın müdahaleleriyle devam ettirilmektedir. Bu hukuksuzluğa son verilmeli, Demirtaş ve Kavala derhal serbest bırakılmalıdır.” 

‘CMK ödemeleri en azından asgari ücret tarifesi düzeyine çıkarılmalı’

Pandemi sürecine değinen Aydın, “Dünya genelinde yaşanan COVİD-19 pandemisi nedeniyle, yargı süreçleri uzun süre durdurulmuş, meslektaşlarımızın avukatlık faaliyetleri ciddi oranda sınırlanmıştır. Meslektaşlarımız gerek pandemi gerekse de işsizlik nedeniyle ekonomik krizden ciddi oranda etkilenmiş, büro giderleri, SGK primleri, vergilerin ödenmesinde ciddi sıkıntılar yaşamışlardır. Bağlı çalışan meslektaşlarımız işsiz kalmakta, kendi ofislerinde çalışanlar ise avukatlık bürolarını kapatmak zorunda kalmaktadır. Bu kapsamda, avukatlar için kamu bankaları başta olmak üzere bankların pandemi sonrasına ötelenmiş, düşük faizli ve uzun vadeli kredi imkanları tanınması, SGK ve vergi borçlarının pandemi etkisinin devam ettiği sürece ertelenmesi hususlarında tedbirler alınmalıdır. Angarya niteliğinde olan CMK ödemeleri en azından asgari ücret tarifesi düzeyine çıkarılmalıdır” diye belirtti.

‘Türkiye'de 87’si devlet ve 45’i vakıf üniversitesi olmak üzere, toplamda 132 hukuk fakültesi var’

Avukatların yaşadıkları mesleki sorunlara ilişkin olarak ise Aydın, şunları ifade etti: “Meslek sorunlarımızın ana kaynağını oluşturan bir diğer problem de avukat sayısında her geçen gün, orantısız bir artış yaşanmasıdır. Zira Türkiye'de 87’si devlet ve 45’i vakıf üniversitesi olmak üzere, toplamda 132 hukuk fakültesi bulunmaktadır. Türkiye’nin ekonomisiyle ters orantılı bu artış sonucunda genç meslektaşlarımız ofis açamamakta, işçi avukatların sayısı artmakta, birçok meslektaşımız asgari ücretin de altında ücretlerle çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu kriz sarmalından çıkmanın tek yolu hukuk fakültelerinin sayısı hızla azaltılması ve kontenjanların da düşürülmesidir.  Yine uzlaştırma ve arabuluculuk gibi sisteme entegre edilen ve avukat olamayan kişilerin de kabul edildiği bu yargı dışı alternatif çözüm yollarının kapsamı her gün daha da genişletilmektedir. Avukat sayısındaki hızlı artış ile iş alanlarının daraltılması yoksul avukatlar sınıfının her geçen gün daha da artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle yargı dışı alternatif çözüm alanlarının kapsamı daraltılmalı, isteyen ve sınavda başarılı olan tüm avukatların da arabuluculuk yapması konusunda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.  Meslektaşlarımız bir yandan bu ekonomik zorluklarla mücadele ederken öte yandan da mesleğini icra ederken şiddete uğramakta, tutuklanmakta, hatta öldürülmektedirler. Karakollarda, adliye binalarında, cezaevlerinde yani yaşamın her alanında görevimizi yapmamız engellenmekte, avukatlar takip ettikleri davalar nedeniyle müvekkilleriyle özdeşleştirilerek soruşturma ve kovuşturmalara maruz kalmaktadırlar. Nitekim yürüttükleri mesleki faaliyetler nedeniyle Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca aralarında Baromuz üyesi 5 meslektaşımızın da bulunduğu 13 avukat hakkında yakalama kararı çıkarılmış, gözaltına alınan meslektaşlarımızdan Şanlıurfa Barosu üyesi Av. Sevda Çelik ÖZBİNGÖL tutuklanmış ve aradan geçen altı aya rağmen haksız ve hukuksuz bir şekilde tutukluluğu devam ettirilmektedir. Bu vesile ile bir kez daha Sevda Çelik Özbingöl şahsında mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklanan tüm meslektaşımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.   Ayrıca avukatlara karşı suç işleyen failler etkin bir şekilde soruşturulmamakta, çoğu zaman cezasız kalmaktadırlar.  Avukatlara karşı suç işlemeyi özendiren ve meşru gösteren bu cezasızlık politikası derhal terk edilmelidir. Meslektaşlarımızın kollukta, cezaevlerinde, adliyelerde ve bir bütün olarak mesleklerini icra ettikleri her alanda yaşamış oldukları mesleki sorunlar ile bu birimlerdeki keyfi ve yasaya aykırı uygulamalara son verilmelidir. Hak arama özgürlüğünün teminatı olan avukatların ekonomik ve mesleki sorunlarına bu yeni adli yılda mutlaka kesin bir çözüm getirilmesi gerekmektedir.”

‘Kadına karşı şiddeti önlemede İstanbul Sözleşmesi büyük öneme sahip’

Konuşmasında kadına şiddet olaylarının arttığına dikkat çeken Aydın, şöyle konuştu: “Kadın cinayetleri ve her türlü şiddet vakıaları, çocuk istismarları artık hayatın olağan bir parçası haline gelmiş durumdadır. Kadına karşı şiddeti önleme konusunda büyük bir öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesinden, gerçeklikten uzak manipülatif gerekçelerle çıkmanın tartışmaları yapılmaktadır. Buradan bir kez daha sesleniyoruz; kadına karşı şiddeti önlemek istiyorsanız 6284 sayılı Kanunu ve İstanbul Sözleşmesini eksiksiz uygulayın. Yine birçok kadının kolluğa başvurmasına rağmen etkili tedbirler alınmadığı için şiddete uğradığı ve katledildiğine her gün tanıklık ediyoruz. Hatta üzülerek belirtmeliyiz ki bazı kadın cinayetlerinin faillerinin korunduğunu fail Musa Orhan’ın serbest bırakılmasından da açıkça görmekteyiz. Kadın cinayetleri ve çocuk istismarları konusunda kolluğun, savcıların ve hakimlerin eğitilerek uzman kolluk birimleri ve ihtisas savcılıkları ve mahkemeleri ihdas edilmesi sağlanmalıdır.  Muş’ta öldürülen Fatma Altınmakas adlı kadın cinayetinden ders çıkarılarak kurulması önerilen bu ihtisas birimlerinde Kürtçe bilen personel de istihdam edilmelidir.”

‘OHAL KHK’ları kalıcı hale getirildi’

15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında, temel hak ve özgürlükler konusunda yaşanan kısıtlamalara işaret eden Aydın, şunları kaydetti: “Ağır hak ihlallerine, orantısız ve hukuki temelden yoksun idari uygulamalara yol açan 36 KHK çıkarılmış, bu KHK’ler ile Anayasaya aykırı bir şekilde yaşamın birçok alanında temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan, hatta ortadan kaldıran düzenlemeler yapılmıştır. Sonrasında 7145 sayılı yasa ile OHAL KHK’ları ile getirilen düzenlemeler kalıcı hale getirilmiştir. 674 sayılı OHAL KHK’sı ile yapılan düzenleme ile belediyelere kayyum atanmasının önü açılmış, sonrasında bu KHK hükmü 5393 sayılı belediye kanununa eklenmiştir. Bu KHK hükmüne dayanarak 2016 yılında HDP’li 94 belediyeye kayyum atanmıştır. Yine 2019 Mart ayında yapılan seçimlerde HDP’li adayların kazandığı 65 belediyeden 51’ine içişleri bakanlığının idari bir kararıyla illerin valileri veya ilçelerin kaymakamı kayyum olarak atanmıştır. Halk iradesini hiçe sayan, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne olan inancı tümüyle ortadan kaldıran bu idari darbeyi kabul etmiyoruz, kınıyoruz. Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’nın görevden alınarak yerine kayyum atanması kararına karşı açmış olduğu iptal davasında mahkeme önce yürütmenin durdurulmasına karar vermiş, ancak daha sonra bu kararı sehven verdiğini belirterek geri almıştır. Ayrıca Ekim 2019’da tutuklanan Mızraklı’ya, üretilen delillerle hukuka aykırı bir şekilde 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verilmiştir. Hukuka aykırı bir şekilde tutuklanan belediye başkanları derhal serbest bırakılmalı ve görevlerine iade edilmelidir.”

‘Güvenlikçi paradigma, şiddeti kutsamakta ve çözümsüzlüğü dayatmakta’

Aydın konuşmasının sonunda Kürt sorununa ilişkin olarak ise şunları söyledi: “Ülkemizin asırlık sorunu olan ve bir türlü çözme noktasında irade ortaya konulamayan ve can yakmaya devam eden Kürt Meselesindeki çözümsüzlük ve güvenlikçi bakış açısının üretmiş olduğu şiddet, toplumsal alana da taşımıştır. Bu güvenlikçi paradigma, şiddeti kutsamakta ve çözümsüzlüğü tek yol olarak ortaya koyarak, barış içinde bir arada yaşama fikrinden her geçen gün daha da uzaklaşmamıza neden olmaktadır. Yıllardır binlerce insanımızın ölümüne ve ekonomik kayıplara neden olan,  temel hak ve özgürlüklerin askıya alınmasına gerekçe gösterilen bu çatışmaya son verilmelidir. Geçen yıl yine bu alanda, adli yıl açılışında söylediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Türkiye,  geçmişte denediği, başarıya ulaşmasa da önemli birikim ve kazanımlar elde ettiği barış arayışlarına acilen geri dönmelidir. Bu dönemin en önemli kazanımlarından biri, hiç şüphesiz Kürt Meselesinin şiddet dışı araçlarla çözümü konusunda toplumda yarattığı umuttur. Küllenmiş bu umudu yeniden canlandırmak için çözümün tarafları, Kürtlerle, yaşadığı coğrafyaya bakılmaksızın eşitlikçi ve özgürlükçü bir yöntemle birlikte yaşamanın koşullarını yaratmalıdır. Silahsızlanma da dahil tüm şiddet araçlarını dışarıda tutan bu paradigma, yaşamın her alanını esir alan bu şiddet, kriz ve kaos halinden kurtulmanın yegane yoludur. Temel amaç toplumsal barıştır. Barış, ısrarla ve inatla talep edilmelidir.”

Baro Başkanı Aydın, evrensel hukuk ilkelerine bağlı demokratik bir hukuk devleti özlemi ile yeni adli yılın tüm halka demokrasi, adalet, eşitlik ve özgülük getirmesi ve avukatlık mesleğinin hak ettiği itibarı yeniden kazanmasını diledi. 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.