Melis KANDEMİR
Gökyüzünü kim çaldı?
Bir toplumun en büyük serveti ne altınıdır ne petrolü ne de binaları…
En büyük serveti, yarına dair kurduğu hayallerdir.
Çünkü hayal kurabilen toplum üretir, üreten toplum gelişir. Umudunu kaybeden toplum ise sadece bugünü tüketir.
Bugün bu güzel ülkenin üzerine çöken karanlık, yalnızca ekonomik göstergelerin kötüleşmesinden ibaret değildir. Asıl karanlık, insanların geleceğe güvenle bakabilme cesaretinin yavaş yavaş elinden alınmasıdır.
Bir zamanlar geceleri yıldızlara bakarak hayaller kurardık. Gökyüzü, umutlarımızın en geniş haritasıydı.
Bugün ise başımız hep öne eğik…
Market raflarındaki etiketlere…
Benzin pompalarında durmadan yükselen rakamlara…
Elektrik ve doğal gaz faturalarına…
Kredi kartı ekstrelerine…
Ay sonunu nasıl getireceğimiz hesabına…
Gökyüzü yerinde duruyor ama ona bakacak ne hâlimiz kaldı ne de vaktimiz.
İnsan bazen cebindeki parayı değil, içindeki umudu kaybeder.
İşte en ağır yoksulluk da budur.
Emekli, akşam pazarının toplanmasını bekliyor. Çürük sebzelerin arasından kendine bir akşam yemeği çıkarmaya çalışırken aslında kaybettiği yalnızca alım gücü değildir, yıllarca verdiği emeğin karşılığını görememenin kırgınlığıdır.
İşçi, gün doğmadan çıktığı evine gece dönüyor. Daha maaşı cebine girmeden borçlara dağılıyor. Çalışıyor ama yoksullaşıyor. Yoruluyor ama geleceğe yaklaşamıyor.
Esnaf, kepengi indirirken yalnızca dükkânını kapatmıyor, ertesi güne dair umutlarını da biraz daha eksiltiyor. Her yeni gün, yeni bir fiyat listesiyle başlıyor.
Memur, enflasyon karşısında eriyen maaşını izlerken orta sınıfın sessizce küçüldüğünü görüyor.
Gençler ise diplomalarını valizlerine koyup başka ülkelerin kapısını çalıyor. Çünkü kendi ülkelerinde hayal kurmanın bile lüks haline geldiğine inanıyorlar.
Oysa bir ülke, gençlerini uğurlayarak değil; onların hayallerine sahip çıkarak büyür.
Bugün yaşadığımız tablo yalnızca ekonomik bir daralma değildir.
Bu, umutların aşınmasıdır.
Güven duygusunun zedelenmesidir.
İnsanın yarınını bugünden kaybetmesidir.
Hiçbir toplum yalnızca enflasyonla fakirleşmez.
Adalet duygusu zayıfladığında…
Liyakat geri çekildiğinde…
Fırsat eşitliği kaybolduğunda…
Ve insanlar alın terinin karşılığını alamadığına inanmaya başladığında asıl yoksulluk başlar.
Çünkü umut da ekmek kadar hayati bir ihtiyaçtır.
Bize sürekli sabır tavsiye edenler, kendi hayatlarında hiçbir eksilmeye razı olmuyorsa; insanlar da doğal olarak şu soruyu sorar:
"Fedakarlık neden hep aynı insanların omzuna yükleniyor?"
İşte cevap bekleyen asıl soru budur.
Yine de umutsuz olmak için değil, düşünmek için yazıyorum.
Çünkü gökyüzü hala orada…
Güneş hala doğuyor…
Ay ve yıldızlar hala bu ülkenin semasında parlıyor.
Onları tamamen kimse çalamaz.
Yeter ki yeniden başımızı kaldıracak cesareti, birbirimizi dinleyecek vicdanı ve geleceği birlikte kuracak iradeyi kaybetmeyelim.
Çünkü bir milletin gerçek zenginliği, kasasındaki para değil, çocuklarının gözlerindeki ışıktır.
Ve hiçbir karanlık, güneşten daha güçlü değildir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.