1. HABERLER

  2. GUNCEL

  3. ÖZEL HABER-RÖPORTAJ

  4. KENTLER MİMARİSİYLE KİMLİK KAZANMAKTADIR
KENTLER MİMARİSİYLE KİMLİK KAZANMAKTADIR

KENTLER MİMARİSİYLE KİMLİK KAZANMAKTADIR

DTSO Kadın Meclisinde yer alan mimar Pervin Hamkan ile kent mimarisi, mimarinin kent ve insanlar üzerindeki etkileri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

A+A-

Mümin Ağcakaya/ Özel Röportaj

DTSO Kadın Meclisinde yer alan mimar- mühendis Perihan Hamkan ile kent mimarisi, mimarinin kent ve insanlar üzerindeki etkileri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

İş hayatınıza nasıl adım attınız?

Liseden mezun olduktan sonra öğretmenliği kazandım. Öğretmenliği bitirdim. Öğretmenliği bitirdiğim gün, öğretmenlik yapamayacağıma karar verdim. Aynı yıl üniversite sınavlarına girdim. Üç boyutlu düşünmeyi çok sevdiğim için; mimarlık okuyacağım dedim.  Dicle Üniversitesi Mimarlık bölümünü tercih ettim.  2009'da mimarlığa giriş yaptım. Böylelikle inşaat dünyasına adım attım.

Ailemizde ve çevremde inşaatla ilgilenen kimse yoktu. Bu bölümü seçmeme kendi isteğimle karar verdim. Zaten küçüklükten beri inşaata bir ilgim vardı. Üniversiteyi okurken bir yandan da çalışmaya başladım. Mimarlıkla ilgili sürekli kendimi bir şekilde geliştirmeye, bir mimar için gerekli olan programları öğrenmeye yöneldim.  Üniversiteyi bitirdikten sonra da anahtar teslim ve mimarlık tasarım işleri yapmaya devam ettim. Önceleri Home Office şeklinde çalışıyordum. Sonrasında bu süreci faturalandırma, yaptığım işlerin resmiyet kazanması açısından bir mekân tutma zorunlu hale geldi. Çünkü okurken yeterli iş hacmine  ulaşmıştım.  Artık bir iş yerine ihtiyacım vardı.  Bir iş yeri tutarak, bir şirket kurmaya karar verdim. Böylece; 2017'de firmamızı kurduk. Firmayı kurduktan sonra işlerimiz yine aynı şekilde devam etti.

 Aile çevresinden destek gördünüz mü?

 Kendi çabalarımızla ve kararlılığımızla tamamen sıfırdan başladık. Çünkü hem hiçbir destek almadan sıfırdan bir iş yapmaya başlamak hem de bir kadın olarak başladığın işi devam ettirmek hiç de kolay değil.

Liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi okumak için Siverek'ten Diyarbakır'a geldiğinizde hayat sizin için hiç de kolay olamasa gerek?

20190904_113058-001.jpg

 Sonrasında kız kardeşlerim de liseyi okumak için buraya geldiler. Kız kardeşler olarak birbirimize destek olarak hayat mücadelesinde yenik düşmemeye çalıştık. Hep kendimize güvendik. Birbirimize sarıldık.

Birçok kadın bu cesareti kendinde bulamadığı için kaderine boyun eğiyor ve yeniliyor. Ama sizde birçok dezavantajlı konumda olmanıza rağmen başarmanın yolunu açıyorsunuz?

Her zaman babadan ve aileden gelen olanaklar ve fırsatlar herkesin ayağına gelmiyor. Bu fırsatları bizim yaratmamızı daha önemli ve değerli buluyorum. Toplum zaten kadınlara fırsat eşitliğini sağlama konusunda çok cömert değil. Ketumlar. Kadınları iş dünyasında çok zorluyorlar.  Önüne çok fazla engel koyuyorlar. Yükselmeye başlayan kadının önünü kesmek istiyorlar. Birçok alanda olduğu gibi ticari hayatta da kadını zayıf görüyorlar ve kolay kandırırım diye düşünüyorlar. İş hayatında fırsat eşitliği tanınmıyor. Kadın bu işi daha iyi yapar diye düşünmüyorlar. Tercihler hemen erkekten yana kullanılıyor.

PLANSIZ YAPILAŞMA İNSANLARIN PSİKOLOJİSİNE KADAR ETKİLEMEKTEDİR.

Mesleğiniz açısından baktığımızda; mimarlık bir kent için ne kadar önemlidir?

Mimari aslında kentin can damarıdır. Bulunduğunuz ve yaşadığınız ortam  sizi psikolojinize kadar etkiliyor. Bu alanları inceleyen mimarlık psikoloji diye bir alanda vardır. Mesela odanın rengi sizin ruh halinizi değiştirebilir. Şehirlerde aynı şekildedir. Kalabalık, iyi planlanmamış şehirler o şehirde yaşayan insanların psikolojisini çok derinden etkilemektedir.  Hatta trafik kazaları bile şehrin planlanmasına göre artmakta ve azalmaktadır. Bu anlamda mimarlık günlük hayatın akışına direkt etki etmektedir. Kötü yapılmış binalar, hesap edilmeden yapılan kavşaklar insanların ulaşımından yaşamına kadar etki etmektedir.  Kazaların sayısındaki artış bile insanların ulaşımında sürekli bir tedirginliğe neden olmaktadır. Doğadan kopan ve sadece betondan ve asfalttan başka ayağını toprağa değdirememek insanları farkına varmasalar bile sürekli bir stres altında tutmaktadır. Aynı tipte ve renkteki binalar artık insanların ilgisini çekmediği gibi ruhsal bir yorgunluğa ve strese de neden olmaktadır.

Mimarlık insanoğlunun ilk konut tipini geliştirmesiyle başlayan bir meslek?

İnsanoğlunun beslenme ve barınma sorunu en eski ve temel sorunlarından biri olmuştur. İnsanoğlu mağara ve kovuklarda yaşarken barınma sorununu çözmek için;  yaparak, bozarak bir deneyim kazanıyor. Deneme yanılma yoluyla ilk konut tipini geliştiriyor. Bu açıdan baktığımızda insanoğlunun en eski mesleklerinden biridir diyebiliriz.

20190904_113636-002.jpg

DÜZENLİ ESKİTME

Bazı eskiden kalma tarihi yapılara baktığımızda binlerce yıllık yapılar hala sapa sağlam ayakta duruyor. Günümüz teknolojisi gelişmesine rağmen niçin bu kadar uzun ömürlü olmuyor?

21 yüzyılın stratejisi düzenli eskitme dediğimiz bir tarzda yapıyorlar. Yani bir şeyi yap ama kullanım süresi önceden belirlenen yıkılmasına ve eskimesine göre yapacaksın. Bir süre sonra ömrünü tamamlaması lazım ki yeniden alınsın ve yeniden üretilsin. Buna düzenli eskitme diyorlar.  Mesela bir ampulün yanmasına bir süre belirleniyor ve o süre bittiğinde ampulün yanma özelliği kalmıyor. Ama istenirse daha uzun ömürlü yanan ampuller de yapılabilir. Yapılar, köprüler ve konutlar için de aynı şey geçerli.  Düzenli eskitme konuttan elektronik eşyaya kadar hemen hemen yaşamın her alanında kullandığımız eşyada geçerlidir. Çünkü kullanıma sokulan her hangi bir şey eğer çok uzun ömürlü olursa amaçlanan tüketici toplum yaratılamayacaktır. Kapitalist sistem için kârda düşüş olacağından düzenli eskitme politikası sürekli yürürlüktedir.

Günümüz teknolojisi de çok uzun ömürlü üretim yapabiliyor. Ama tekrar ihtiyaç olsun diye, üretimin sürekliliği için düzenli eksiltme denilen politikaya ihtiyaç duyuluyor. Siz bir koltuk veya bir buzdolabı aldınız. Yüzyıl kullanacaksınız, o zaman üretim yapan ne yapacak olan fabrikalar boş durmasın diye bu politika 21.yy. başında kabul edildi ve uygulamaya konuldu. 

Mimarlık olmazsa insanlar toplu yaşayamaz.  Bu durum da bireyden toplumu bir bütün etkileyen bir zincir oluşturuyor.

Dünyaya baktığımız zaman örnek olan kentler var. Birçok yerde mimarsız, mimarların ulaşmadığı alanlar olarak görüyorum.

Kimi kentleri incelediğimizde önce bireyler gidip yerleşiyor sonra şehirleşme başlıyor. Aslında olmaması gereken bir durumdur. Önce şehri planı yapılır, alt yapısı inşa edilir sonra konutlar ve üst yapısı inşa edilir. Ekonomik olanı bu şekilde yapılmasıdır. Ama geri kalmış ülkelerde ve bölgelerde böyle olmuyor. Bizim şehirlerimizde de altyapının sonradan yapıldığını görüyoruz.

Düzensiz, plansız kentleşmeler neredeyse birbirinin aynısı oluyor. Özgün mimari de olmadığı için kentler kimlik kazanamıyor. Yani kentlerin kendine özgü bir kimliği yok. Eski dönemlerdeki kentlere baktığımızda; Yunan mimarlığı ayrı Roma mimarlığı ayrı, Asya’ya gittiğinizde bambaşka mimari var.  Bu farklılıklar ve kendine özgü olmak o kentlere bir kimlik kazandırıyor. Yapılara,  şehirlere ruh katıyorlar.  Düzensiz, plansız olan ve kendine özgü bir mimari oluşturamayan, kendi tarihsel yapı ve mimarisinden kopuk oluşan kentler kimliksiz yapılara ve kimliksiz şehirlere neden oluyor.

KULLANDIĞIMIZ EŞYALARA VE BARINDIĞIMIZ KONUTLARA KADAR BİR ÖMÜR BİÇİLİYOR. BUNA DA ‘DÜZENLİ ESKİTME’ DENİYOR.

Bunun olumsuz etkileri yaşamımızı nasıl etkiliyor?

 Her anlamda yaşıyoruz. Kazalarda, sellerde  oluyor. Deprem olduğunda çöküyor. Bazen deprem olmadığında da çöküyor. Durduk yere çöküyor. Sürekli olarak kaldırım yenileme, asfalt atma, alt yapı yenileme birçok yerde neredeyse her beş yılda sil baştan oluyor. Bunlar ekonomik kayıp değil mi?  Günü kurtaracak şekilde yapılıyor. Ekonomik kayıplar, ekonomik kaygılarla kısa vadeli kullanım süresi olan alt ve üst yapılar şehrin kimlik hafızasını da engelliyor.

 İnsanlar Sur içini görmeye niçin gidiyor. Çünkü oranın bir kimliğinin olmasıdır. Turizm açısından düşünürsek yeni yapılaşmaların olduğu yerlerin kimliği ne, kim gidecek? Daha iyisi zaten kendilerinde var.

Kentleri birbirinden farklı yapan  mimarisidir. Bu mimari o kente bir kimlik kazandırıyor. Azerbaycan'da yeni yapılan  kente yılda binlerce insan ziyaret ediyor. Çünkü kimliği olan güzel bir yapı. İnsanlar bir şekilde gidip onu görmek istiyor.  Böylelikle bir ekonomi oluşturuyor. Bulunduğu bölgeye, ülkeye ekonomik bir katkı sağlıyor.

Yeni bir kentleşme olmasına rağmen Azerbaycan’daki kentleşmeyi önemli kılan ne? Ne tür özellikleri çekici geliyor?

Ciddi anlamda tasarım yapılmış. Ekonomik kaygı duyulmadan tasarım yapılmış. Tasarım sadece görsel anlamda değil, kullanım anlamında, çevreye uyum anlamında güzel ve estetiktir. Dünyaca ünlü mimari yapımlarına baktığımız zaman kendilerine özgü bir kimlik kazandıklarını görüyoruz. Bu kimlik o kentler için bir çekim merkezi oluyor. İnsanlar oraları görmek istiyor. Bu da sonuçda ekonomik bir getiriye dönüşüyor.

Ama bizde bina tasarlanırken pahalı olmasın diye bakılıyor. İyi tasarımların destek bulması ve ödüllendirilmesi gerekiyor. Mütahit evi 500 bine satıyor. İyi bir tasarım yaparsa bir milyona satamayacak. Müteahhit niye zarar etsin. Mesela bazı kentlere bakıyorsun kent neredeyse nefes alamıyor. Sanayi ile iç içe geçmiş ya da kentin nefes alacağı hava koridorunun önü gökdelenlerle kesilmiş. Kentte yaşayanlar nasıl nefes alacak.

Bu yüzden kentleşme olurken imar planlarından, mimariye; tarihi dokudan, çevre ve doğa koşullarının dikkate alınarak yapılması önemlidir. Çünkü kent alt yapısıyla, üst yapısıyla, doğaya uyumuyla ve estetik yapısıyla bir bütündür.

dsc00631.jpg

Önümüzdeki dönemdeki hedefleriniz nelerdir?

Genel olarak iş alanımız mimarlık ve inşaat üzerine. Ek olarak imalat da yapıyoruz. Sanayi kolumuzu oluşturmaya çalışıyoruz.

Biz şirket olarak bir ölçüm cihazı da üretmeye karar verdik. 2018'de şirketimizi bir şekilde aktif hale getirdik. KOSGEB’e başvurduk.   Projemiz onaylandı. Şu an prototipini yapıyoruz. Bittiği zaman imalatına başlayacağız. Ayrıca inşaat ve mimarlık teknik çizim masaları üretiyoruz.

Yurtdışında birkaç projemiz var. Afrika'da çizimler yapmışız Kuzey Irak'a sürekli gidiyoruz.  Avrupa'da çalışmak istiyoruz.

Biz de işkolu fark etmiyor. Şu an; Almanya'da fabrika çizimlerimiz var. Afrika'da bina çizimleri,  Irak’ta özel tasarımlar yaptığımız oluyor. Bina restaurant-cafe, fabrika, makam odaları gibi özel tasarımlar yapıyoruz. Ayrıca henüz anlaşma aşamasında olduğumuz kompleks proje çizim çalışmalarımız da olacak.

ENGELLİLERE YÖNELİK KOMPLEKS BİR YAPI TASARLIYORUZ

Diyarbakır’da 800 dönüm üzerine; bütün engellilere yönelik kompleks bir yapı tasarlıyoruz. Engelliler için komplike bir yaşam merkezi olacak. Tamamlanırsa içinde; birçok eğitim ve rehabilitasyondan biriminden, barınma ve konaklama alanlarına kadar çok kapsamlı bir tesis olacak. Şimdi bunun tasarım çalışmasını yapıyoruz.

Eğitim kurumlarıyla birlikte, atla eğitim, yunus balıkları ile terapi havuzları, ayrıca hastanesi, laboratuarı; kampüste kalacak hocalar ve gelen misafirler için konaklama alanları olacak.

Bu proje gerçekleşirse sadece bölgeye değil; dünyaya da hitap edecektir.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Biz de size çalışmalarınızda başarılar diliyor. Teşekkür ediyoruz.

http://Pervin Hamkan, DTSO İş Kadınları, Kent Mimarisi,Mümin Ağcakaya, Tigris Haber

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.