1. HABERLER

  2. GUNCEL

  3. ÖZEL HABER-RÖPORTAJ

  4. SANAT GERÇEĞİ ANLATMA YOLUNU BULUR
SANAT GERÇEĞİ ANLATMA YOLUNU BULUR

SANAT GERÇEĞİ ANLATMA YOLUNU BULUR

Kitap fuarı için geldiği Diyarbakır’da gazetemize konuşan ünlü şair ve yazar Ahmet Telli önemli açıklamalarda bulundu.

A+A-

MÜMİN AĞCAKAYA

Kitap fuarı için geldiği Diyarbakır’da gazetemize konuşan ünlü şair ve yazar Ahmet Telli, “Diyarbakır bu yaralı coğrafyanın ortasında duruyor. İnsanların tedirgin olduğunu gördüğümde doğal olarak, o tedirginlik ve gerginlik bir biçimde bana da yansıyor” dedi.

Geçtiğimiz günlerde TÜYAP Diyarbakır Kitap Fuarı’nda okurlarıyla buluşan Şair Ahmet Telli okurlarıyla ve sevenleriyle önce söyleşi yaptı; sonra da kitaplarını imzaladı. Ahmet Telli okurlarla söyleşisine gösterilen ilgiden dolayı birçok kişi ayakta dinlemek zorunda kaldı. Ahmet Telli yeniden buluşmanın sevincini yaşadığını belirterek; her buluşma anılar bırakıyorsa, bir anlamının olduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan Ahmet Telli dinleyenlerini duygu dolu bir yolculuğa çıkardı. Bellek siliciler üzerine yaptığı çarpıcı vurguda; önce geçmişimizi silmeye sonra da geleceğimizi unutturmaya çalıştıklarını belirterek; gelecek bizim düşlerimizdir, hayallerimizdir, ütopyamızdır dedi. Belleğin sadece bir hatırlama olmadığı, insanlığın ilk yaratımından günümüze gelen birikimi devam ettirmek için kalbi ve beyni çalıştırmak gerektiğini; kalbi ve beyni çalıştıran temel etmenin sanat olduğunun altını çizerek, şiir bir bellek mekânıdır diyerek herkese hoş geldin dedi.

Yol boyu her direkde leylek yuvası

Yıllardır öylece beklerlerdi göçmenlerini

Amed Batman baharında.

Leylek yuvalarının kendisine hep hüzün verdiğini, çünkü kışın boş kaldıklarını, ama yuvanın bir bekleyen olması açısından da önemsiyor ve birisi sizi bekliyorsa, hayatın devam ettiğini; siz birini bekliyorsanız da bunun size hayat verdiğini o duygulu ses tonuyla salonda pür dikkat dinleyenlerin kulaklarına adeta fısıldadı.

Şiirlerini topladığı kitabı VEDA’ya atıfta bulunarak; her vedanın elveda olmadığını, burada yeni bir merhabanın sıcaklığının olduğunu; annemizden ayrılıp başka bir şehre giderken vedalaşmanın; yeniden buluşulduğunda sımsıcak sarılmanın ilk tohumu olduğunu;  Namık Koyuncuyu da anarak ondaki vedanın elveda olmadığının altını çizerek, söyleşisini şiir ve anlatılarla devam ettirdi. Tigris Haber Gazetesi olarak biz de söyleşi sonrası sevgili Ahmet Telliyle siz değerli okurlar için bir söyleşi gerçekleştirdik. Sanat ve şiirle kalın…

Merhabalar; dört yıl aradan sonra Diyarbakır Kitap fuarında sizi görmek şiir severler ve sanatseverler açısından güzel bir olay. Kitap fuarları, kültür sanat etkinlikleri; yazarların okurlarıyla buluşmalarının yanında; siyasal ortamın yumuşaması açısından da olumlu bir etkisi oluyor mu? Buna ilişkin olarak ne söylemek istersiniz?

Kitap fuarları; kültür ortamları yaratması bakımından, edebiyatın, sanatın doğası gereği olarak da, baskıcı duruma karşı siyasal ortama bir taviz değil; ortama bir müdahaledir. Bu bakımdan kitap fuarlarını önemli buluyorum.

Dünkü söyleşinizde de yaralı coğrafyadan bahsettiniz ve bu yaralı coğrafya ya çok gelip gittiniz. Her gelip gittiğinizde duygularınız nasıl oluyor. Önceki gelişinize göre bir farklılık görebildiniz mi? Her yeni gelişinizde yarası; bir öncesi gelişinize göre, daha derinleşmiş mi buldunuz?

Diyarbakır bu yaralı coğrafyanın ortasında duruyor.  Buradaki hayata, insanların yaşam biçimlerine uzaktan bakarken de ta içinde hissettiğim için; buraya her gelişimde, insanların tedirgin olduğunu gördüğümde doğal olarak, o tedirginlik ve gerginlik bir biçimde bana da yansıyor. Dönüp giderken de doğrusu huzur içinde değil, huzursuzluk içinde dönüyorum yaşadığım kente.

Şiirlerinizi okurken adeta bize de yaşatıyorsunuz. Yüreğinizin derinliklerinden süzülerek gelen duyguları dinlediğimizde rahat alabiliyoruz. Bu geçmiş yaşanmışlıklarla güncel arasında müthiş bağlantı kuruyorsunuz. Sizi bu kadar derinden etkileyen, bizi de etkileyen dizeleri ortaya çıkarıyorsunuz, bunu nasıl başarıyorsunuz?

Somut bir günceli tespit etme değil; olmakta olandan yola çıkarak, olacak olana doğru bir yolculuktur. Bu bakımdan; otuz yıl önce yazdığım bir şiirin, hala bugün güncelliğini koruması aslında, geleceğe bir söz aktarmak olduğunu gösteriyor. Bu ise sezgisel aklın kullanımıyla mümkündür. Sezgiler geleceği tahayyül için, bir insani olgudur. Geleceği tahayyül eden; geleceğin inşa edilmesi konusunda müdahaleci de olurlar.  Bu bakımdan sanat aynı zamanda bir müdahaledir. Bu müdahalede geleceğin nasıl ve nice olacağına dair ipuçlarını gösteriyorsa sanat, o sezgisel aklın başarısı diye düşünüyorum. Bu sadece benim için değil; iyi bir sanat ürününün estetik hazla beraber gerçekçi oluşundan iler gelmektedir.

Yaşanan bu son süreçteki siyasal gerilimler, edebiyat alanını da etkiledi. Dolayısıyla bu duruşta bir gerileme var mı? Edebiyatçılarımız üzerine düşeni yapıyorlar mı?

Sanat her ortamda gerçekle buluşur ve gerçeği anlatma yolunu bulur. Baskı dönemlerinde daha çok metaforlara doğru yönelir sanat. Ama her yazar ya da kimse sinemacı, ressam, müzisyen bir biçimde kendi dilinden yeni anlatım yolları bulur. Bu ise baskı dönemlerin farkında olmadığı sıçramayı ortaya koyar ki;  o baskıcı dönemler bunu farkında bile değildir. Hatta sanat bile onu icra ederken, yaratırken farkında değildir. Onun; bir zaman sonra gerçekle nasıl ilişki kurduğunu biz anlarız. Okurlar, izleyiciler, dinleyenler anlar, sezer.

İnsanlar düşüncelerini açıklamaktan, fikirlerini söylemekten çekindiği bir dönemde, dönemlerde edebiyatçılara daha fazla iş düşüyor değil mi?

Edebiyatçılara her zaman iş düşüyor. Sadece baskıcı dönemlerde değil; hayat kendi üzerine gelen bir kâbussa, sanatçı her dönem, bir biçimde üzerine yüklenen bu dünyanın ağırlığını hisseder. Bu bazen karanlık bazen bulutlu, daima üzerine çöreklenmiş bir gerçekliktir. Bu yüzden sanatçı açısından önemli olan; güncelin diline düşmeden, ama günceli tarihsel parabolünde yakalayabilmektir. İşte iyi bir sanat eseri de, aynı zamanda tarihseldir. Ama aynı zamanda günceldir. Güncelin sığlığına düşmeden.

Şair Ahmed Arif’i de anarak, onun diyarında, Diyarbakır’a ne söylemek istersiniz?

Diyarbakır bir kültür, bir bellek şehridir. Diyarbakır kendi tarihiyle barışık yaşarken onu tarihinden koparmak isteyenler oldu, olmakta da devam ediyor. Ama bu şehir kendi hafızasını büsbütün yitirmeyecektir. Elbette, mutlaka kendi sekiz bin yıllık, on bin yıllık tarihini yaşayacağı günler mutlaka gelecektir. Bunun ipuçlarını, bunun sezgisini kitap okurken, kitabımı imzalarken ya da şiirimi dinlerken; onun gözlerine baktığımda seziyorum. Yani insanlar huzursuz, bir başka deyişle bu güzel huzursuzluktur. Bu huzursuzluktan mutlaka yaratıcı bir şey çıkar.

Son olarak; Tigris Haber okuyucularına, Diyarbakırlı okurlarına ne söylemek istersiniz?

Diyarbakır’a ilk kez 1967 de geldim. Daha sonra; 1987’den itibaren birçok kez Diyarbakır’a geldim. Diyarbakır okuru inanılmaz vefalı bir okurdur. Mutlaka bir önceki gelişimdeki sıcaklığı hatırlatarak gelir. Yeniden, sanki hiç ayrılmamış gibi birlikte yolculuğa devam ediyoruz. Vefalıdır ve bilinçli okur kitlesi de daha fazladır.

Çok teşekkür ederim. Kaleminize kuvvet, yüreğinize sağlık.

 

 

 

               

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.