1. HABERLER

  2. GUNCEL

  3. ÖZEL HABER-RÖPORTAJ

  4. Sınır tanımayan tutku!
Sınır tanımayan tutku!

Sınır tanımayan tutku!

Diyarbakır'da eczacılık yapan 43 yaşındaki Fahri Dildeş'in futbol tutkusu sınır tanımıyor. Yaklaşık 5 yıldır Barcelona takımının derbi maçlarını kaçırmayan Dildeş takımı için İspanyolca bile öğrendi.

A+A-

Tigris Haber - Barcelona'ya gitmeden önce; bu futbol aşkı nasıl başladı?

 İlkokul döneminde aynı sınıfta okuduğum; Fatih Keresteci ve Serkan Ekinci ile birlikte,  üç kafadar arkadaştık.  Her fırsatta; Barcelona, Bayern Münih ve Real Madrid oyuncuları üzerine yaptığımız yorumlarla futbola ilgimiz başladı. Arkadaşlarımdan biri Bayern Münih’i diğeri de Real Madrid’i tutuyordu. Çevremizde birçok kişi; Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş üzerine sohbetler yaparken, bizim sohbetlerimiz ise; Hugo Sanchez, Butregueno, Maradona üzerine oluyordu.

Bu takımların maçlarını nereden takip ediyordunuz?

O zamanlar TRT’de gece saat 1’de yayınlanan Avrupa’dan spor haberlerini izleyerek bilgileniyorduk. Başka da bir bilgi kaynağımız yoktu. Futbola olan ilgimiz o dönemlerde böyle başladı. İlerleyen yıllarda, medya araçlarının gelişmesiyle spora olan ilgimiz, daha da yoğunlaştı. Üniversiteye gittiğimiz dönemlerde televizyonlarda naklen maç yayınlar da başlamıştı. Keyfimize diyecek yoktu. Artık; Barcelona maçlarını da izleyebiliyorduk.

Bu arada; Barcelona'nın tarihiyle ilgili de birçok bilgi edinmeye başladık. Takım nerede, nasıl kurulmuş. Bu araştırmalar sonucunda daha fazla etkilendik ve bizde adeta bir tutkuya dönüştü.

Üniversiteyi bitirdikten sonra bizde bu sefer de, Barcelona'ya gitme fikri doğdu ve Barcelona taraftarlığı üyesi olduk.

144.jpg

Barcelona’ya gitme fikri oluştuğunda kaç yaşındaydınız? İletişim sorununu nasıl çözmeyi düşünüyordunuz?

 25-26 yaşlarındaydım. Gitmeden önce hakkında birçok bilgi edindik. Anadolu Lisesi mezunu olmamdan dolayı İngilizcem var. İngilizce ile iletişimde bir sıkıntı olmaz, rahat ederiz diye düşünüyorduk. Ancak; gittiğimizde orada etkili olmadığını, İspanyolcanın daha etkili olduğunu gördük.

Diyarbakır’dan dört arkadaş gitmeye karar veriyorsunuz. Üstelik İspanyolca da bilmiyorsunuz? Daha önce gitmediğiniz bir ülkede size rehberlik edecek kimse de yok. Büyük cesaret işi değil mi? Bu ilginç maceranız nasıl başladı?

Bir internet sitesi kanalıyla orada bir ev tuttuk. Ondan sonra da arkadaşlarla birlikte, Barcelona'ya gittik. Barcelona'nın stadını görmek bile bizim için büyük bir olaydı.  Barcelona Stadı'nda bir maç izlemek hep hayalimizdi. Futbola ilgimizden dolayı da, sürekli ne zaman gideceğiz diye sabırsızlanırken; Nisan ayında gitmek kısmet oldu. Ayrıca Nisan ayının onlar için ayrı bir önemi var. Onlar; Aziz Jordi ayı diyorlar.

Yolculuğunuz nasıl geçti?

Dört arkadaş öyle büyük bir heyecanla gidiyoruz ki, gözümüz hiçbir şeyi görmüyor. Bir an önce hayalimizdeki stadyumu, takımı görmek ve maçı izlemek istiyorduk. Havaalanında perondan çıkışta, İspanyol polisi, bizi durdurdu. “Niçin geldiniz?” diye sorusuna, ben İngilizce “ Maçı izlemek için geldik.” diye cevap verince. ‘Neden Barcelona maçına geldiniz?’ dedi. ‘Bizim için Barcelona olması yetiyor’ diye söyleyince; İspanyol polisi şaşırdı. Başka bir amaçla veya terör çıkarmaya mı geldiler diye şüphelendiği için, bir yerleri aramaya başladı. Biz rahatız tabii. İspanyol polisi İngilizce biliyordu. Bir süre sonra bize; “Dönüş biletiniz var mı? Yoksa sizi bırakmam.” dedi. Ben de dönüş biletini gösterince “Tamam” dedi. Dönüş biletimiz olmasaydı, büyük ihtimalle ülkeye girişimize izin vermeyecekti.

Sonraki gidişlerimizde onların hassasiyetlerini daha net öğrendik. Şunu gördük; Katalanlar zorunlu olmadıkça İspanyolca konuşmuyorlar ve aralarında Katalanca konuşuyorlar. Bu tutumları İspanyolları sevmiyorlar manasına gelmiyor ama kendi dillerini konuşmayı daha çok tercih ediyorlar. İngilizce konuştuğunuz zaman size yardımcı olmaya çalışıyorlar. O sıcaklığı hissetmeye başladıkça, orada dilin problem olmadığını gördük. Onların ruhunu anlamaya başladığınız zaman, onlar da sizin ruhunuzu anlıyor ve sizinle paylaşıyorlar.

 

BARCELONADA BİR BİSMİLLİ

İlk hangi yıldı, kaç gün kaldınız? Daha sonraki gidişleriniz de, futbol izlerken karşılaştığınız enteresan durumlar oldu mu?

İlk gidişimiz 2015 Nisan ayında oldu ve 5 gece 6 gün kaldık.

Daha önceden Diyarbakır’dayken Booking.com’dan kalacağımız yeri ayırtmıştık. Barcelonaya vardığımızda adreste bir yanlışlık olduğu için Booking.com’u aradım. Onlar da ilgileneceklerini söylediler. Bizi tekrar arayacaklardı. O gün maç olduğu için direk stada gittik.

 Statta ilk tanıştığımız kişi Diyarbakırlı çıktı. Stada girdik, Diyarbakırlıların bir tarzı vardı. Gırtlaktan gelen vav vav diye bir ses çıkarırlar. Bizde böyle stadyumu görünce böyle ses çıkarıp, gırtlaktan konuşunca; bir adam bize bakarak;  “Siz Diyarbakırlı mısınız?” dedi. Türkiyeli bile demedi, direk Diyarbakırlı mısınız dedi. “Sen nereden bildin?” deyince, “Ben de Bismilliyim” dedi. Oturduk sohbet ettik. Fransa’da inşaat işleri yapıyormuş ve Fransız arkadaşları ile birlikte maç izlemeye gelmişler. Fransızlar bizim gelişimize çok şaşırdılar. Bize;“Diyarbakır'dan Barcelona maçını izlemeye mi geldiniz?” diye hayretle sordular. Bizde” Evet, Barcelona maçını izlemeye geldik.” dedik. Bize; “Çok delice!” dediler. Hep beraber sohbet ettik.

Barcelona takımını izleme heyecanı ile gittiniz. Peki, orada futbolcularla bir karşılaşmanız oldu mu?

 Tabii oldu. Genelde cam açılıyor Selam veriliyor. Fotoğraf çekmekle ilgili çok büyük kalabalık oluşuyor. Onun dışında birebir yakınlaşma olmuyor. Ama Barcelona Müzesi'ni. Barcelona'yı Barcelona yapan La  Masia(Messi nin de yetiştiği alt yapı tesisleri)yı  gezebiliyorsunuz.

Stadyuma gittiğinizde neler hissettiniz?

Barcelona Stadı'na girdiğinde stat sanki size tarihini anlatıyor. Tarihini anlatan fotoğraflar ve çeşitli görselliklerle zengin bir arşivi var.

 Bir müze yapmışlar benzerini başka bir yerde görmedim. Dünyada Barcelona'ya hizmet etmiş bütün oyunculara teşekkür eden bir bölümü var. Burada; Rüştü Rençber’in ismi bile var ve altında Gracias(teşekkürler) yazılıydı. Kulüpte oynamış tüm yabancı oyuncularının isimlerinin yazılı olduğu büyük bir dünya haritası da vardı.  Ayrıca; Türkiye'den 6 Barcelona özel üyesi (memebers) de bulunuyor. Barselona’ya taraftar üyesi olabilirsiniz fakat özel üyesi olmanız nerdeyse imkansız .

Messi'nin, Ballon d'Or  altın top ödüllerinin sergilendiği müzede; Messi'nin La Masia’dan 13 yaşında geldiği dönemden, 19 yaşında ilk golünü attığı maça ve daha sonraki bütün serüvenini ekrandan izleyebiliyorsunuz. Ayrıntıları uzun. Bir futbolcunun Barcelona da nasıl yetiştiğini, hangi aşamalardan geçtiğini anlayabiliyorsunuz ve sizi o hikâyenin içine alıyor. Barcelona’yı farklı yapan bir özellikte; değerlerini evrenselleştirmesini iyi biliyor.

İlk gittiğinizde kenti kendi başınıza mı gezdiniz? Yoksa size rehberlik edenler oldu mu?

 Gitmeden önce zaten Barselona’yı araştırıp incelediğimiz için, adres sormak dışında bir yardım almadık. Bu yüzden; nerede ne yiyeceğimizi, nereleri gezeceğimizi, neler yapabileceğimizi biliyorduk. Planlamasını aylar öncesinden yapmıştık. Sadece adres sorduk ve Barcelona'yı yürüyerek gezdik.

 Diyarbakır’a dönünce bizde İspanyol sevdası iyice kökleşti. Sonunda; İspanyolca öğrenmeye başladım. Katalanca neden öğrenemiyoruz derseniz? Bu konuda dokümantasyon sorunu var, o yüzden dışarıdan öğrenmek biraz zor. İspanyolcayı bildiğiniz zaman, burada Kürtçe ile Zazacayı bilenler birbirlerini nasıl anlıyorlarsa, orada da benzer bir zorluk çekiyorsunuz. Zaten, Katalanların çoğu da İspanyolca biliyor.

img_5687.jpg

ARDA’YA DESTEK İÇİN DE GİTTİK

Daha sonra. Arda'nın olduğu dönemde destek amaçlı da orada bulunduk. Messi'nin müthiş bi frikik golü attığı Espanyol maçını da izledik.

Sizde maceranın arkası kesilmiyor?

Bir keresinde de; Messi’nin 400. golünü attığı maçı izliyorduk, ilk 45 dakika yanımdakiler Katalan olduğumu zannederek, benimle Katalanca konuşuyorlardı. Maçı o kadar hararetle izliyordum ki,  45 dakika sonra arkadaşım yanıma geldi. Bana; “bunlar seni Katalan zannediyor, farkında mısın? Sabahtan beri seninle Katalanca konuşuyorlar.” Dedi. Ben de; “Farkındayım bozulmasınlar diye sesimi çıkarmıyorum” dedim. Çok ilginç benim Katalan olmadığımı anladıkları zaman, aralarında konuştuktan sonra; her biriyle selamlaşıp, kucaklaştık.

TAKSİ ŞÖFÖRÜNE PARAYI ZORLA VERDİK

Bir yere gitmek için taksiye binmiştik. Taksiciyle aramızda sohbet başladı. Ben şoföre; Katalonya’yı, Barcelona'nın tarihini anlatmaya başlayınca, şoförün gözleri doldu, çok duygulandı. “Siz bu kadar nasıl biliyorsunuz?” dedi. “Buralara nasıl geldiniz?” diye sormaya başladı. “Biz Barcelona’yı seviyoruz, maçını izlemeye geldik. Tarihinde böyle olaylar yaşanmış, bizi etkiledi.” dedik. Çok sevindi. Fotoğraf çekildik. Hatta bizim için Türkiye'den bir hatıra parası istedi. Kendisine 5- 10 lira kadar hatıra parası verdik. Bizden taksi parasını almak istemedi.  Zorla taksi ücretini verdik.

BARCELONAYI FARKLI KILAN ÖZELLİKLER NELERDİR?

Barcelona’yi bunlardan farklı yapan; mesela Galatasaraya, Fenerbahçeye, Beşiktaşa benzer yanları var. Fakat Barcelona şehrinin ayrı bir ruhu var. İz bırakan bir tarihi geçmişi var. Dışarıdan gelen insanlar üzerinde farklı bir etki yaratıyor ve üzerinde unutamayacağı izler bırakıyor. Barcelona stadını, dışarıdan hiçbir yardım almadan, Barcelonalıların kendileri yapıyor. Stada girişiniz bile çok farklı, insanda bir heyecan yaratıyor. Barcelona’lılar stadı sadece maç izleme yeri değil, bir buluşma yeri olarak da görmüşler ve hala da öyle. Hatta bir marş bestelemişler. Her maçtan önce bir milli marş gibi okuyorlar. O marşı ben de ezberledim. Bunlar Barcelonayı çok özel yapıyor.

BERCELONA KULÜBÜNÜ HOLLANDALI BİR ASLAN AVCISI JOHAN HANS GAMPER KURUYOR. FRANCO’NUN İSPANYA’YA GİRMESİNİ YASAKLIYOR. GAMPER BUNU HAZMEDEMİYOR VE İNTİHAR EDİYOR

Tabii kulüpte bir kültür yaratıyor. Ama bu topluma da yansıyor değil mi?

Zaten toplum Barselona’yı yaratıyor. Barselona’yı kuran bir Barselonalı değil. Johan Hans Gamper isminde bir aslan avcısı; Afrika'ya giderken Barselona'da bir gece kalıyor. Hollandalı Gamper, Barselona'yı çok seviyor. Barselona da kalmaya karar veriyor. Bir süre sonra 1899’da Barcelona Futbol Kulübünü kuruyor. Franco dönemine kadar takımın durumu çok iyi. Gamper’in dönemi Barselona'nın ilk Şahlanış dönemi oluyor. Franco’nun iktidara gelmesi sonrası; Gamper’in İspanya'ya girişi yasaklanıyor. Bunu hazmedemeyen Gamper intihar ediyor.

Barcelona'nın tarihinde çok fazla trajedi var ve ders alınması gereken çok olay var. Barselona’nın kendine özgü bu ruhu bu kuruluş yıllarından beri geliyor. Barcelona’nın kuruluşunda yaşadığı zorluklar, daha sonra geldiği nokta, tam bir başarı öyküsüdür. Özellikle; geleceğe ilişkin nelerin, nasıl yapılacağının planlanmasında, Katalan halkının da takım üzerindeki etkisi var.

Orada insanlar birbirine güveniyor ve birbirini seviyor. Afrika’dan gelen mülteciler ayrı ama, özellikle yerlisine bir telefon, anahtar veya herhangi bir şeyi emanet olarak verdiğin zaman; sonra tekrar bıraktığınız gibi alırsınız, hiçbir şey olmaz. Size her türlü kolaylığı sağlıyorlar. Sıkıntı olmuyor

İÇ SAVAŞ DÖNEMİNDE BARCELONA

Barcelona Franco’nun Döneminde Neler Yaşıyor?

 Barcelona, Mussolini tarafından uçaklarla bombalanıyor. Barcelona'nın Başkanı Josep Sunyol İspanyol hükümeti tarafından kurşunlanarak öldürülüyor. Uzun süre Barcelona'nın İspanya'da futbol oynaması yasaklanıyor. Franco döneminde çok ciddi baskılar söz konusu. Barcelona takımının futbol oynama sıkıntıları Johan Cruyyf gelinceye kadar devam ediyor.

1974 yılında Hollanda milli takımından ünlü Johan Cruyff  Barcelona'ya transfer oluyor. Franco kendisine “Barselona'da oynarsan seni tutuklatırım, sıkıntı yaşarsın” diyor. Bir nevi tehdit ediyor. Cruyff  Barcelona havaalanına iner inmez gazetecilerin; ”Real Madrid de mi, Barcelona da mı oynayacaksınız?”  sorusuna; “Ben asla katillerin takımında oynamam”  diye cevap veriyor. Bu kararından vazgeçmeyen Cruyff, uzun süre Barcelona takımında futbol oynuyor.

Stadyuma giriş ve seyircilerin tepkileri nasıl oluyor?

 Çok ilginç bir anımı anlatmak istiyorum.  Barcelona- Espanyol maçlarından birini izlemek için oradaydım. Espanyol takımı Franco döneminde Barselona’ya yerleştirilen işçilerin kurduğu bir takım. Aralarındaki maçlar derbi olarak geçiyor. Şampiyonluk maçlarından birisiydi. Barcelona- Espanyol takımını 5- 0 yendi. Barcelona takımı şampiyonluk turu atmak için stadyumun dışına çıktı. Balkondan bir teyze Katalan bayrağı sallıyordu. Aşağıdaki polisler de, yaşlı kadına sevinçle; “Visca Barça Visca Catalunya” (Yaşasın Katalonya) diye slogan atmasına aşağıdaki İspanyol polisi de alkışlayarak karşılık veriyor, Barcelona'nın şampiyonluğunu alkışlıyordu. Hiçbir taşkınlık, hiçbir olay olmadı. 

Sahada gördüğüm en sıra dışı olay  Barcelona dan Real Madrid’e transfer olan Luis Figo ya  bir domuz kafası atmalarıydı. Ama burada çakmak mı dersin, birçok şey sahaya atılıyorlar. Sahaya inip sporcuları tekme tokat dövüyorlar. Dışarı da taraftarlar birbirlerine sopalarla, palalarla saldırıyor. 

Orada hiçbir maça aranarak girmedim. Bozuk param alınmadı. Şampiyonlar Ligi de dâhil. Alışverişten geldim, yanımda10 tane poşetle stada girdim, hiç kimse poşetime bile bakmadı. X- raydan geçirmediler. Dolaba koydum, çıkarken de oradan aldım. Buyurun buraya bırakın dediler. Üstlerin aranmak istendiğine şahit bile olmadım. Sadece ön girişte büyük bir manyetik alandan geçiyorsun. O da üzerinde silah var mı yok mu, sadece ona bakılıyor.

 İnsanların sıcakkanlığı, yabancılara karşı hoşgörülü ve yardımcı olma tavırlarına baktığımızda; Diyarbakırlılara da çok benziyor değil mi?

Çok benzer yönleri ve farklılıkları da var. İnsanların sıcakkanlılığı yanında maça giderken bizim, Diyarbakır Spor maçlarına giderken davranışlarımıza çok benziyor. Hazırlanışları, stada da gidişleri; bizimki gibi bir coşkuyla, heyecanla gidiyorlar.

Mesela biz oradayken inancımızda ilgili Avrupa'da yaşanan bir sıkıntıdan bahsedilirken, orada öyle bir şey yaşamadık. Ama Almanya veya Avrupa ülkelerinin bir kısmında yabancıların bazı sıkıntılar yaşamaktadırlar. Ama bize hiçbir yerde, hiçbir kimse aşağılayıcı bir laf ya da davranışta bulunmadı.

İspanya'nın en zengin bankaları Katalanların. İspanya'nın en zengin bölgeleri Barcelonadadır. Avrupa'da en iyi Turizm bölgelerinde ilk üçe giriyor, böyle bir kent. Barcelona Avrupa'da demokrasi adına tek yeridir. Avrupa'nın birçok yerinde antidemokratik yaklaşımlarla karşılaşırken; Katalan halkı daha demokratik. Çok sıcakkanlılar. Rahat konuşuyorlar. Aslında İspanyolca konuşanlarla da bir sıkıntıları yok. Sadece şuna çok sinirleniyorlar. Dışardan gelenlerin kendileri ile İspanyolca konuşmaya çalıştıklarını gördüklerinde. İngilizce konuş ben seni yine anlarım diyorlar. Ama; bir İspanyol müşteri geldiği zaman, hoş geldiniz diyor. Yardım da, hizmet de ediyor.

Bu kadar gidiş gelişlerden sonra aranızda bir köprü oluştu mu?

Tabii. Her yıl gitmek için plan yaparım. Oğlum Vedat Kerem de bir Barcelona taraftarı ve çok merak ediyor. Bir derbi maçına birlikte gideceğiz.

Bir de, Türkiye’den uzun zaman önce Barselonaya giderek orada restoran işleten ve gıda işleri yapanları da bulduk. Bu sefer ki gidişimde onlara da uğrayacağım.

 Barcelona ya bu kadar ilgi duymanın başka nedenleri var mı? Niye başka takımlar değil de Barcelona?

 Bizim yapımızda her zaman için mazlumun tarafı olma gibi içgüdüsel bir yönümüz var. Maç oynanırken bile mağlubu tutarız. Barcelona'nın da tarihinden kaynaklanan bir mazlum olma tarafı var.

 Arada tarihsel sorun olmasına rağmen seyircilerin birbirlerine yaklaşımı bu şekilde oluyor?

Bu bile onların yaşamlarını çok etkilemiyor. İnsanların geçmişte yaşanmışlıkları ve rahatsızlıkları onların hayatının devamında zorluk değil, tam tersine bir yaşamsal güç yaratmış ve insanlar bu güçle kendilerini motive ediyor. .

Franco döneminde Barcelona'nın nasıl başkanı öldürülmüşse, Real Madrid de bir bedel ödüyor. Baskı rejiminin kontrolündeki Real Madrid takımı o yıllarda büyük başarılara imza atarken ülkenin spordaki adresi olmuş. Katalanların kızgınlığı o dönemde yaşanılan, zorbalıklarla alınan başarılardan Madridlilerin övünmesi ve utanç duymamaları.

 

4524.jpg

Katalonlar, Franco döneminde oluşan yaralarını sarmışlar mı?  Nasıl bir izlenim edindiniz?

Tabii ki izleri var. İzlerini yaşama bağlanarak atlatmışlar. Yaşama küsmemişler. Franco döneminde Barcelona zarar görürken Madrid de zarar görmüş Basklılar da zarar görmüş. Hangi bölgenin daha az ya da çok zarar gördüğü bir yana; sonuç da bütün İspanya zarar görüyor. Franco döneminde çok büyük acılar var. Trajediler yaşanıyor.

Bütün bu yaşananları geride bırakmasın bilmişler; banka kurulmuşlar, bankaya destek vermişler. Barcelona'yı her yönüyle bir turizm kentine çevirmişler. Turizme katkıda bulunmak için çok çaba göstermişler. Tarihi eserlerini korumuşlar. Herkes üniversite okuyor. Barselona'da inanılmaz dil kursları var. Herkes, her öğrenci oraya dil öğrenmeye gidiyor. Barcelona'yı bir kültürel yaşamsal kentine çevirmişler.

Ekonomik krizin ayrılma eğiliminden, ekonomiye sürdürme noktasına kaydığı görülüyor. Savaşların iki tarafa da yarar getirmediğini düşünüyorlar. Katalan bankaları tüm İspanya’da, Avrupa'da var. En son Türkiye'de de banka satın aldılar.

Bir Katalanın İspanya'yı kabullenmesi, bir İspanyolun da bir Katalanı kabullenmesi önemli.  Geçmişten ders çıkararak geleceğe daha güçlü yürümek içi demokrasinin öneminin farkındalar.

Mesela; Beşiktaş bir başarı kazandığında, Diyarbakır'da aynı sevinci ya da Diyarbakırspor bir başarı kazandığında, diğer illerde kendi başarısı olarak görüyorsa; bunu bir kardeşliğin, barış sorularını çözme de aracı olarak görmek, önemli bir olaydır. Bu anlamda, İspanyollar bunları bir araç olarak kullanmasını bildiler.

Mesela Katalonyanın ayrılmasına ilişkin bir oylama olduğu zaman; Katalonya'nın bağımsızlığını isteyen ile istemeyen iki kişi; aynı yerde oturup aynı yerde sohbet edip diyalog kurabiliyor.  Hiçbir sıkıntı olmadan birbirlerine dertlerini anlatabiliyorlar. İnsanlar birbirlerine jest yaptıkları zaman da, karşı jestlerle karşılık veriyorlar. Birbirlerine nazik davranıyorlar.

Bizde takım maçlarında birçok olay yaşanıyor ama iki kulüp oturup, samimice bu soru çözelim, bu olayı yaratanları stadlara almayalım, gelenler rahatlıkla izlesinler, kardeşliği ön plana çıkaralım diye bir anlaşma yoluna gitmiyorlar.

Kulüp; yönetim başkanını ve kadrosunu nasıl seçiliyor?

Barcelona'nın geleneklerine göre yetiştirilmiş başkanlar oluyor. Orada nasıl zengin olduğu bile önemli. Bir yolsuzluk var mıdır, yok mudur? Bu onlar için çok önemli. Birinin başkan seçilmesi için öncelikle, Barcelona'nın geleneğinden gelmesi, onu özümsemesi gerekiyor.  Sadece zengin olması Barcelona'ya Başkan olması için yeterli görülmüyor. Zenginliğinin nasıl elde edildiğine önem veriyorlar. Şeffaflığı esas alıyorlar.

İspanyada Bask bölgesinde yer alan Atletico Bilbao nasıl değerlendiriyorsunuz?

Basklılara baktığımız zaman Atletico Bilbao takımının şöyle bir özelliği var; Basklı olmayanı takımda oynatmıyorlar. Transferde yapmıyorlar. Barcelona kadar da zengin değiller. Barcelona kadar bir turist de çekemiyorlar. Ancak başarı elde ediyorlar. Onların da kendilerine özgü bir tarzları var. Kimse onlara neden Baskların dışında oyuncu almıyorsun, kafatasçısın diyen de yok. Fakat onlarla Katalanlarla görüştüğünüz gibi görüşemezsiniz çünkü onlar biraz serttir. Katalanlar kadar hoşgörülü davranmazlar size. Hatta yemek kültürleri de farklıdır.

 Barcelona da sizi en çok şaşırtan şey ne oldu?

Maç biletleri pahalı ekonomik sıkıntılardan dolayı bu kartları satanlar oluyor. Turizm şirketleriyle anlaşıyorlar. Belli bir ücret karşılığında satıyorlar. İyi bir yerde maç izlemek istiyorsanız 200-300 euroyu gözden çıkarmak zorundasınız. Ekonomik kriz etkiliyor. Ekonomik krizden dolayı bu paralar ciddi bir meblağ olmaya başladı. İç savaşta emek vermiş insanların kombineleri var. Yani kombine; maçlara ömür boyu yıllık serbest giriş kartı demek. Bu kartlar genelde yaşlı amcaların elinde. Biletler çok pahalı. 4000 euro bile verenler çıkabiliyor. Çünkü maçları izlemeye talep çok olduğu için statta yer bulamıyorsun. Dünyanın dört bir yanından maçları izlemeye gelenler oluyor. Japonya, İsrail, Çin ve Arjantin’den gelenler oluyor. Özellikle İsraillilerin ilgisi çok yoğun oluyor.

 

1-008.jpg

İspanya'nın dışında başka hangi ülkelere gittiniz?

 Avrupa'da hiçbir ülkeye gitmedim. Gitmeyi de merak etmiyorum. Bir gün İngiltere'ye gideceğim. İran, Taylan, Brezilya gibi yerlere gittim. Futbol dışında Avrupa'da neyi merak ediyor derseniz gidip öylesine gezerim. Ama vaktim varsa Barcelona'ya giderim. Çünkü her gittiğimde sanki ikinci evime gitmiş gibi nefes alıyorum. Huzurlu hissediyorum kendimi.

Barselona Okulları İstanbul’da da açıldı. Burada nasıl bir eğitim veriliyor. Sporcular nasıl yetiştiriliyor?

İstanbul'da Barcelona okullarını da açtılar. Öğretmenleri, İspanya'dan getirmişler.  On numara bir yer yapmışlar diyebilirim. Okulda, futbolculara önce ahlak öğretiliyor. Doğru söyleyeceksin, futbolda yanlışa yanlış diyeceksin diye işe başlıyorlar. Futbolun sadece ayak ile oynanmadığını, kültürle, ahlakla oynandığını anlatıyorlar ve ondan sonra topu veriyor. Bu kültür dersini veren hocalarda Barcelonadan geliyor. Barcelona kulübü, ‘top bende’ esasına göre takım anlayışını benimsiyor.. Eğer top sende ise sıkıntı yok diyor. Onlara göre top sizde değilse o oyuna hâkim değilsin manasına geliyor. Total futbolun bir gereği olarak benimseniyor. Barcelonanın futbola bu yaklaşımı, tüm dünyaya yayılıyor ve popülaritesini güçlendiriyor. Öğrencilerine bunlar anlatılıyor. Böylece ortaya yeni yetenekli futbolcular çıkıyor.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

BARSELONA ANLATILARAK BİTMEZ, YAŞANIRKEN BİLE ÖZLENEN BÜYÜLÜ BİR KATALAN ŞEHRİDİR.

 Anılarınızı bizimle yaylaştığınız için çok teşekkür ediyor. Maceralarınızın devamını, hayatınızda spor aşkının sönmemesini diliyoruz.

 Bende size yayın hayatınızda başarılar diliyor. Teşekkür ediyorum.

 

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.