Mahsum KARA

Mahsum KARA

Türkiye’de sağlıkta şiddet: Şiddeti besleyen temel nedenler

Türkiye’de sağlıkta şiddet: Şiddeti besleyen temel nedenler

i.jpg

Türkiye’de sağlıkta şiddeti; personel yetersizliği, yoğun iş yükü, uzun bekleme süreleri ve caydırıcı olmayan yaptırımlar besliyor. Sağlık emekçileri, çözümün yalnızca güvenlik önlemlerinde değil, sağlık sisteminin yapısal sorunlarının giderilmesinde olduğunu belirtiyor.

Türkiye’de sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, son yıllarda sağlık sisteminin en önemli sorunlarından biri haline geldi. Hekim, hemşire, sağlık teknisyeni, güvenlik görevlisi ve diğer sağlık emekçileri; hakaret, tehdit, psikolojik baskı ve fiziksel saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Şiddet olaylarının özellikle acil servislerde yoğunlaşması ise sorunun yalnızca bireysel öfke ve iletişim problemi olarak ele alınamayacağını gösteriyor. Uzun bekleme süreleri, personel yetersizliği, yoğun iş yükü, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar, performans baskısı, sağlık çalışanlarının itibarsızlaştırılması ve cezasızlık algısı, şiddeti besleyen temel faktörler arasında yer alıyor.

Personel yetersizliği ve ağır çalışma koşulları

Sağlıkta şiddetin temel nedenlerinden biri sağlık çalışanlarının ağır çalışma koşulları. Özellikle kamu hastanelerinde personel sayısının yetersiz olması, çalışan başına düşen hasta sayısını artırırken sağlık emekçilerinin hastalara ayırabildiği zamanı da azaltıyor. Uzun nöbetler, yoğun çalışma temposu ve dinlenme olanaklarının sınırlı olması çalışanlarda yorgunluk ve tükenmişliğe yol açıyor.

Çalışanın yoğunluğu arttıkça hasta ile kurduğu iletişim için ayırabileceği süre de azalıyor. Hasta veya hasta yakını ise yaşanan gecikmenin ve yoğunluğun sistemsel nedenlerini çoğu zaman göremiyor ve sorunun kaynağı olarak karşısındaki sağlık çalışanını görebiliyor. Böylece sağlık sistemindeki yapısal sorun, çalışan ile hasta arasında gerilime dönüşüyor.

Uzun bekleme süreleri gerilimi artırıyor

Hastanelerde yaşanan uzun bekleme süreleri, sağlıkta şiddetin en önemli tetikleyicilerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle acil servislerde yoğunluk nedeniyle hastaların saatlerce beklemek zorunda kalması, hasta ve yakınlarında öfke ve kaygıyı artırıyor.

Burada sorun yalnızca beklemek değil, hastanın neden beklediğini bilmemesi. Muayene sırası, tetkik sonuçları, yatış işlemleri veya başka bir sağlık kuruluşuna sevk gibi süreçlerde yeterli bilgilendirme yapılmadığında belirsizlik büyüyor. Belirsizlik ise zamanla öfkeye dönüşebiliyor.

Sağlık çalışanı çoğu zaman bekleme süresini belirleyen kişi olmadığı halde, hastanın tepkisinin doğrudan hedefi haline geliyor.

Randevu ve sağlık hizmetlerine erişim sorunu

Türkiye’de sağlıkta şiddetin arkasındaki nedenlerden biri de sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar. Uzman hekim randevusu bulamama, tetkiklerin uzun süre sonraya verilmesi, ameliyat veya tedavi için bekleme sürelerinin uzaması ve bazı sağlık hizmetlerine ulaşmada yaşanan güçlükler hastaların sağlık sistemine yönelik memnuniyetsizliğini artırıyor.

Bu memnuniyetsizlik doğrudan sağlık çalışanına yöneldiğinde ise sistemsel bir problem bireysel bir çatışmaya dönüşüyor. Oysa sağlık çalışanı randevu sistemini, hastane kapasitesini veya sağlık hizmetlerinin genel planlamasını belirleyen kişi değil.

Acil servislerde yoğunluk

Sağlıkta şiddetin en fazla görüldüğü alanlardan biri acil servisler. Acil servisler, aynı anda çok sayıda hastanın başvurduğu ve sağlık çalışanlarının yoğun zaman baskısı altında çalıştığı alanlar.

Acil olmayan hastaların da acil servislere başvurması, mevcut yoğunluğu daha da artırıyor. Bu durum gerçekten acil durumda olan hastaların hizmete ulaşmasını zorlaştırırken sağlık çalışanlarının iş yükünü de ağırlaştırıyor.

Yoğunluk arttıkça bekleme süresi uzuyor, çalışanların hastalara ayırdığı zaman azalıyor ve iletişim sorunları büyüyor. Böylece şiddet için uygun bir ortam oluşuyor.

Sağlığın “müşteri memnuniyeti” anlayışına indirgenmesi

Sağlıkta şiddet tartışmasının önemli başlıklarından biri de sağlık hizmetinin nasıl tanımlandığı. Sağlığın temel bir hak olmaktan çıkarılarak hizmet alan ile hizmet sunan arasındaki müşteri ilişkisine indirgenmesi, hasta ve sağlık çalışanı arasındaki ilişkiyi de etkiliyor.

Hastanın “müşteri”, sağlık çalışanının ise hizmet sunan kişi olarak görülmesi, sağlık çalışanından her koşulda talebin yerine getirilmesini bekleyen bir anlayışı güçlendirebiliyor. Beklentinin karşılanmadığı durumlarda ise öfke doğrudan çalışana yöneliyor.

Bu yaklaşım aynı zamanda sağlık çalışanlarının mesleki özerkliğini ve toplumdaki itibarını da zedeliyor.

Performans baskısı ve çalışma düzeni

Performansa dayalı çalışma sistemi de sağlık çalışanlarının üzerindeki baskıyı artıran unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Daha fazla hastaya bakma, daha kısa sürede daha fazla işlem gerçekleştirme ve sağlık hizmetinin sayısal göstergeler üzerinden değerlendirilmesi, çalışanların üzerindeki zaman baskısını artırabiliyor.

Sağlık çalışanının hastaya ayırdığı zamanın azalması, yalnızca hizmetin niteliğini değil, hasta ile çalışan arasındaki iletişimi de etkiliyor. Bu durum sağlıkta şiddeti besleyen koşullardan birine dönüşebiliyor.

Sağlık çalışanlarının itibarsızlaştırılması

Sağlık çalışanlarının toplum önünde değersizleştirilmesi ve sağlık sisteminde yaşanan sorunların doğrudan çalışanların kişisel sorumluluğuymuş gibi gösterilmesi de şiddetin toplumsal zeminini güçlendiriyor.

Bir hastanede yaşanan randevu sorunu, personel eksikliği veya tıbbi malzeme yetersizliği, çoğu zaman sağlık çalışanının kontrolünde olmayan sorunlar. Ancak bu sorunların çalışan üzerinden tartışılması, hasta ile sağlık emekçisi arasındaki güven ilişkisini zedeliyor.

Özellikle kamuoyunda sağlık çalışanlarını hedef gösteren söylemler, şiddetin normalleşmesine ve sağlık çalışanlarının hedef haline gelmesine neden olabiliyor.

Cezasızlık algısı

Şiddetin devam etmesinde en önemli faktörlerden biri de saldırganların yeterince caydırıcı yaptırımlarla karşılaşmayacağı düşüncesi.

Sağlık çalışanlarının yaşadığı şiddet olaylarının ardından etkili soruşturma yürütülmemesi veya davaların uzun sürmesi, çalışanlarda “şiddet karşılıksız kalıyor” algısı yaratabiliyor. Bu algı yalnızca mağdur sağlık çalışanını değil, bütün sağlık çalışanlarını etkiliyor.

Şiddetin önlenebilmesi için saldırı gerçekleştikten sonra hukuki işlem başlatılması kadar, sağlık çalışanlarının kendilerini güvende hissedebilecekleri etkili ve hızlı mekanizmaların oluşturulması gerekiyor.

Toplumdaki şiddet kültürü hastanelere de yansıyor

Sağlıkta şiddeti toplumdaki genel şiddet ortamından bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Sokakta, işyerinde, aile içinde ve gündelik yaşamın farklı alanlarında şiddetin normalleşmesi, hastanelere de yansıyor.

Öfkenin sorun çözme yöntemi olarak görülmesi, hakaret ve tehdidin sıradanlaştırılması ve insanların taleplerini zor kullanarak kabul ettirmeye çalışması sağlık kurumlarında da karşılık buluyor.

Bu nedenle sağlıkta şiddet, aynı zamanda toplumsal bir sorun.

İletişim sorunu var ancak sorumluluk yalnızca sağlık çalışanında değil

Hasta ile sağlık çalışanı arasındaki iletişim eksikliği şiddetin ortaya çıkmasında etkili olabiliyor. Ancak bu sorunu yalnızca sağlık çalışanlarının iletişim becerileri üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım.

Günde çok sayıda hastaya hizmet veren, uzun saatler çalışan ve yoğun baskı altında bulunan sağlık çalışanının hastaya yeterli zaman ayırması her zaman mümkün olmayabiliyor.

Bu nedenle iletişim eğitimlerinin yanı sıra sağlık çalışanlarının iş yükünü azaltacak, hastalara daha fazla zaman ayrılmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Şiddetin bedelini yalnızca sağlık çalışanı ödemiyor

Sağlıkta şiddetin etkileri saldırıya uğrayan sağlık çalışanıyla sınırlı kalmıyor. Şiddet korkusu, sağlık çalışanlarının mesleki motivasyonunu ve çalışma isteğini etkiliyor. Sürekli tehdit altında çalışan sağlık emekçileri zaman içerisinde tükenmişlik yaşayabiliyor.

Bunun sonucunda sağlık çalışanlarının meslekten uzaklaşması, başka alanlara yönelmesi veya çalışma koşullarının daha iyi olduğu ülkelere gitmek istemesi gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor.

Bu durum ise sağlık çalışanlarının zaten yetersiz olduğu bir ortamda yeni bir personel açığı yaratıyor. Personel açığı ise iş yükünü artırarak yeni şiddet risklerini beraberinde getiriyor.

Şiddeti üreten koşullar ortadan kaldırılmalı

Türkiye’de sağlıkta şiddetle mücadele yalnızca hastane girişlerine güvenlik görevlisi koymak veya saldırı sonrasında cezai işlem uygulamakla sınırlı tutulamaz.

Kalıcı çözüm için sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, personel eksikliğinin giderilmesi, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi, acil servislerdeki yoğunluğun azaltılması, hastaların sağlık süreçleri hakkında düzenli bilgilendirilmesi ve sağlık çalışanlarının toplumsal itibarının korunması gerekiyor.

Bunun yanında şiddet olaylarında etkin soruşturma yürütülmesi ve caydırıcı yaptırımların uygulanması da büyük önem taşıyor.

Çünkü sağlıkta şiddet yalnızca saldırgan ile sağlık çalışanı arasındaki bir sorun değil. Şiddetin arkasında sağlık sisteminin yapısal sorunları, çalışma koşulları ve toplumdaki şiddet kültürü bulunuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahsum KARA Arşivi
SON YAZILAR