Zülküf Kışanak

Zülküf Kışanak

Feqî’nin kuşları misali “şiir”ce gelenlere…

Şiirsiz yaşam mı, bu mümkün değil. Bana sorarsanız her varla yokun, elbette görünen, görünmeyen doğadaki her canlı halin, elbette ölü bildiğimiz her durgun halin bile mutlaka bir tanrısal, dahası bir şiirce tarafı vardır. Neden olmasın ki. Dudak bükmeye, kaşları çatmaya, insanın en berbat haline girip sırıtmaya ne gerek. Mesela şiirce yüreğime çarpan bir ses, şiirce hayallerimi bezeyen bir renk, şiirce beni alıp aşk-ı aleme götüren bir duyumsama, şiirce içsel özgürlüğüme umarsızca bir dalış, şiirce kendi evrenime kanat çırpıp dolu dizgin başlayan bir gidiş, ama bilgece bir gidiş, ama ustam Feqe misali. Yada şiirce Fırat’ın, Dicle’nin, belki de yeryüzünün en güzeli Botan’ın muhteşem maviliklerine dalıp giden, yada henüz keşfedilmemiş en sert girdapları geçip giden, dağları bir bir aşıp gelen bir gerilla misali. Elbette henüz hiçbir işgalciye, lanetli bir çapula vatan olmamış cennetimin derinliklerine akıp gidenler gibi, Feqî’nin kuşları misali uçup gelenler yada gelecek olanlar gibi, ama şiirce. Bana can olan Kürtçe’deki bu şiir, belki de bu şiirce söz kurmalar gibi…

“Hemû teyrên te

çivîk

ên çiyager, ên dilêr, ên ku guh didin te

û yên ku her li ser şopa te dimeşin

yek û yek vegeriyan, tev hatin Cizîra Botan

çêkirin refên xwe li dora roja me

wekî gotinên helbestên te yên xweşik

yên birêkûpêkî ketin milên hev, bûn hevalên dilê hev

û yên wekî ku te hêvîdikir daketin deşta ripîrasta te

wisa bi şengûşox, spehî

Cizîrî şahid e, lo

Feqî

…”

Dediğim gibi şiirsiz yaşam olmaz, olması akıl edilemez. Bunu aşkına yandığı Hêşet’ten son nefesini bağışladığı Veresoz’a kadar beni mest eden ölümsüzler ülkesi gülistanımın her köşesini şiirce yaşayan bilge şair Feqî’den bilirim. Ona soracak olursam, “Bu düşünülemez bile…” diyeceğini biliyorum. Şiirsiz yaşam düşünülmüş olsa, yada kabul görmüş olsa nasıl katlanacaktım ki bunca vahşete, ölüme, çocukluğumun yoldaşı Bişar’ın yokluğuna. Belki de Feqî’nin bize yol gösterdiği gibi yada yarım kalan yolculuğu yarına bırakmayı akıl etmeyi bellettiği gibi şiirce bir yaşama sarılmamış olsaydık bunca yenilgiye, bunca yıkıntıya, bizi her sesten, her renkten, her varoluştan mahrum eden, dahası bizi varla yoklarımızdan, önce ve sonramızdan men eden, hele bodrum bodrum yanan bedenlerimizden arş-ı alaya kadar yayılan bunca et kokusuna nasıl dayanacaktık. Çaresi yok, Feqî gibi şiirde var olacağız, Feqî gibi şiirce yaşayacağız, üstelik gelenlerle, elbette gelecek olanlarla şiirce çoğalacağız, başka çıkış yok. El memleketi Çukurova’da bile Feqîce yaşayan, son yolculuğu şiirce devam eden Mahmut’a, diğerlerine bi rêzdarî…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zülküf Kışanak Arşivi

Her biri bir taraftan çıkıp geldi…

19 Eylül 2026 Cumartesi 00:02

Kaybettiğim ilk kavgam…

05 Eylül 2026 Cumartesi 00:02

Toplum barışa hazır…

08 Ağustos 2025 Cuma 00:02

Yanmak ne ki kül oldum ben…

25 Temmuz 2025 Cuma 00:03

Şahit olmanın sorumluluğu…

18 Temmuz 2025 Cuma 00:02