1. HABERLER

  2. GUNCEL

  3. ÖZEL HABER-RÖPORTAJ

  4. VİDEO - TARİHİN İZİNDE KÜLTÜREL GEÇMİŞİ ARAMAK-1
VİDEO - TARİHİN İZİNDE KÜLTÜREL GEÇMİŞİ ARAMAK-1

VİDEO - TARİHİN İZİNDE KÜLTÜREL GEÇMİŞİ ARAMAK-1

Yıllardır Kürt müziği ile ilgili araştırmalar yapan; Afganistan’dan Lübnan’a, Rusya’dan Amerika’ya kadar birçok ülkedeki kayıtları bulup görünür kılmak için değerli çalışmalar yürüten araştırmacı Zeynep Yaş’la ilginizi çekeceğine inandığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.

A+A-

Mümin Ağcakaya

 

Sözlü Kültürel Miras üzerine uzun zamandan beridir akademik bir çalışma yürütüyorsunuz. Sözlü Kültürel Tarihin ana konularından bir olan Dengbejlik üzerine yürüttüğünüz bu değerli çalışmalara ne zaman başladınız? Kaynaklara ulaşmak için nasıl bir çabanız oldu?

İnsanın kendini ifade ediş biçimi, kültürünü, duygularını, seslerle, ritim ve tınılarla ifade ediliş biçimlerinden yoksun bırakılmış bir halkın çocuklarız. İnsanlık tarihinde, müziğin bir halka yasaklandığı dünyadaki nadir halklardan biri Kürtler’dir. Çocukluğumuzda plak, kaset, radyolardan müzik dinleme kültürü vardı. Erivan Radyosu, Bağdat Radyosu, BBC, Dengê Amerika radyolarının frekansları çektiğinde dinleme şansına sahip olabiliyorduk.

 

DİL ANNENİN ÇOCUĞUNA VERDİĞİ SÜT GİBİDİR

Yaşam ahengimizin her alanında müzik vardı. 12 Eylül 1980 Darbesi çocukluğuma denk geldi ve bu duygular darmadağın edildi. Kürtçe şarkılar yasaklandı, kasetler toplatıldı(Benim de şahit olduğum çukura gömüldü.) O günden bugüne benim için müzik; bir çocuğun anne sütünün zorla kendisinden alınması gibi oldu. Bu yasaklı süreç 1991 yılına kadar devam etti. Evimizde Kürtçe kaset, kitap bulunduramıyorduk. Dolayısıyla insanın kendisinden esirgenen aitlikleri daha çok sahiplenir, benim için de öyle oldu.

dsc07493.jpg

 

İLK KAYDIM BABAMIN ANLATTIĞI MEM U ZİN DESTANI OLDU

 

İlk derleme kaydımı 1991'de babamla yapmış olduğum Mem û Zîn Destanı oldu. Çocukluğumuzda babamın her yer de bize söylediği bir klamı, stranı, destanı, anlatısı vardı. Siirt’ten İstanbul’a gidince benim için memleket babamın anlattıkları olarak kaldı. 1991’de babam İstanbul'a geldi. O zaman fark ettim ki, özellikle televizyonların yaygınlaşması ile o hafıza gittikçe yitirilmeye başlanmıştı. Bir akşam ailecek bir divan kurduk. Bize Mem û Zîn Destanı'nı dengbejlik geleneği ile anlatmasını ısrar ettim, o zaman ki kasetçalar teybi ile kaydettim. Yıllar sonra babamdan tekrar söylemesini istediğimde söylediği klamları unuttuğunu fark edince; aslında her şeyin ne kadar unutulup gittiğini, bizden eksildiğini hissetmeye başladım, her unutulanın bizden eksildiğini, geri döndüğümüz de kendimiz olarak devam edebilmek için özel bir çaba gerekiyordu, benim için de kültürel mirası derleme çalışması bu özel çabanın kendisiydi.

 

FRANSIZCA ÖĞRENMEM DÖNÜM NOKTAM OLDU

 

Lisedeyken edebiyat bölümü okuyordum. Üniversiteyi, Avrupa edebiyatını, Fransız edebiyatını daha iyi tanımak ve öğrenmek için Fransızca bölümünü seçmiştim. 5 yıl boyunca hiç bilmediğim bir dili öğrenip, onunla edebi bilgimi geliştirecektim, oysa ben kendi dilimi, edebiyatımı ne kadar ne biliyordum. Fransızcayı öğrenme sürecim de bir dili biliyor olmanın ne kadar büyük bir lüks olduğunu çok kısa bir süre de anladım. Üstelik bildiğim dil, Kürtçe, dünyanın en kadim ve zengin diliydi. Onun için kendi kendime Kürtçe okuma ve yazmayı öğrendim. Konuştuklarımı ve Fransızca dilini öğrenirken gerekli bütün metotları Kürtçe de denedim. Kürtçe okumayı geliştirdikçe, yazılı dilin alanını tanıdıkça dil ve dilin kültürü benim için daha anlamlı olmaya başladı. Hep kendime diyordum; ben bir başka halkın dilini, her şeyimi ortaya koyarak yıllarca uğraşacağım ve öğreneceğim. Sonuç olarak Fransızların ve Fransız dilinin benim Fransızcama ne ihtiyaçları olabilirdi ki diye her zaman kendime sordum. Kısa bir süre sonra da zaman kendileri Fransa da yapmak istediğim dil eğitimi öğrenimi başvurularımı reddettiler. 

Fransızca bölümünde derslerden öğrendiğim bütün dili geliştirme metotlarını, ben Kürtçe de uygulamaya başladım, bütün çabalar beni yaşadığım yere, kültürüme ve değerlerime yakınlaştırdı.

97cbbe4d-2b0c-4608-9749-94d0fbdf00be.jpg

Kürt müziği ve kullandığı müzik aletleri bu kadar zengin ve tarihi köklerinin eski olmasına rağmen dünyaca fazla tanınmıyor. Kendini tanıtamamış, kayda geçmemiştir. Dünyada kaynak olarak ele alınması gereken Kürt müziğinin bu durumda olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?  

 

Kürt müziği; Ortadoğu'da yaşayan bütün kadim medeniyetlerin içerisinden süzülerek bugüne kadar gelmiştir. Kürt halkı; Mezopotamya coğrafyasında yaşayan halkların; geçmişten süzülerek gelen değerleri, müzikle günümüze taşıyabilen halklardan bir tanesidir ve böyle bir misyonun taşıyıcısı olmuştur.

Dünyanın neresinde olursanız olun Kürt müziğine ait bir ritmi, melodiyi, ezgi'yi dinlediğiniz zaman sesin renginden bu kültürle bağ kurabiliyorsunuz. Tarih boyunca Kürtler, müziklerini hep üreterek yaşadıkları için, bu kültürün yaygınlaştırılması kısmı geri planda kalmış. Bu müziği üretirlerken ileride nasıl bir işe yarar, dünyada nasıl bir yer bulur amacıyla yapılmamıştır. Kendi doğal seyrinde yaratımları devam etmiş.  Müzik Kürtlerde, hayatın rengi, bir bütünüyle yaşam tarzıdır. Yani işe giderken buğdayını biçerken, bahçede çalışırken, tandırda ekmeğin pişirirken, çocuğu uyuturken, gurbete giderken, sevdiklerini kaybederken, yoksulluğu yaşarken, zenginliği yaşarken, aşkı, sevgiyi, duyguyu, doğayı; bütün yaşanılanların hepsini günübirlik hayatı ile harmanlamış bir halkın müziğidir. Müzik; Kürtler için hayati bir durumdur. Bir Kürt için, başka bir memlekette yaşarken müzik onun için tek başına sanatsal bir hoşnutluk değil, onu ülkesine, toprağına, ailesine, geçmişine götüren, onunla bağ kurmasını sağlayan bir temel felsefedir. Müzik, insanın hayatını devam ettiren; hava, su, güneş, ekmek gibi insanın maneviyatı açısından somut olmayan kültürel mirasın olmazsa olmazıdır.

 

Gelinen yüzyılda artık teknolojik bir devirden geçiyoruz. Her şey çok hızlı tüketiliyor. Duygular, hayatlar çok hızlı bir şekilde yer değiştiriyor.50 sene önce Kürtlerin büyük bir çoğunluğu köylerde yaşıyorken, şimdi büyük çoğunluğu şehirlerde yaşıyor. Dolayısıyla bu kent ve köy kültürünün yer değiştirmesi bile bahsettiğimiz müziğin argümanları olan birçok şeyi eritiyor.  Eskiden bir kızın elinden bir tas su almak aşkın ifadesi iken şimdi herkes bakkaldan suyunu alıyor. Duyguları ifade etmenin biçimi, yöntemi, tekniği değişti. Değişimi sağlıklı ve geleceğe verimli evirebilmemiz çok önemli. Geçmişi bilinçli süzemesek anlamlı bir gelecek kurma şansımız kalmaz. Onun için de, somut olan ve somut olmayan kültürel mirasımızı araştırmak, derlemek, toplamak, görünür kılmak ve geleceğe taşımak için bir çalışma yapmak gerekiyor. Sözlü Kürt müziği tarih boyunca nesilden nesile sözlü aktarım yöntemi ile gelmiştir. Yazılı kaynaklarımız çok azdır ve bundan dolayı kaynak sıkıntısını yaşıyoruz. Yani bunları görünür kılma, yazılı olarak kayıt altına alma çalışmasını yapmak gerekir.

eb134b85-45aa-4c0d-95a1-ec6ae98bf1bf.jpg

Kürtler geçmişte kırsalda yaşayan kapalı bir toplumdu. Dolayısıyla kendi içerisinde kültürünü yaşatıyorlar. Şehirleşme ile birlikte kabuk kırılıyor. Şehirleşme kültürünün de yok ediciliği var. Böyle bir tehlike de var bu konuda ne söylemek istersiniz?

 

 Özellikle kültürel miras; dönemine, devrine, değerine uygun bir şekilde evrilemediği zaman sıkıntı yaşanır.  Dolayısıyla bu bir erime değil şekil değiştirmedir. Kürt müziği şekilsel olarak bazı değişikliklere uğruyor.  Çünkü eskiden bir annenin ninnisi, bir sanatçının şarkısı ve türküsü, dengbêj’in klamı olabiliyordu. Ama şu an bunu üretebilen anneler azaldı. Hayatın komünal ve kollektifliği ortadan kalkmaya başladı. İmece usulünü çalışma müzikle motivasyonla oluyordu. Şimdi öyle kolektif bir durum kalmadı.

 

Anne babalar çocuklarına Kürtçe öğretemiyorlar. Gençler Kürtçe müzik yerine popüler müziğe, batı müziğine yöneliyorlar? Dolayısıyla bu anlamda bir erozyon olmuyor mu?

 

Anne babalar kendi dillerine çocuklarına öğretemiyorlar durumu kendi başına anne ve babaların başarısızlığı değil, mevcut sistem ve olanaklar da çok önemli. Bu durumu sadece Kürtlere yorumlamak da çok doğru bir tanımlama olmayacak sanırım. Bazı sorunlardan hareketle böyle düşünülmeye çalışılsa da, bir toplum mevcut olan durumunu değiştirip, yeni koşullara göre dönüştüremezse, değişime uğrayabilir. Yukarda da bahsettiğim üzere değişim süreçlerini sağlıklı evirip dönüştürmesen hâkim olana eğim göstermekten kurtulma şansın yok. Şu an dünyanın geneli kapitalist bir sistemle yönetiliyor, dünya global bir kültürle kendini sınıyor. Bu sisteme karşı insanın kendini koruma teknikleri önemli.

Teknolojik gelişme dünyayı küçülttü. Diyarbakır'ın en ücra köyünde yaşayan bir köylü ile Amerika'da yaşayan bir köylü arasında ortaklığı yaratan bir teknoloji var. Meseleyi bir de buradan görmek lazım. Biz bu teknolojik gelişimin neresindeyiz? Bu bir tehlike midir? Sizin altyapınız varsa kendinizi yeniden koşullara uyarlayabilirsiniz. Başkasının benzeri, kopyası olmaktansa, kendiniz olarak bu değişim dönüşümü yaşayarak daha değerli, derli toplu, anlamlı bir bütünlük oluşturabilirsiniz. Kendiniz olduğunuzda ancak güçlü olabilirsiniz.

Müzik her dönem kendisini yenileyebilen bir varlıktır. Her döneme göre nasıl değişip dönüştüyse. 7 gün 7 gece söylenen bir efsane, bir, bir destan, bir klam nasıl 4- 6 dakikaya sığdırılacak şekilde nasıl yeniden stilize edilmişse bugün aynı şeyi yapmak da mümkün. Biz hala ona klam diyoruz. 4 dakika da olsa 7 gün 7 gece de olsa biz ona klam diyoruz, efsane, klam, destan ya da stran diyoruz. O efsane özünde söylenirse 4 dakika bile olsa aynı şeyi ifade edebiliyorsa, anlamını yitirmeden aktarılabilmişse bu büyük bir başarıdır.

dsc07483.jpg

Nasıl adaptasyon sağlanacak? Bu konuda araştırmalarınız da var. Yüz yılın öncesini tekrar etmek değil, tabiî ki çağdaşlaştırmak gerekiyor. Çünkü günümüzde bilim teknik gelişiyor. Global dünya sınır tanımıyor, dünyanın bir noktasından esen bir rüzgâr ülkeleri, halkları, kültürleri etkiliyor. Halklar değerlerinden, geleneklerinden kopmadan; kendi değerlerine sahip çıkarak, değişimlere ayak uydurması gerekmiyor mu?

 

Tabiî ki; bu çalışmalar bireysel olarak ancak bir yere kadar. Sonraki süreçlerde bunun kurumsallaşması gerekir. Sonuçta sözlü tarihsel kültür bir insanlık mirasıdır. Bu bir halkın tek başına bir mirası değildir. Bu mirasın geleceğe taşınabilmesi için bir Kürt kadar bir Ermeni, Yahudi, Avrupalı, bir Türk kısacası dünyadaki herkes bundan kendine pay almalı. Daha duyarlı çalışmalar yapmak gerekiyor. Bu konuda hepimiz sorumluyuz. Kendi çocuklarımıza öğretmediklerimiz, aktaramadıklarımızdan onları yarın suçlu göremeyiz.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.