1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. KÜLTÜR-SANAT

  4. UDUNA ÂŞIK BİR SANATÇI YERVANT
UDUNA ÂŞIK BİR SANATÇI YERVANT

UDUNA ÂŞIK BİR SANATÇI YERVANT

Çocuk yaşlarda müziğe başlayan, birçok müzik aletini çalabilen, doğduğu toprağına, uduna, sevdiği kadına, doğaya ve yaşama âşık; udi YERVANT’ LA müzik üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

A+A-

          Yervant bey; sizi biraz tanımak istiyoruz. Kendinizi okuyucularımıza biraz tanıtabilir misiniz? Müziğe nasıl ve ne zaman başladınız?

Müzik babadan kalma bir uğraş oldu. Rahmetli dedemin sesi çok güzeldi. Babamın sesi de çok güzeldi. Babam da; Kürtçeyi de Türkçeyi de çok güzel okurdu. Celal Güzelses’in eserlerini güzel seslendirirdi. Yani, ilk hocam babam oldu diyebilirim. Daha çocuk yaşlarında ondan etkilendim. Diyarbakır’da düğünlere darbukacı olarak giderdim. Çok iyi bir ritimciydim. İyi darbuka çalardım. Melik Ahmet’te, Balıkçılar Başında testiciler vardı, onlar çanak darbukalar yaparlardı. Halamın oğlu dabaktı, deri işleri yapardı. O ince zar gibi deriler getirir, onu darbukama çekerdi. Çok güzel sesler çıkarırdı. Komşumuz Zülfi ağabey vardı, ondan bağlama dersleri almaya başladım. Sonra cümbüşe başladım. Cümbüşe de âşık oldum. Aşık Zülfi’nin dükkânında, vitrinde bir cümbüş   asılıydı, satılıktı. Bende cümbüşün sesine hastaydım. Dükkâna her gittiğimde, o cümbüşe elimi sürerdim. Onun, o tınısı var ya o ses hala kulağımdadır. O kadar severdim. Ailemde cümbüşü çok severdi. Cümbüşe vurulmuştum. Babama ‘Zülfü ağbi cümbüşü satıyor’ dedim. Ailemde cümbüşü çok severdi. Zaten, Diyarbakır’da cümbüş çok sevilen bir çalgıdır. İklimine uygun bir enstrümandır. Çünkü ud, biraz öncede gördün, az çalınca hemen akordu bozuluyor. Hava yağışlı olduğu için, havanın neminden hemen etkilenerek kendini bıraktı. Cümbüşe ise kolay kolay bir şey olmaz. Bir gün babama bir cümbüş var, Zülfü ağbi satıyor dedim. Koşa koşa gidip duvarda asılı olan cümbüşü satın  aldık. İlk cümbüş çalmaya onunla başladım.Komşumuz Bedros Başak vardı ilk cümbüşe onunla başladım. O zaman daha 11-12 yaşlarındaydım. Yirmi yaşıma kadar Diyarbakıda Zafen Özatmacıyan, Mıgırdıç Markosyanın akrabasıdır. Ço iyi bir müzisyendir. Ondan nota dersleri almaya başladım. Rahmetli Hüsnü İpek’ten nota dersleri aldım. Mahalli düğünlerde gözde müzisyen oldum.  Artık göçler de başlamıştı. 19 yaşında mahalle arkadaşlarımla birlikte, 1976 da İstanbul’a gittim. Üsküdar Musiki Cemiyetinde başladım. O zaman Emin Hoca vardı.  Musik Cemiyetine  sınavla alıyorlardı. Bende sınava girdim ve  sınavı kazandım.  Musiki cemiyetindeki çalışmalarıma, 1976 dan 1992 ye kadar devam ettim.1992’de ABD’ye gittim. Sonra Süheyla 64’ün yönettiği İstanbul Beyazıt Üniversitesi Korosuna girdim. Üç yıl o koroda devam ettim. Bu arada Üsküdar Musiki Cemiyetinden kopmadım. İleri Türk musiki korosunda solist olarak üç yıl devam ettim. Müzik yaşantıma1982 yılında artık profesyonel olarak devam ettim. Bu esnada da kuyumculuk da yapıyorum. Küçük yaşlarda, Diyarbakır kuyumcular çarşısında da kuyumculuk yapmıştım. 1982 yılına kadar da İstanbulda  kuyumculuk yapmaya çalışıyordum. 1982’de müziğe profesyonel olarak başlayınca kuyumculuğu bıraktım. Artık işimiz tamamen müzik oldu.  Zeki Müren’le çalıştım. Adnan Şenses’e çaldım. Taner Şener’e eşlik ettim. Ertan Ersoy’lu radyo sanatçısıdır. Yıllarca ona  çaldım. Seyfi Uyanıkoğlu’na radyo sanatçılarına çok eşlik ettim. Alaattin Şensoy’a çaldım. Müzik açısından bir yerlere geldik. Müziğin asla sonu yoktur. Rahmetli hocam ne kadar biliyorum desen o kadar hiçbir şey bilmiyorsun demektir. Müzik bir deryadır. İçine girdikçe boğulursun.

 

            -Müzik duygu işidir. Kaynağını duygulardan alıyor. Duygulara hitap ediyor. İnsanı kendi dünyasına alıp, kendi bildiği yerlere sürüklüyor. Çok küçük yaşlarda müziğe başladınız. Genç kuşaklara tavsiyeleriniz neler olabilir?

           Müzik; evrensel bir lisan, duygusu olan insanın işi. Duygunun içinde aşk vardır sevgi vardır. Güzellik vardır. Memleket vardır. Hasret vardır. Doğduğun sokaklar vardır. Bunları müziğin diliyle anlatmak istersin. Gençler kahvelere gidip taş benzeri boş oyunlar peşinden boşa vakit geçireceklerine, zar atacaklarına oyun oynayacaklarına hiç olmazsa bir enstrüman çalmaya çalışsalar, müzik ve sanat insanı güzelleştirir. Gençlere tavsiyem müzikle ilgilensinler ve en az bir müzik aletini çalmayı öğrensinler.

Paramız yoktu. Ders almak hiç de kolay değildi. Babam cümbüş parasını boğazından keserek aldı. Babam puşi işleri yapardı. Hayat bizim için de kolay değil. Babam bize kışın ayağına giyecek ayakkabılarının olmadığını anlatırdı. Ama insan isteyince, bir şeye azmedince oluyor.  Etrafımızda olumsuz olarak değerlendirilebilecek çok şey var. Ama  gençler olumlu şeyleri örnek almalılar.

            ---Müzik üretkenliği teşvik ediyor. Üretemeyen insan müzikle uğraşamaz. Farklı dünyanı insanı da denebilir. Müzikle uğraşanın sıra dışı özellikleri daha fazladır. Müzikle uğraşan insan daha farklı özelliklere sahip oluyor. İnsani özellikleri daha fazla taşıyor, daha doğacı oluyor. Gençler tavsiyeleriniz neler olabilir?

            Amerika’da 2000 yılında beste çalışmaları yapmaya başladım. Arkadaşım ne kadar güzel çalarsan çal, ne kadar güzel okursan oku geride bir eser bırakamazsan bir şey olamazsın, kalıcı olamazsın derdi.  30-40 kadar bestem oldu. Onları Devlet korosunda da bir hocaya gösterdim. Hoca da çok sevdi, çok beğendi. Devlet korosunda okundu. Bir hafta önce üç bestecinin eserinden oluşan bir konser yapıldı. Üç besteciden biri bizim şefimiz Tanju Demirkol, ikincisi Ankara devlet halk müziği korosun da bağlama ustası Arif Çelik ve üçüncü besteci olarak da benim eserlerimi koydu.4-5 şarkım alındı okundu. Birini ben okudum. Diğerlerini arkadaşlar da okudu bu benim için onur verici bir durumdu.

Biz Yayın Ağacı kitapevinde  üç yazara, Mıgırdıç Margosyan, Şeyhmuz Diken, Halil Yörük ağbilerime müzik yapmaya geldim. Yayın Ağacı sahibi Yusuf’la konuştuk long play yapmak istiyorlar. Bestelerimden oluşan on üç şarkılık bir long play yapacağız. Bazılarını sözlerini de Şeyhmuz ağbi yazmıştı.

            --Müzik sanatı da; tıpkı diğer sanat dallarında olduğu gibi;  üretmeyi  gerektirir. Üretmek için bir ilham kaynağı olması gerekiyor. Üretemeyen ya kendini yada başkasını tekrar eder. İnsanın üretebilmesi için âşık olması gerekiyor. Bu illa bir kadın değil doğduğun toprağa, yaşadığın şehire, yaptığın işe de  oluyor. İnsanın yaşama ve doğaya da âşık olması gerekiyor. Aşık olmayan, aşka yabancı bir insan üretemez değilmi? Üretken olduğunuzu söylediğiniz dönemde, âşık mıydınız?

Güzel bir soruya değindiniz. Beş yıldır Diyarbakır’dayım. Bu beş yıl içinde beste ve şiir yazamadım. Bu yüzden kendime kızıyorum. Üzülüyorum da. Ürettiğim dönemde Diyarbakır’a ve eşime âşıktım. En güzel yerlerde 21 yıl kaldım, fakat oraları bırakıp kendi memleketime döndüm. Şimdi bana Los Angelos’u bırakıp geldin diyorlar. Bana kızıyorlar. Ben memleketime aşıktım. Diyarbakır’ı çok seviyorum. Eşimi de çok seviyorum. Ama ben eski Diyarbakır’ı, Gavur Mahallesini  seviyorum. Ben Sur içinde doğdum Hançepek’te doğdum, oralarda büyüdüm. Yirmi yaşına kadar hayatım hep sur içinde bugün olmayan mahallelerde bugün yıkılan tarumar olan sokaklarda büyüdüm. O mahalleler için besteler yaptım. Ben uduma da aşığım. Udumu bir bebek gibi üstünü örterim aman üşümesin, aman nem kapmasın diye. Benim için şu betonların İstanbul’dan İzmir’den ne farkı vardır. Çok üzgünüm.  Hayalimdeki Diyarbakır kalkan balığını andıran halidir. Sur içindeki halidir. Benim yüreğimdeki aşk oydu. Hatta şunu diyebilirim rahmetli annem kırk sene gelmedi getirdim yedi sekiz ay bende kaldı ilk bir hafta sonra annem “ Oğlum, hani beni Diyarbakır’a getirmiştin. Hani Diyarbakır. Hani Hançepek. Hani Gâvur Mahallesi. Hani komşularım. Beni niye getirdin” dedi. Bu sözleri hatırladıkça hep ağlıyorum. Bugün olmayan Hançepek, Hasırlı Diyarbakır’dı.