Ali Haydar Üzülmez

Ali Haydar Üzülmez

BİR BİLGEDEN HAYATA DAİR DERSLER

Yakın zamanda peş peşe üç yazı yazdım. Bunlardan biri İnsan, diğeri Mutluluk, bir diğeri de Bir Anı, Bir Gözlem, Bir Öngörü başlığını taşıyordu. İnsan ve Mutluluk başlıklı yazılarımı güncel olaylardan esinlenerek yazdım. Diğeri ise geçmiş anılarımla, gözlemlerimle ve önemli bir konuda yaptığım öngörü ve tespitle ilgiliydi. Yazılarımla ilgili okuyuculardan farklı iletiler aldım.

Örneğin, Bir Anı, Bir Gözlem, Bir Öngörü başlıklı yazımla ilgili olarak bir kadın arkadaşımdan şu iletiyi aldım:

“Evet, hep devrimci bir ruh ama her nasılsa yakıp yıkan değil, onaran bir devrim sizinki…

Kalpten, hatta gözlerim dolarak gurur duydum yazdıklarınıza…

Ve siz gerçekten kadın erkek eşitliğini özümsemiş, inanmış, tanıdığım nadir centilmenlerdensiniz (bu kelimenin Türkçe karşılığını bilmiyorum).”

Bu ileti beni duygulandırdı. Arkadaşıma sevgi ve saygılarımı ileterek teşekkür ettim.

Sanırım bu ve bunun gibi duygu yüklü iletilerin etkisiyle gençlik yıllarıma gittim. Söz ve saz ustası Kıvırcık Ali’nin türküsünden esinlenerek ağzımdan “ Ne günlerdi! Gün tükendi, ay tükendi, yıl tükendi, yaş tükendi, ben tükendim, yaşlandım, of ki of!” sözcükleri dökülmeye başladı…

Geçmişe gittim; aklıma yıllar önce sevgili babamla yaptığımız bir sohbet ve bana verdiği nasihatler geldi. Önce salonda gezinerek, sonra koltuğa oturup kendi başıma dünü, bugünü ve geleceği düşünmeye başladım. Duygu dolu anlar yaşadım…

Bu yazı da böyle bir duygusal ortamda aklıma düştü. Elimdeki cep telefonuyla hemen yazmaya başladım.

Babamla yaptığımız o sohbeti ve nasihatlerini hiç unutmadım. Hatta hayatım boyunca babamın bu nasihatlerinin benim en büyük rehberim olduğunu söyleyebilirim.

Yaklaşık 50 yıl önce, Ergani’de kasaba yaşamında benim, kardeşlerimin ve ailemin hakkında konuşulduğu, yalan yanlış birçok şeyin anlatıldığı yıllardı. Geleneklerin, törelerin, olumsuz alışkanlıkların, inançların ve 12 Mart askerî darbesinin ardından uygulanan katı devlet baskısının hüküm sürdüğü bir dönemde biz Erganili gençler, dernek kurarak yeni fikir ve düşüncelerimizle insanların anlayışlarını ve alışkanlıklarını altüst ediyor; devletin katı Kemalist ideolojisine ve kurulu düzene kafa tutuyorduk. 12 Mart’ta İdam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının devrimci bayrağını biz devralmış oluyorduk. Uyanışın ve yeniden dirilişin yaşandığı, sosyal ve siyasi gerginliklerin hüküm sürdüğü; Bülent Ecevit’in (Karaoğlan) fırtına gibi estiği yıllardı o yıllar.

İşte böylesine yeni bir dönemde, Hollanda’da üç yıl ağır metal işçiliği yapıp memleketine dönen, Hollanda yönetimine ve demokrasisine hayran olan, Avrupa’yı görmüş ve Batı değerlerini tanımış babamla yaptığımız sohbeti ve bana verdiği nasihatleri bugün hâlâ çok canlı bir şekilde hatırlıyorum. Babam sözlerine şöyle başlamıştı:

“Oğlum, devrimci olduğunu, arkadaşlarınla dernek kurduğunuzu, bildiri dağıtıp çeşitli toplantılar yaptığınızı ve farklı faaliyetlerde bulunduğunuzu biliyorum. Sana bunları yapma demiyorum; sadece dikkatli olmanı istiyorum. Madem fikri faaliyetler içindesin, iyi şeyler yapmak istiyorsun, ben de senden baban olarak şunları istiyorum:

— Okuluna devam et. Okulunu aksatma; oku ve meslek sahibi ol. Kafan çalışıyor, zekisin, matematik okuyorsun. Matematik öğretmeni olacaksın. Bu, sülalemizde bir ilk olacak. Miktat kardeşin öğretmen, abin mühendis, sen de matematik öğretmeni olacaksın. Çatışmadan ve şiddetten uzak dur. Okulunu mutlaka bitir. Meslek sahibi olmayan, boş gezen, hiçbir işe tutunamayan insanları kimse ciddiye almaz ve sevmez.

— Yaşamında dürüst olmaya çalış, yalan söyleme. Yalandan uzak dur. Yalan söylemek, insanların en kötü huylarından biridir. İsmin yalancıya çıkarsa çevrendeki hiç kimse seni ciddiye almaz. İnsanlar senden uzak durmaya çalışır ve sevilmezsin. Oysa hepimizin sevgiye, sevilmeye ve sevmeye ihtiyacı var. O nedenle her koşulda ve şartta doğru ve dürüst olmaya çalış!

— Arkadaşlarına ve yakın çevrendeki insanlara dikkat et. Uyuşturucu kullanma. Çeşitli uyuşturucu türleri var; bunlardan uzak dur. Bölgemizde en fazla kullanılanların esrar ve hap olduğunu bilmeni istiyorum. Uyuşturucu, kullananı bağımlı hâle getirir; ruhunu, zihnini ve bedenini teslim alır. İnsanı marazlı hâle getirir. Uyuşturucu kullananlar iflah olmaz, her şeylerini kaybederler.

— Gençsin, bedensel ihtiyaçların olabilir. Bu çok normaldir. Bunları karşılamanın yolları vardır; bunları sen biliyorsun. Diyarbakır’da okuyor, kahvede çalışıyor, maddi açıdan sıkıntı yaşamıyorsun. Senden şunu istiyorum: Asla zina yapma; zinadan ve evli kadınlardan uzak dur. Kadınlara karşı saygılı ol! Kadına karşı saygı, insanın kendisine karşı saygısıdır; bunu unutma. Yakışıklı, meslek sahibi bir gençsin. Yakında sen de evleneceksin. Asla eşini aldatma. Aldatma çift yönlüdür. Sen eşini bir başkasıyla aldatırsan o da seni aldatır. Bu böyledir. Aldatma ve zina tek taraflı değildir. İnsan dürüstlüğüyle yaşamalı, onurlu olmalı. İleride eşinle anlaşamama durumun olursa boşanırsın. Evlilik kadar boşanmak da bir haktır.

Gerisi sana kalmış. Düşünce ve inanç konusunda sana bir şey telkin etmiyorum. Yaşayarak, okuyarak kararını sen kendin verirsin. Bu konularda serbestsin… Ayrıca biliyorum, meraktan sigara da içeceksin, içki de içeceksin; oyun, belki kumar da oynayacaksın. Sana bu konularda bir şey söylemek istemiyorum. Hayat sana neyin doğru, neyin yanlış olduğunu zaten gösterecektir. Sadece bu konularda dikkatli ve ölçülü ol, yeterlidir.”

Bilge ve demokrat babamın mealen nasihatleri bunlardı.

Ben de babama, “Baba, sen merak etme. Ben senin oğlunum. Senin gururunu ve şerefini zedeleyecek yanlış bir şey yapmam.” dedim. An itibariyle sözümde durduğuma da inanıyorum.

Çocuklarıma ve öğrencilerime bu nasihatler doğrultusunda örnek olmaya çalıştım. Mutluyum!

Babamı erken yaşta, yaşamaya yeniden tutunmaya çalıştığım sıkıntılı bir dönemimde kaybettim. Bazen yaşadıklarım aklıma takıldığında babama duyduğum özlem içimi kaplıyor. Cezaevinden çıktıktan sonra onunla daha fazla zaman geçirememiş olmanın özlemini ve acısını yaşıyorum.

Onunla güzel, içkili sofralarda sohbet etmek; ona güzel sigaralar, giysiler ve hediyeler almak; gönlünce para harcayabilmesi için bankada adına bir hesap açmak… Bunları yapamamış olmak, içimde hep bir ukde, bir acı olarak kaldı.

Sonra kendimi teselli edercesine, “Ama dönemin koşulları farklıydı, çok heyecanlıydık, devrime çok inanmıştık, davamız büyüktü.” diyorum.

Tanrıların ve dinlerin sağlayamadığı adaleti sağlayacak, sömürüyü ortadan kaldıracaktık. Açlığı, yokluğu ve yoksulluğu yenecektik. Savaşlar olmayacak, sınırlar kalkacak, halklar özgürleşecek, dünya hepimizin olacaktı.

Yüreğimizde kocaman bir umut ve sevgi taşıyorduk!

O dönemde bunları düşünmek, hayalini kurmak bile güzeldi.

Bu idealleri herhangi bir karşılık beklemeden benimsedik ve onlar uğruna yoğun bir mücadele verdik. Tabii, ağır bedeller de ödedik.

Elbette bu idealler uğruna mücadele etmek benim için büyük bir onur ve erdemdi.

Birçok şeyi değiştirdik ama ne yazık ki her istediğimiz de tam olarak gerçekleşmedi!

Sonuçta tarihin o sayfası kapandı. Bir dönem sona erdi. Şimdi, toprağın nadasa bırakılarak dinlenmesi gibi, dünya devrimci, emek, sosyal hareketi de geriye, dinlenmeye çekildi. Çok yorulduk. Yeniden enerji ve güç toplamalı, kendimize sağlıklı bir pusula ve yol haritası oluşturmaya çalışmalıyız. Çünkü dönem değişti, koşullar değişti, üretim şekli ve üretim araçları büyük ölçüde değişti. Yeni sınıf ve katmanlar oluştu. Tekniği, teknolojiyi ve yapay zekâyı üretenler; bilgiyi, parayı ve zeki çocukları da ellerinde tutuyorlar. Bu yeni sınıfın mal varlığı, dünya nüfusunun yarısından fazlasının toplam mal varlığına eşit, deniliyor. Bu yeni patronlar bir tarafta, geriye kalan insanlar da diğer tarafta. Onlar üstte keyif çatıyor, diğerleri altta acı çekiyor. Doğal olarak böylesine adil olmayan bir dünyada sömürü, baskı, hukuksuzluk ve adaletsizlik de devam ediyor.

Eski dönemin teorik düşünceleri, kurum ve kuruluşları yeni döneme cevap vermiyor. Dahası, henüz yeni döneme uygun bir anlayış, teori ve örgütlenme modeli de geliştiremedik. Yılanların nasıl ki yaşamaları için derilerini değiştirmeye ihtiyaçları varsa bizlerin de geleceğimiz, gelecekte var olmamız için köklü bir zihinsel ve örgütsel değişikliğe ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Sanırım duyarlı, ezilen ve sömürülen insanlar bunun sıkıntısını yaşıyor.

Sonra kendi kendime diyorum ki: “Biraz sabırlı olmak, hayatı akışına bırakmak gerekir. Mutlaka bu dönem geçecek, yeni bir dönem de kapımızı çalacaktır. Uzun vadeli geniş düşünmeliyiz, şimdiden gelecek bu döneme her konuda hazır olmalıyız. Pandora’nın kutusundan kötülükler tüm dünyaya saçılsa da umut da kutuda varlığını sürdürüyor. Kış dönemini yaşıyoruz. Karın altında tohum baharın gelmesini bekliyor. Karamsar olmaya gerek yok; bahar tekrar gelecek, tohumlarda filizlenecek!

İnsanlık neleri aşmadı ki!”

Keşke sevdiklerimize biraz daha fazla zaman ayırsaydık. Hep bir yanımız eksik kalıyor.

Ama hayat bu; her istediğimiz de olmuyor ki!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Haydar Üzülmez Arşivi

MUTLULUK

25/09/2026 00:02

KENDİMLE YÜZLEŞME

10 Ağustos 2026 Pazartesi 00:02

ÖZGÜRLÜK VE ADALET

02 Temmuz 2026 Perşembe 00:02

GÜNCEL SİYASİ NOTLAR

23 Haziran 2026 Salı 00:03

YALNIZLIK

04 Haziran 2026 Perşembe 00:01

TARTIŞMAYA DEVAM, KIRAL ÇIPLAK!

03 Nisan 2026 Cuma 00:02

Ne Olacak Bu Müslümanların Hali?

26 Mart 2026 Perşembe 00:02