1. HABERLER

  2. GUNCEL

  3. ÖZEL HABER-RÖPORTAJ

  4. HAYALLERİMİN PEŞİNDEN GİTTİM
HAYALLERİMİN PEŞİNDEN GİTTİM

HAYALLERİMİN PEŞİNDEN GİTTİM

Okurlarıyla buluşmak ve kitaplarını imzalamak üzere Yayınağacı’nın konuğu olarak İsveç’ten Diyarbakır’a gelen Fırat Cewerî’yle yazarlık serüveni üzerine konuştuk

A+A-

 Çocukken dinlediğiniz dengbejlerin, çirokbejlerin; edebiyata adım atmanızda nasıl bir etkisi oldu?

Tigris Haber-Benim kuşağım da, benden önceki kuşak da Erivan’ın Sesi radyosunu çok dinliyorduk. Onun dışında, klasik edebiyattan fazla bir haberimiz yoktu. Cumhuriyetten sonra Latin harflerine geçince eski Kürt edebiyatı yasaklandı. Çevrilemedi. Yeni kuşak Kürt edebiyatçıları da gelişemedi. Onun için bir kaç kuşak Kürt edebiyattan yoksun yaşadı. Gözlerimi böyle bir ortamda açtım. Şimdi yazarların hayat hikâyelerini okuduğumuzda bazı yazarların büyük kütüphanelerden yararlanma imkânlarının olduğunu veya dünya edebiyatına ait birçok eserin elinin altında olduğunu biliyoruz. Bizim hiç böyle bir ortamımız olmadı. Ben Mevlüt dışında hiçbir Kürtçe eser okumamıştım. Ama bütün edebiyat eserlerini de Türkçe okuyordum. Bana kimse Kürtçe yaz; meşhur olacaksın, zengin olacaksın demedi. Kürtçe yazmak ateşle oynamak gibiydi. Yasaktı, ama ben illa Kürtçe yazacağım diye tutturdum. Öyle devam ettirdim.

Edebiyat hayatınızda sizi besleyen neler oldu?

 

 Alabildiğine bir zenginliğe sahip olan sözlü Kürt edebiyatını dinliyordum, hem de çok.  Beni yazmaya iten, etkileyen, sözlü Kürt edebiyatından öte, yazılı edebiyattı. Sol literetuara ait kitapları okumadan önce Kuranı okudum, Kürtçe Mevlüd’ü okudum, hatta ezberlemiştim. Maleyi Batıyı okudum, Maleyi Haseyi okudum. Mevlüd’ün büyük kısmını hala ezbere biliyorum. Daha sonra 1970’li yıllarda sol literetuarda yer alan birçok kitabı okudum. Mayakovski’yi, Pablo Neruda’yı, Nazım Hikmet’i ve Ahmed Arif’i çok okuyordum. Bunları Türkçe okuyordum ama aniden kendimi yazma eylemi içinde bulundum. Planlı bir şey değildi. Bende şiir yazdım. Ama Kürtçe yazdım. Enteresan olan Türkçe okuyor, Kürtçe yazıyordum. Sonra Cegerxwîn’in Kürtçe Divanı elime geçti. Okuduğum ilk Kürtçe kitaptı. Daha sonra 1980’de, Cegerxwîn’le Stockholm’de bir araya geldik ve 1984’de ölümüne kadar dostluğumuz devam etti. Sözlü Kürt edebiyatını çok dinliyordum, hala da dengbêjleri dinlerim, ama beni daha çok etkileyen okuduğum şairlerdi. O şairleri okudum ve Kürtçe yazdım. O gün bu gündür edebiyatımı Kürtçe yazıyorum. Türkçe ve İsveç’çe makale ve deneme yazıyorum. Ama; kendimi daha iyi ifade ettiğim için Kürtçe yazıyorum. İlk kitabım 1980 yılında çıktı. Önümüzdeki yıl yazarlığımın kırkıncı yılı. Nerdeyse kırk kitap yazdım ve çevirdim. Bu arada iki de dergi çıkardım. Biri edebiyat diğeri de çeviri dergisidir. Sanırım bu böyle devam edecek. Yazarlık bazen bir hastalık gibidir. İnsan kurtulamıyor. Bu hastalığa yakalandın mı hayatın boyunca devam ediyor.  Bir gün yazamaz olursam, benim için hayatın bir anlamı kalmaz. Benim hayatıma anlam veren edebiyattır, yazmaktır. Umarım böyle devam eder.

 

 1978 yılından beri Kürtçe yazmaktasınız. Sizi bu kadar eser üretmenizde motive eden şey ne olmuştur?

- Çok genç yaşlarımda edebiyatta yöneldim. Edebiyat dünyasına çok zor şartlarda Kürtçeyle girdim ve Kürtçe devam ettim. Annemden bana geçen ve annemin hiç okuyamadığı dilde yazmaya başlarken, beni motive eden tek şey inancım oldu. Yasakçı zihniyetlere Kürtçenin ne denli kadim ve edebiyata uygun bir dil olduğunu göstermekti amacım. Sonraları artık edebiyat benim için kronik bir hastalık haline geldi. Bu hastalığa karşı tek ilacım da yazmak oldu. Ben de yazdım. Kırk yıllık bir yazarlık serüveninden sonra, hala ilk günkü heyecanla, bu yolda yürümeye devam ediyorum. 

 

Yazmak için çevrenizden bir teşvik oldu mu?

 

Tam tersi. O zamanlar ailem de dâhil herkes karşı çıkıyordu. Kürtçe yazıyordum. Yurt dışına çıkmadan öncede bir deftere yazmıştım. Onu nasıl çıkaracaktım. Bütün şiirlerimi ezberledim, sadece başlıklarını küçük bir kâğıda not aldım. Bu kâğıdı saklayarak gittim. İsveç’e varınca oturdum, o şiirleri tekrardan yazdım. Ama İsveç’te yazarken, hala üzerimde; dışarıdan gelen her bir sese, her bir gürültüye; polis baskını olabileceği psikolojisi vardı. Bu bir travmaydı. Tabi bu durum zamanla geçti.12 Eylül darbesinden önce kitabım, Erîş Dikin (SALDIRIYORLAR) adı altında basıldı.

 

BENİ SÜRGÜNLERE İTEN EDEBİYAT OLDU

 

Ayrılmadan her şeyi sevdiklerinizi, dostlarınızı arkadaşlarınızı doğduğunuz toprakları geride bırakıp gidiyorsunuz. Bir daha ne zaman geri döneceksiniz belli olmayan süreç, üstelik bilmediğiniz bir ülkeye gidiyorsunuz. Bir taraftan da önünüzde bir amacınız var. O dönem neler düşünüyordunuz, neler hissettiniz?

 

Burada, o zaman Kürtçe yazabilseydim gitmezdim. O dönemde sıkıyönetim vardı. Kürtçe yazmak yasaktı. Benim çıkışımın amacı huzurlu ve demokratik bir ortamda Kürtçe yazabilmekti. Kürtçe edebiyat üretebilmekti. Çok genç yaşlarda da siyasete atıldım ve o yaşlarda politikadan da uzaklaştım. Beni sürgünlere iten edebiyat oldu.

Tabiki o zaman zordu. Tanımadığın, bilmediğin çok uzak bir ülkeye gidiyorsun, dilini bilmiyorsun, kültürünü bilmiyorsun ve çok sevdiğin toprakları bırakıp gidiyorsun. Annemi, babamı, küçük kardeşlerimi bırakıp gittiğimde daha 19 yaşındaydım. Aile ortamını özlüyordum. Şehrimi özlüyordum. Havasını, iklimini, yemeklerini özlüyordum. Başta her şey zordu. Biraz tedirgin, ama çok da heyecanlıydım. Bir amaç uğruna ayrılıyordum, umutlu ve kararlıydım. Edebiyat benim için teselli oldu. Çünkü edebiyat için gitmiştim ve edebiyata sığındım. Bütün zorlukları edebiyatla yenmeye çalıştım. Yazdım. Gittiğim ilk günden itibaren yazdım. Zaten 1980’de gittim ve ilk kitabım 1980’de İsveç’te çıktı. O zaman şiir yazıyordum. 1981’de ikinci kitabım çıktı. 1983 de çocuklar için şiir kitabım çıktı ve öyle devam etti...

 

Yurdundan, sevdiklerinden kopup yurt dışında olmak,  ayakta kalmak çok zordur. Bu koşullarla nasıl başa çıktınız?

 

Sürgün o zaman gerçekten sürgündü. Koşullar şu andaki gibi değildi. O zaman çok uzaktık. Şöyle düşünüyordum; gidip bir iki yıl kalacağım, ülkenin durumu biraz düzelecek, bende bir iki kitap yazıp döneceğim. Gittim. On yıl sonra dönebildim. 80’de gittim 90’da ilk kez döndüm. Bir iki kitapla değil, bir yığın kitapla geri döndüm.

firat-cewerî-(1).jpg

YURT DIŞI EDEBİYAT SERÜVENİ

Yurt dışında edebiyat serüveni nasıl devam etti?

1980 yılında İsveç’e varınca, şiirden öyküye geçtim. Öykü yazıyorum ama Kürtçede nesir okumamışım. Diyorum ki öyküyü bir ben yazıyorum. Bir gün Uppsala kütüphanesinde, 1959  yılında basılmış Kürtçe bir kitap buldum. Stig Wikander adında bir Oryantalistin Hawar, Ronahî, Roja nû ve Stêr’den derlediği bir kitap. Kitabı ödünç aldım, eve götürdüm. Gece gündüz okudum kitabı. Bir gün ben bunun izini süreceğim dedim. Gittiği bütün yerlere ben de gideceğim dedim. 1987’de İsveç’ten Şam’a gittim. Osman Sebrî henüz yaşıyordu. Oda Hawar ekolündendi. Osman Sebrî’nin yanına gittim. Banyas’da Rewşen Bedirxa’nın evine gittim. Celadet Bedirxan’ın eşi. İki ay Halep, Şam, Kamışlı ve Banyas’ta kaldım. Rewşen Hanım, Hawar’ın bütün sayılarını verdi ve onları İsveç’e götürdüm. İlk sayıları Arap alfabesiyleydi. İlk kez orada Latin alfabesi kullanıldı. 57 sayıyı İsveç’te iki cilt olarak bastım. 1992 yılında Nûdem adında bir edebiyat dergisini çıkardım. Herkesin bir araya geleceği bir edebiyat dergisi çıkarmak hayalimdi. On yıl boyunca Nûdem çıktı. Ama bir gün bile çıkması aksamadı. Hep zamanında çıktı.

 

Dünya edebiyatında modern ve klasik pek çok eseri Kürtçeye çevirdiniz. Bunların arasında; Dostoyevski, Çehov, Sartre gibi birçok isim var. Çevirmeyi düşündüğünüz başka yazarlar var mı?

 

 Ben çevirmeye başladığım zaman Kürtçeye çok az edebiyat çevriliyordu. Bir dilin gelişimi için çevirinin çok büyük bir rolünün olduğunu düşünüyorum. Okuduğum iyi bir kitap, bu kitap niye Kürtçede de yok fikri bende oluşuyor. Keşke dünya edebiyatının büyük bir kısmı Kürtçeye çevrilmiş olsaydı. İmkânlarım elverseydi, Hasan Ali Yücel’in dünya edebiyatının Türkçeleştirmesinin aynısını Kürtçe için yapardım. Ama şunu da belirtmem gerek, ben ilk etapta çevirmen değil, yazarım. Son yıllarda yazarlığımın paralelinde İsveç’in birkaç modern klasiklerini Kürtçeye kazandırdım. Şimdilik, belki de geçici bir süre için çeviriye ara verdiğimi söylemeliyim. Şu anda, beni sabırsızlıkla bekleyen roman karakterlerime geri dönmüş bulunmaktayım.

firat-cewerî-(4).jpg

 

EDEBİYAT İNSANI ESAS ALIR

 Eserleriniz İsveççe, Almanca, Farsça, Arapça ve Türkçeye çevrildi. Birçok dilde okunan bir yazarsınız. Farklı dildeki okurlarınızın yazdıklarınızdan etkilenmeleri birbirine benzer mi?

Bir edebi eser başka bir dille çevrildiği zaman o dilin de malı oluyor. Okuyucu eseri kendi dilinde okuduğu zaman, eğer iyi bir çeviriyse, orijinal dilini ya da kültürünü düşünmez. Tanıdığı birinin hayat hikâyesini okur gibi algılar. Kitaplarımın çevrildiği bütün dillerin eleştirmen ve okurlarında aldığım olumlu reaksiyonlar beni, Kürt edebiyatı adına oldukça mutlu ediyor.

Edebiyat insanı esas alır. İnsanı yazıyoruz. Edebiyat, insanları konu aldığı için evrenseldir. Dünyanın hemen hemen her yerinde sevgi sevgidir. Hasret hasrettir. Aşk aştır. Aldatma aldatmadır. Örneğin Dostoyovski’yi veya Marquez’i okuduğum zaman bir Kürt yazarından daha yakın hissediyorum. Çünkü insanı o kadar güzel anlatıyor ki, kendini görüyorsun orda.  Emil diye bir kitap vardı. Dizi halinde üç kitaptı. İsveççeden Kürtçeye çevirdim. Bundan yüz yıl önceki bir çocuğu anlatıyor. Başka bir ülkede, başka bir kültür, başka bir din, ama onu Kürtçeye kazandırdığın zaman Kürt çocukları sanki Emil’i tanıyorlar. O yazara bağlı bir şey çünkü. Benimde sanıyorum öyledir. İnsanı yazıyorum çünkü. Aşkı yazıyorum. Özlemi yazıyorum. Nostaljiyi yazıyorum. Sürgünü yazıyorum. Bunu yaşayan insanlar onu hisseder.

 

Antolojiya Çîrokên Kurdî yayınlayarak geniş kitlelerin Kürt öykücülüğünün tanınmasına yardımcı oldunuz. Bir edebiyat hafızası. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Dünden bugüne bütün Kürt öykücülüğünü kapsayan bir antoloji hazırlamayı düşünüyordum. Kürtçenin diğer şiveleriyle ve diğer alfabeleriyle de yazılmış olan Kürt öykülerini, yazarların biyografisiyle, Kurmanci ve Latin alfabesine çevirerek hazırladım. Bu antolojinin ilk baskısı 2003 yılında iki cilt halinde çıktı. İkinci baskısı birkaç ay önce çıktı. İkinci baskısına son 15 yılın Kürt öykülerini içeren bir cilt daha ekledik. Bu ciltte Zazacayı olduğu gibi bıraktık. İlk iki ciltte Soranice ve Zazacayı da Kurmanciye çevirmiştik. Bu antolojide toplam elli üç tane öykü ve öykücü var...

 

Büyük dünyalar arasına sıkışmış kalan küçük insanların trajedisini anlatıyorsunuz genelde. Karakterlerinizi oluşturma sürecini nasıl gerçekleştiriyorsunuz?

 

Karakterlerimi oluşturma sürecinde bazen gerçek hayattan uzaklaşıp, hayal dünyasında geziniyorum. Karakterlerimin üzerinde yoğunlaştığım zaman, kurmaca olmalarına rağmen, onları gerçek kılmaya çalışıyorum. Onları ben yaratıyorum, isim veriyorum, bizden biriymiş gibi harekete geçiriyorum. O yoğunlaşma döneminde ben de onlardan biri oluyorum, onların dünyasına giriyorum. Onlarla konuşuyor, onlarla gülüyor, onlarla ağlıyorum.  Kitaplaşıp baskıya gittiğinde, hayatımda büyük bir boşluk oluşuyor.  En sevdiklerimin beni bırakıp gittiği hissi oluşuyor bende. Onun yerini doldurmak için, yeni karakterleri yaratmaya yöneliyorum. Böylece edebiyat yolculuğu devam ediyor.

KÜRT EDEBİYATI BİR MUCİZEDİR

Kürt edebiyatının şu an geldiği noktayı yeterli buluyor musun? Daha çok gelişmesi için yazar ve okurlar ne yapabilir?

Aslında Kürt edebiyatı bir mucizedir. Eğitim dili olmamasına rağmen edebiyat yaratmak çok az yerde görülebilen bir şeydir. Okullarda okumuyorsun. Ama bu dilde evrenselliğe açılan bir edebiyat yazıyorsun. Onun için Kürtçe yazan bütün zorluklara katlanarak yazıyor. Umarım ilerde bir eğitim dili olur ve bu dille yazanlara da kolaylık sağlanır. Şu andaki bütün olumsuzluklara rağmen ben yine de Kürt edebiyatının önünü açık görüyorum. Çünkü biz başladığımızda hiçbir şey yoktu. Bugün onlarca Kürt yayınevi, binlerce Kürtçe eser var. Umarım yolu açılır. Kürtçe bir eğitim dili olur ve Kürt yazarlar da Kürtçe yazmaya devam ederler...

Kürt edebiyatı genç bir edebiyat mı?

Klasik Kürt edebiyatı şu an eğitim dili olan birçok dilden daha önce yazılmış. 11.yy.da Eliyê Herîrî’den başlayarak, Melayê Cizîrî, Ehmedê Xanî, Feqiyê Teyran gibi büyük şairleri çıkarmış. Ama harf devriminden sonra bir kırılma oldu Kürt edebiyatında. Klasik Kürt edebiyatı yeni nesillere ulaşmadı. Çünkü Kürtçe Arap alfabesi yasaklandı. Arap Alfabesiyle yazılmış klasik Kürt edebiyatı yeni nesillere ulaştırılamadı. Yeni neslin gelişmesi için de önü açılmadı. Ama eski Sovyetler birliğinde Kürtçe romanlar yazılıyordu. Erebê Şemo ilk Kürt romanını yazdı. 1932 yıllardan 1943 yılına kadar Şam’da Hawar dergisi çıktı. Modern Kürt edebiyatı 1900’lerin başında başladı. Tabi ki Kürt dili bir eğitim dili olsaydı, bugün Kürt edebiyatı farklı bir yerde olurdu.

ON YIL SONRA İLK DÖNÜŞ

İlk döndüğünde neler hissettin? Çünkü aradan on yıl geçmişti, duyguların nasıldı?

Çünkü on yıl boyunca hep dönmeyi düşünüyordum. Bir nevi nostalji hastalığıydı. Bütün sürgünlerin hep kendi yurtlarına çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği mekânlara, bölgelere dönmek ister, benimde öyle bir isteğim vardı. Aradan geçen on yıl boyunca birçok şey değişmişti. Tabiki bende de değişmiştim. Ülke insanı da değişmişti. Ama ülke demokrasi açısından bir değişim göstermiyordu. Yine karışık bir ortamdı. Yine korku vardı. Yine Kürtçe yasaktı. Ona rağmen de ben Nûdem dergisini 90’lı yıllarda Diyarbakır’da çıkarmayı düşünüyordum. İstanbul’a bile uğramamış Nobel ödüllü yazarları Diyarbakır’a getirecektik. Diyarbakır’ı bir kültür ve edebiyat merkezi haline getirmeyi düşünüyordum o zaman. Bunu Kürtçe bir dergiyle gerçekleştirmeyi hayal ediyordum ama o hayalim gerçekleşmedi, olmadı. Sonra tekrar döndüm, dönüş için gelmemiştim. O zaman Musa Anter’le görüştüm, onunla uzun bir söyleşi yaptım. Şu anda nerdeyse kırk yıl oluyor. İlk on, hatta yirmi yılda geri döneceğim fikri vardı. Ama artık sanki hiç geri dönmeyeceğim gibi bir his oluştu bende. Bazen kendimi sürgün, yersiz yurtsuz hissediyorum.  Bazen de gittiğim her yer burası benimdir diyorum. İstanbul’a gidiyorum İstanbul benim diyorum. Paris’e gidiyorum Paris benim diyorum. Bazen de ben nereye aidim duygusu da oluşuyor. Yani böyle ikilemler içerisindeyim.

firat-cewerî-(3)-k.jpg

DİYARBAKIRIN ROMANI HENÜZ YAZILMAMIŞTIR

Bir edebiyatçı gözüyle Diyarbakır’a baktığınızda nasıl değerlendirirsiniz? Diyarbakır’ın geçmişi de dikkate alındığında bir yazar bir şair için nasıl ilham veriyor?

Diyarbakır özellikle eskiden beri çok kültürlü, çok kimlikli kozmopolit bir yapıya sahip bir kentti. Eskiyle yeniyi bir arada yaşayan bir şehirdir. Tarihte çok şeye tanık olmuştur. Diyarbakır antik dönemden kalma bir kent. Tarihi romanların yazılacağı bir kenttir.

 Diyarbakır’ın romanı henüz yazılmamıştır. Umarım gelecekte yazılarak bu boşluk ortadan kalkar. Dünü bugüne bağlayan romanı yazılmamıştır. Diyarbakır’daki edebi etkinliklerden fazla haberim yok, Yayın Ağacının yapmış olduğu bu etkinlik gerçekten çok olumlu. Yayın Ağacından dolayı buradayım. Kitap Fuarları, Festivaller, sanat etkinlikleri, imza günleri, söyleşiler ne kadar fazla olursa o kadar, bir edebiyat merkezi haline gelir. İstanbul, Paris gibi dünya etkinliklerinin olduğu kentler gibi olur. Olmazsa izole olur.

 

35 yıl sonra geriye dönüp baktığınızda şimdi yazdığınız, çevirdiğiniz birçok eser söz konusu. Edebiyat dünyasında bilinir oldunuz. Şimdi geriye dönüp baktığınızda iyi ki gitmişim diyor musunuz?

 

Evet, maalesef evet diyorum. Çünkü neredeyse kırk yıl oluyor. İlk kitabım kırk yıl önce çıkmıştı. Burada kalsaydım, gitmeseydim, şimdiye kadar yazdığım ve çevirdiğim nerdeyse kırk kitabım çıkacak mıydı? Bu olanaklar burada olmuş olsaydı, o zaman yaptıklarımın belki iki mislini yapardım.  Gitmeseydim de bütün hayatım edebiyattı. Nerede olsaydım kesinlikle yazacaktım. Çünkü çok zor koşullarda yazıyordum. Baskınlar oluyor diye sobaya atıyordum. Bu yüzden maalesef pişman değilim.

 

Kürt edebiyat ve sanatını geldiği aşama olarak nasıl buluyorsunuz?

 

Kürt edebiyatı diğer dillere çevrildiği zaman çok olumlu bir reaksiyon alıyor. Kürt edebiyatı artık evrenselliğe açılıyor. Dünya edebiyatı çapında eserler yazılıyor artık. Bu yüzden bir mucize gerçekleşiyor ve zincirlerini kırıyor.

 

EDEBİYAT UMUT BASTONU OLDU

 

Bir edebiyatçı ve bir sanatçı için yurt dışında kalmak, sürgünde yaşamak onda nasıl bir özlem yaratıyor. Bu zorluklara nasıl katlanıyorsunuz?

 

Birçok yazar, birçok sanatçı sürgünde yitip gitti. Eski Sovyet döneminde sürgüne gidenler, Nazi döneminde sürgüne gitmek zorunda kalanlar, sürgüne giden yazarlar yazamaz oldu. Ben sadece yazmak için gitmişim ve Kürtçe yazmak için gitmişim. Amacım İsveççe yazmak olmuş olsaydı, İsveççe yazardım. Dergiyi Kürtçe değil İsveç’çe çıkarırdım. Şu an bir İsveç yazarı olarak daha iyi bir yerde olabilirdim. Onun için birçok yazar yok oluyor. Benim için edebiyat umut bastonu oldu. Belki böyle yapmasaydım çok zenginde olabilirdim. Ama benim için hiçbir şey ifade etmezdi.

 

Bu kadar yorgunluğun üzerine bize zaman ayırdığınız için Tigris Haber Gazetesi olarak size çok teşekkür ediyor. Yaratımınız ve okurunuz bol olsun diyor, başarılar diliyoruz.

Ben de size çok teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum.

 

*       *       *

Fırat Ceweî kimdir:

Kürt edebiyatının modern isimlerinden Fırat Cewerî Mardin doğumlu. İlk gençlik yıllarını Nusaybin’de geçirdi. Yirmili yaşlarına varmadan Kürtçe edebiyata yöneldi.1980 yılının hemen öncesinde sürgün olup İsveç’e yerleşti. O zamandan beri edebiyatın çeşitli alanlarında Kürtçe eserler üretmektedir. Nûdem dergisini on yıl boyunca aralıksız çıkardı. Cewerî aynı zamanda dünya edebiyatından klasik ve modern onlarca eseri Kürtçeye çevirdi. Modern Kürt Edebiyatının temel taşı olarak nitelendirilen Hawar dergisini yeniden toparladı ve Nûdem yayınları arasından basılmasını sağladı. Fırat Cewerî İsveç Yazarlar Birliğinin üyesidir. İsveç PEN kulübü yönetim kurulu üyeliğinin yanı sıra uzun yıllar Sürgündeki Yazarlar Komitesi’nin de başkanlığını yaptı. Kürtçe ve İsveççe edebi çalışmalarını sürdüren Cewerî’nin eserleri İsveççe, Almanca, Farsça, Arapça ve Türkçeye çevrildi, filme uyarlandı. Şimdiye kadar yazdığı ve çevirdiği kitapların sayısı kırka ulaşıyor. 2018 yılında İsveç Akademisi’nin çeviri ödülünü alan Cewerî, Geç Bir Sonbahardı, Birini Öldüreceğim, Lehî ve Maria Bir Melekti adlı romanlarıyla dikkatleri üzerine çekmiştir.

Mümin Ağcakaya

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.