Kadınlar barışı konuşuyor: Kuzey İrlanda deneyiminden Türkiye’ye mesajlar
TİGRİS HABER - Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI), Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD), Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası İş Kadınları Meclisi ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Girişimci Kadınlar Kurulu iş birliğiyle “Kadınlar Barışı Konuşuyor” başlıklı toplantısı devam ediyor. Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu Kurucu Üyesi ve eski Meclis Başkan Vekili Jane Morrice ile gazeteci ve sivil toplum uzmanı Emma DeSouza, 'çatışma çözümü ve sivil toplumun rolü'ne ilişkin konuşmalar yaptı.
Kuzey İrlanda deneyimlerini paylaşan Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu Kurucu Üyesi ve Kuzey İrlanda Meclisi Başkan Vekili Jane Morrice, kadın koalisyonuna nasıl dahil olduğunu anlattı. Jane Morrice, "Kuzey İrlanda barış sürecine ne kadar farklı bir değer atfettiğinizi görüyorum. Siyasi ve politik şiddetin artık sonlandırılması gerekir. Barışı konuştuk, ancak her zaman tam anlamıyla uzlaşmaya varamadık. Çok önemli adımlar atıldı, fakat hala katetmemiz gereken bir mesafe var" dedi.
Kendi ve kardeşlerinin güvenliği için üniversiteyi bitirdikten sonra ülkesinden ayrılmak zorunda kaldığını dile getiren Jane Morrice, şunları söyledi: "O yıllar oldukça zorluydu. Üniversiteyi bitirdikten sonra, bunu biraz duygulanarak anlatıyorum, annem bavulumu hazırladı ve ülkeyi terk etmemi istedi. Kardeşlerimle birlikte evden ayrıldık; vatanımızı terk ettik. Ben Avrupa’ya gittim ve yaklaşık 10 yıl yurtdışında kaldım.
‘BBC'DE MUHABİRLİK YAPTIM’
1970’lerin sonlarında, 1986’da geri döndüm ve muhabir olarak çalışmaya başladım. BBC muhabiri olarak farklı yerlere, olaylara ve etkinliklere gönderiliyordum. Muhabirlik yaptığım süreçte, kaçtığım şeyin gerçek yüzüyle yüzleştim. Barış sürecinin ne anlama geldiğini sorgulamaya başladım.
RÖPORTAJI BARIŞ İÇİN DÖNÜM NOKTASI OLDU
1987 yılında bir anma gününde röportaj yapıyorduk. O sırada büyük bir katliam gerçekleşti; anma sırasında bir bomba patladı ve insanlar havaya savruldu. BBC muhabirleri olarak olay yerindeydik. Kızını kaybetmiş bir babayla röportaj yaptık. Bu röportaj oradan geçenler araçlarını durdurup dinleniyordu. Baba, yıkıntılar arasında kızının elini tuttuğunu ve kızının son sözlerinin ‘Baba seni seviyorum’ olduğunu anlattı. Ardından kızının öldüğünü söyledi. Buna rağmen baba, ‘Kızımı öldürenleri affediyorum’ dedi. Bu sözler benim için ve Hayırlı Cuma Anlaşması için çok önemliydi. Bu röportajı İRA’da dinledi ve bunun silahlı mücadelenin sonunun başlangıcı olduğunu ifade etti. Tüm taraflar için bu röportaj bir dönüm noktasıydı.
‘KENDİ ÜLKEMLE İLGİLİ YORUM YAPIYORDUM’
Ben ise dışarıda, elimde mikrofonla, yanan binaların ortasında duruyordum. Kendi ülkem hakkında sadece yorum yapmakla yetindiğimi fark ettim ve bunun yeterli olmadığını anladım. Daha fazlasını yapmam gerektiğini düşündüm. Amerika genellikle sürecin kredisini toplasa da, barış için çalışan tek taraf değildi; Avrupa da bu süreçte çok aktifti. Ben de mikrofonu bir kenara bırakarak Avrupa Birliği aracılığıyla barış sürecine dahil oldum."
KADIN KOOLİSYONU NASIL KURULDU?
Kadın koalisyonunu nasıl kurduklarına dair bilgi veren Jane Morrice, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Filmde gördüğünüz birçok kadınla birlikte çalışmaya başladım. Bir gün bana bir mektup geldi; bu, kadınların bir araya gelmesi için yazılmış ilk mektuptu. Kadınların ‘Ben de varım’ diyerek sürece katılması çok önemliydi. Bu toplantıların ardından Kadın Koalisyonu kuruldu.
Barış müzakerelerine dahil olmak için yalnızca altı haftamız vardı. Biz, müzakerelerin kapsayıcı olması gerektiğini savunduk: herkesin temsil edilmesi, insan hakları ve eşitlik temelinde ilerlenmesi gerektiğini vurguladık. Altı hafta içinde dokuz siyasi partiden oluşan bir yapı kurduk ve müzakerelere katıldık. Sonrasında Hayırlı Cuma Barış Anlaşması imzalandı.
Kuzey İrlanda’nın küçük bir modelini oluşturduk; müzakere masasında toplumun her kesimini temsil etmeye çalıştık. Mahkûmların serbest bırakılması konusunda taraflar arasında ciddi anlaşmazlıklar vardı. Biz kadınlar olarak bir uzlaşı geliştirdik ve bunu müzakerelere dahil ettik.
‘TOPLUMUN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ANLAŞMAYI ONAYLADI’
Nisan 1998’de Hayırlı Cuma Anlaşması imzalandı. Ardından yapılan referandumda toplumun büyük çoğunluğu anlaşmaya “evet” dedi. Bu, asla unutamayacağımız bir andı. Ancak aradan 30 yıl geçmiş olmasına rağmen, siyasi şiddetin tamamen sona erdiğini söylemek zor. Yüzleşme ve tam uzlaşma hala istenen seviyede değil.
‘BİZİM İÇİN EŞİTLİK HERKES İÇİNDİ VE SÜRECE DAHİL ETTİK’
Bizim için eşitlik herkes içindi ve bunu sürece dahil etmeyi başardık. Ayrıca eğitim ve mağdurlar meselesini de anlaşmaya ekledik. Karşılıklı hoşgörü ve anlayış, bu sürecin en önemli unsurlarından biri oldu ve anlaşmanın temel çıktılarından biri hâline geldi” dedi.
Jane Morrice, son olarak DEM Parti tarafından belediyelerde uygulanan eşbaşkanlık sistemi karşısında hayranlığını dile getirerek, "Sizi tebrik ediyorum. Muhteşem bir fikir ve Türkiye'de yapılıyormuş meğerse" dedi.
Gazeteci ve sivil toplum uzmanı Emma DeSouza söz alarak İrlanda’daki barış sürecinde sivil toplumun rolüne ilişkin konuştu. 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması’nın barış sürecinin başlangıcı olduğunu belirten Emma DeSouza, kendisini “barış bebeği” olarak tanımladığını ve o dönemde yetişen neslin bir parçası olduğunu ifade etti.
Emma DeSouza, bugün gelinen noktada bir barış sürecinin varlığından söz edilebileceğini, ancak bunun “negatif bir barış” olduğunu vurguladı. Şiddetin büyük ölçüde sona ermiş olmasına rağmen paramiliter grupların hala varlığını sürdürdüğünü ve anlaşmada yer alan birçok hükmün tam olarak uygulanmadığını söyledi. Eğitim ile sosyal ve ekonomik hakların yeterince hayata geçirilmediğine dikkat çeken Emma DeSouza, “Hayırlı Cuma Anlaşması var ama bu yeterli değil; daha fazlasını istiyoruz” dedi.
Emma DeSouza, anlaşma öncesinde de sivil toplum kuruluşları, iş dünyası ve diğer aktörlerin siyasi sistem üzerinde baskı kurarak barışın zeminini hazırladığını belirterek, Türkiye’ye atıf yaparak, uluslararası hakların ve düzenlemelerin iç hukukun üstünde olduğunu vurgulayan anayasal çerçevelerin önemli bir dayanak oluşturabileceğini ifade etti.
Kendi deneyimlerinin geçtiği dönemde toplumun oldukça bölünmüş olduğunu söyleyen Emma DeSouza, Katolikler ile kendini Birleşik Krallık’a ait hisseden gruplar arasında keskin ayrımlar bulunduğunu anlattı. Kendini sosyal demokrat olarak tanımladığını ve ulusalcı bir kimliği benimsemediğini belirten Emma DeSouza, Hayırlı Cuma Anlaşması sayesinde kimliklerin yeniden tanımlanabildiğini söyledi.
DİL HAKLARINA DEĞİNDİ
Dil haklarına da değinen Emma DeSouza, İrlandaca’nın korunması ve geliştirilmesi için toplumun farklı kesimlerinin yürüttüğü kampanyaların ve açılan stratejik davaların büyük önem taşıdığını belirtti. Emma DeSouza, bu mücadeleler sayesinde İrlandaca’nın kültürel ve kimliksel bir hak olarak tanındığını ve önemli ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti.
Program DEM Parti Şirnex Milletvekilli Ayşegül Doğan, AK Parti MKYK Üyesi Zeynep Alkış, CHP Parti Meclisi Üyesi Emine Uçak Erdoğan “Türkiye’de kadınların siyaset ve barış süreçlerindeki rolü” paneli ile devam edecek.
Kaynak:Haber Merkezi




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.