1. HABERLER

  2. GUNCEL

  3. ÖZEL HABER-RÖPORTAJ

  4. Tarihin derinliklerine götüren melodi
Tarihin derinliklerine götüren melodi

Tarihin derinliklerine götüren melodi

Ünlü piyanist Fazıl Say’ın veliahdı olarak gösterilen Tuluyhan Uğurlu, kültür ve medeniyet şehri Diyarbakır’da sevenleriyle buluştu. Piyano resitali sonrası Uğurlu Tigris Haber’in sorularını yanıtladı.

A+A-

Tigris Haber - Dört yaşındayken yetenekleri keşfedilen, İstanbul Belediye Konservatuvarı piyano bölümüne kabul edilen ve daha sonra yedi yaşında Harika Çocuklar Sınavını kazanarak yurt dışında eğitimini tamamlayan Tuluyhan Uğurlu klasik müzik yerine kaynağını Mezopotamya ve Anadolu’dan alan kendi eserlerini sergilemeye başladı. Birçok tarihi mekânlarda piyano resitali vermesiyle de dikkatleri çeken değerli piyano sanatçısı Tuluyhan Uğurlu ile ilginizi çekeceğine inandığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.

tt.jpg

Müziğe büyük önem veriyorsunuz. Bunun kökenini Anadolu ve Mezopotamya’ ya dayandırıyorsunuz. Eski uygarlıkların kökeni Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasına dayanıyor. Bu topraklar; uygarlıkların doğduğu, medeniyetlerin beşiği. Birçok bilim, sanat ve kültürün doğduğu kadar müziğinde doğduğu bir coğrafyadır. Müziğinizi geliştirirken bu kaynaktan nasıl beslendiniz?

Güneş Ülke Anadolu bu akşam seslendireceğim eser konuştuğumuz bu konuları kapsıyor. Konuşmamız gereken konu bu. Her zaman konuşmamız gereken konuları nedense ilkokulda çocuklara öğretmediğimiz şeyler. Anadolu gerçekten büyük bir hazine, üzerinde oturuyoruz ama herhalde bu hazine bize ağır geliyor. Biz onu taşıyamıyoruz. Hiçbir zaman da taşıyamadık. O mücevherleri taşıyamadık ve bunun altında ezildik. Anadolu'ya hep hor baktık. Hep horladık, küçümsedik, dışladık. Bu ülkede okumuş, kendini aydın zanneden insanlar; Anadolu'yu hep küçümsediler. Tek sesli müzik, dımbır dımbır bilmem ne o diyerek. Bu ülkede insanlar mehteri küçümsediler. Dolayısıyla birçok şey küçümsendi. Bu topraklara ait her şey küçümsendi. Ne yüceltildi. Batıdan öğrendikleri üç kuruşluk şeyler.  Onlar şey yapıldı. Anadolu topraklarında; Mitanni, Hatti, Huri diyoruz. Hititler diyoruz. Hititler çok önemlidir. Hititler dünya İmparatorluğu ve bunlar kaybolmuyor ki, bunlar bizde devam ediyor. Urartu bizde devam ediyor.  Ne yaptık? GAP dedik. Gap projesini ilk başlatanlar Urartu’lar. Likya dedik. Sümer, Asur dedik. Bunların hepsi şu anda yaşayan şeyler. Çünkü yok olmaz hiçbir şey. Sadece şekil değiştirir. Biri gider diğeri gelir, inancı değişir. O inanç olur, bu inanç olur ama topraklardaki aynı renktir. Aynı güzelliklerle beslenenlerdir. Hector da aynı Hector’dur. Fatih de aynı Fatih’dir. Atatürk de aynı Atatürk'tür. O bir soydur. Selahattin Eyyubi’den gelen bir soydur. Sadece isimler, aktörler değişir. Savaşlar aynı savaşlardır. Savaşlar hiç değişmez. Batının yayılma savaşı. Batının riyakarlarlığı, iki yüzlülüğü. Onun için Fatih; Çanakkale’de Hector’un intikamını aldım demiştir. Çünkü bilir ki Hector onunla vardır. Hector Aslında fatihtir. Dolayısıyla bunları çok iyi anlamamız ve bunları çocuklarımıza öğretmemiz lazım. Biz bunları sonradan öğrendik. Meraklı olanlar, öğrenenler öğrendi. Bize bunlar okullarda hiç öğretilmedi. Bize ne Mitanni öğretildi ne bir şey. Uyduruk bir iki satır şeyler. Zaten onları da ezberledik, sınavda doğru yazdık. Ondan sonra da unuttuk. Öyle olmaz ki. Çocuklar Mitanni’ler ile kendilerini özdeşleştirecektir.  Mitanni de  kendini bulacaktır. Örnek vereceksiniz ki, benim kolumdaki bilezik diyecek kız çocuğumuz ya da ayağımızdaki halhal diyecek; bir bakacak Urartu deseni diyecek. O zaman bir şey vaat eder. Yoksa Urartu’lar şunu yapmış bunu yapmış. Med’ler şunu yapmış bunu yapmış böyle anlatıp öyle boş geçmesin. Çocukları bununla özdeşleştirecek. Mesele burada böyle öğretilir tarih. Böyle kazandırılır Anadolu bilinci.  Likya’yı  söylerken diyeceğiz ki; George Washington Amerika Birleşik Devletleri'nin devlet planlamasını Likyalılardan aldı diyeceğiz. O zaman aklında kalacak. Birleşik Devletler şehir devletlerini  Likyalılardan öğrendi diyeceğiz. Filedelfiya diyeceğiz. O Filedelfiya, aslında bizim Filedelfiya diyeceğiz. Bunlar çok önemli şeyler. Bunları maalesef bize ezber ve  kasten öğretilmedi. Niye çünkü biz böyle Batının sürekli şamar oğlanı olalım diye. Yok NATO, yok Avrupa Birliği diye. Bizim katılamayacağımız dünyada bir topluluk yok. Biz her yere katılırız ama bu bilinç de olursak katılırız. Yoksa kobay oluruz.

İşte müzik bunları anlatıyor. Benim konserlerime gelen insanlar diyorlar ki;  ‘Tuluyhan biz bunu hiç bilmiyorduk.’ Konser mekânları var. İstanbul da arkeoloji müzesi var. Dünya çapında bir yer. Arkadaşım çok iyi tanıyorum aileyi, konsere gelmiş. Sora sora bulmuşlar Arkeoloji Müzesini. Yani Arkeoloji Müzesine hiç uğramamış. Müzeyi ziyaret etmemiş. Ama bu adama Paris'te Luvr Müzesi'nde bir tablo nerede derseniz eliyle koymuş gibi bulur. Ama arkeoloji Müzesi'ni bilmiyor. Sora sora buluyor. Şakalar ötesi bir şey bu. Biz kendi toplumumuza yabancı olduk. Biz kendi kendimize yabancı olduk. Birbirimize yabancı olduk. Mesele bu. İşte müzik bunların ilacıdır. Ben bunları anlatıyorum onun için de pek sevilmem.

t-002.jpg

Ama anlayan birçok insan da oluyordur?

Ben devletin politikalarına uygun bir adam değilim. Çünkü sadece takdir ediyoruz, iftihar ediyoruz derler o kadar. Asla desteklenmem ben. Çünkü ben gücü Anadolu'dan almaya çalışan adamın. Gücü Anadolu'dan almayan adam gitsin köşede tek ayaküstünde beklesin. Cezası odur ve o bekleyecek

Halk da bunu anlıyor birçok insan Pir Sultan'dan, Yunus Emreden, Mevlana’ya kadar birçok insanı unutmuyor. Mezopotamya coğrafyası her şeyin başlangıcı, bilimin tekniğin, sanatın, hayatın hatta inançların başlangıcı.

 Bizim ne adamlarımız var. El Cezeri diye bir adamımız var. Bu  adam Cizre'lidir diyemedik. Böyle bir şey olabilir mi. çocuklarımıza iftiharla anlatsak. Cizreli çocuklar; El Cezeri bendenmiş dese çok güzel olmaz mı?

Mezopotamya ve Anadolu uygarlı merkezleri iken Batı tarih sahnesinde yok. Sonradan güç olmaya başlıyorlar ve uygarlık da eksen kayması oluyor. Ama burayı yadsıyorlar. Hatta yağma ve talana yöneliyorlar ve yok saymaya başlayarak; kendilerini merkez alarak tarihi kendilerinden başlatıyorlar.

 Bazı bilim adamlarımızın, bazı kâşiflerimizin yazmış oldukları eserlerin altına imza attıklarını da biliyoruz.

ABD Irak'ı işgal ettiğinde ilk yaptığı şey; müzelerdeki Sümer yazıtlarını alıp götürmek oldu. Niçin? Çünkü bilgi kimdeyse güç odur.

 Kesinlikle, sonra da sahip çıktım numaraları yapıyor. Bütün Anadolu'yu talan ettiler. Böyle bir zenginliğin üzerinde bulunuyoruz ama Ortadoğu da halklar birbirleriyle bir türlü barışık olamıyorlar. Ve öğrenemiyoruz, öğretilmiyor.

Buranın enerji kaynaklarının zenginliği sınırsız ama biz bir araya gelemediğimiz için başkaları gelip bunu çok rahat bir biçimde yağmalıyorlar. Tarihte ilk büyük kavgalar da bu topraklarda oldu. Yeterince ders alınmadığı içinde sürgit devam ediyor.

 Maalesef biz de Anadolu bilincinden uzak olduğumuz için bu oyunlara çok rahat geliyoruz.

Bizi bir araya getirmeyenler suçlu, çünkü bunda çıkarları var. Ama halk olarak da suçluyuz, sürekli peşlerine takılıyoruz. Elimizin altındaki değerler kayıp gidiyor. Bu, niye böyle oluyor diye soramıyoruz ve düşünemiyoruz. Amerika'dan veya başka yerlerden geliyorlar, yağmalıyor, talan ediyorlar. Bu zenginliklerin paylaşım kavgasından dolayı dünya savaş çıkıyor ama biz sanki sanal âlemlerde yaşıyoruz.

Tabi onlar menfaatine göre hareket ediyor. Cahillik; yani öğrenim numarası ile cahil bırakılıyor.

 Bilgi çağında yaşıyoruz. Ulaşım, iletişim çok hızlandı. Neredeyse robotlar günlük yaşamın içinde boy göstermeye başlıyor.

İnternette ne oynuyorlar? O teknik aletler ellerinin altında ama sadece oyun oynamak için. Telefonu nasıl kullanıyoruz? Chat yapmak için. Teknolojiyi bile yanlış kullanıyoruz. Çünkü biz bütün güzellikleri hep yanlış kullandık.

t5.jpg

Bizim aklımız başımıza ne zaman gelecek?

 Aklımız zamanla başımıza gelecek. Ama inşallah geç olmasın. Ben her zaman şunu söylüyorum; son zamanlarda Doğu Anadolu Güneydoğu Anadolu'ya yatırımlar yapılıyor. Diyarbakır’ı dolaşıyorsun, hakikaten güzel bir şehir. Ama 70-80 sene ihmal edilmiş. Bazı şeyler yapılmakla sorunlar hemen çözülmüyor. İnsanlar şüphededir. Bunun ilacı zamandır. İnsanlar yapılanların samimi olduğuna inanacak.

Çünkü ağlara feodal düzene ihale edilmiştir. Çok acı çektiriyoruz. Ondan sonra da diyoruz ki niye böyle? Mesele burada. Sana köprü yaptım, şunu yaptım, bunu yaptım. Bu hemen öyle olmaz. Bir adımdır. Güzel bir adımdır, bunun süreklilik arz etmesi gerekir. Artık benim canımdır, vatandaşımdır, kardeşim, has evladımdır. Bu samimiyeti gördüğü zaman kucak dolusu sarılacaktır.

 Bölgenin insanları çok sıcakkanlı, duygusal ama bir o kadar da çok öfkeliler…

Eskiden Orta Anadolu'da bir kamyon bir geçse göz gözü görmezdi saatlerce. Bizler hepimiz çok hor baktık.  Bana bile neler yapıldı. Yıllarca yok sayıldım. Onun için birbirimize sahip çıkacağız.

 İnsanlar çok duygusal, belki Batıda olmayan bir duygusallık. Bu içten gelen bir samimiyet. Karşılığını bulamayınca da büyük bir öfkeye ve tepkiye dönüşebiliyor. Mesela Sayın Turgut Özal bunu çok iyi yapıyordu. İnsanlara temas ediyor, onlara dokunuyordu. İnsanların maddi olarak çok fazla istediği bir şey yok. Elini tutması, ona temas etmesi, sırtına eliyle dokunması; insanların gönlünü fethediyor. Daha önceden öfke duyan insan bile orada yumuşuyor.

 

 Gönül bağı, gönül aynası, muhabbet oluşuyor ne diyor Hazreti İsa; ‘Tanrı sevgidir’. O zaman sevgi bağı kuracağız biz. Köprüleri sevgiyle kuracağız. Dünyanın en güzel köprüleri bile beş para etmez. Sevgi Köprüsünü kur bitmiştir. Onu yapacağız.

Böylesi bir durumda müziğe önemli bir görev düşüyor. Çünkü siyasetçilerin dokunmaktan imtina ettikleri zaman müzik daha başarılı olmuyor mu?

Bir de kendinden bir şeyler bulursa gerçekten çok seviyor.

 Kendisine belki yabancı aletten çıkan melodi onun yüreğine işliyorsa arada köprüleri kendiliğinden kuruyor. Benim gönlüm Ortadoğu’da, Anadolu coğrafyasında. Elbette ki Batıya gidip konserler veriyoruz. Onlara da hizmet ediyoruz. Halka hizmet hakka hizmettir. Ben daha çok Doğuda Ortadoğu’dayım. Buraya geliyorum çocuk gibi seviniyorum. Beyrut’a gideceğim çocuk gibi sevineceğim. Batmana gittim çocuk gibi sevindim.

Dilini bile bilmediğin halk da müzik o dilleri aşıyor. Kalbine gönlüne hitap ediyor.

Diyarbakır’a nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Burası gül şehri. Gülleri ihya edeceğiz inşallah. Diyarbakır’ın gülleri çok. Hepimiz birer gül olalım. Gül bahçesini gönlümüze nakşedelim. Bu kardeşliği, bu sevgiyi, bu aşk dolu muhabbet değil, sadece aşk değil. Aşkı muhabbet. Sevgiyle beslenen muhabbeti yapacağız. Bugün burada bir piyano resitali olması benim için çok önemli. Diyarbakır’da sanatseverlerin huzuruna çıkmam çok değerli.

 Diyarbakır’a konser piyanoları almak lazım. Büyük eksiklik. Yetkililer buna mutlaka eğilmeli. Yıllar evvel Dicle Üniversitesinde konser verdim. Muhteşem bir salon ve o salonun açılış konseriydi. Arkadaşlarımla gelip çalmıştım. Fakat piyano dışarıdan getirtilmişti. Bu Diyarbakır’a yakışmıyor. Bu Diyarbakır’ın güzelliklerine artık insanların hatta daha çok devletin finanse edilmelidir. Bir turizmi ön plana çıkarılmalıdır. Mardin kadar lanse edilmesi lazımdır. Bizler yok sayıyoruz. Yok sayma konusunda üstümüze yoktur.

Tarihi mekânlarda konser veriyorsunuz, protokol işlerini fazla önemsemiyorsun. O mekânlarda konserler vermeniz halk açısından da çok değerli bulduğunu düşünüyorum. Diyarbakır’da da böyle tarihi bir mekânda konser olsa nasıl olur?

Keşke olsa. Tabi burada o piyano probleminden dolayı, taşınması, akort edilmesi bayağı bir sıkıntı olabilir. Ama bunlar yapıldığı zaman, bunlara kaynak ayrıldığı zaman seve seve gelirim. Ama buna özellikle de valiliğin el atması lazım. Piyano almak lazım şehre. Dicle Üniversitesine piyano almak lazım. O salona piyano yakışır. Bir konser piyanosu.

Diyarbakır’ın her tarafı tarih. Sur içinde veya Dağkapı meydanında, Keçi Burcunda böyle bir konser müthiş olmaz mı?

Ben çok mutlu olurum. Keşke yapabilsek. Diyarbakır’ı yöneten insanların buna sahip çıkması lazım. Bu olduğu zaman burada yapılmayacak bir şey yok. Güneş ülkenin aydınlı insanları var. Bize Anadolu’dan beslenen, eser üreten adam lazım.

Değerli hocam röportaj isteğimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Ağzınıza yüreğinize sağlık. Başarılarınızın devamını diliyoruz. Sevgiyle ve müzikle kalın.

Bende size çok teşekkür ediyorum.

Mümin Ağcakaya / Özel

 

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.