Cezaevinde yazarak duvarları aştı

Cezaevinde yazarak duvarları aştı

Tutuklu kaldığı dönemde içerde yazdığı ‘Mavi Ülke’ romanıyla dikkati çeken Fırat Can okurlarıyla imza-söyleşiler yapıyor.

Mümin Ağcakaya

TİGRİS HABER - Yazar Can, cezaevinde yazma koşullarını, yazmanın alt yapısını nasıl oluşturduğunu, içerdeyken dışarıyı nasıl yazabildiğini, yazarak duvarları nasıl aştığını anlattı. Yazar Can şimdi dışarıda. İçeride ve dışarıdaki dünyasını Tigris Haber Gazetesi okurları için anlattı, ilginizi çekecek bir söyleşi gerçekleştirdik.

Batman’ın Sason ilçesi Mereto Dağlarının eteklerinde bulunan bir köyde doğan yazar Fırat Can, 90’lı yılların başında Batman’a göç etmek zorunda kaldı. İlk orta ve lise eğitimini Batman’da tamamlayan Can, ekonomik sıkıntılar ve bunların dışında yaşadığı sorunlardan dolayı İstanbul’a göç etti. İstanbul’da bir süre yaşamını sürdüren yazar, daha sonra yurt dışına çıktı.

Küçük yaşlardan itibaren şiire ilgi duyan, yazınsal eserleri okumaya başlayan yazar, yazımsal çalışmalara da ilgisinden dolayı bazı denemeler yazar. Yurt dışında bir arkadaşının kendisine bir defter hediye ederek günlük tutmasının yazım çalışmasını geliştirmek için iyi olacağını söyledikten sonra yazamaya başladı.

Yazar Can, nasıl yazdığını şöyle anlattı;

Günlük tutmaya başladım. Günlük tutarken belli bir süre günlük yaşanan şeyleri ifade edersiniz ne yaşandı falan diye. Bir süre sonra kelimelerle oynamaya başladım. Güzel metinler ortaya çıktı. Ama tam olarak roman ve öyküyü ifade edecek uzun metinler değildi. Kısa şiirler yazdım. Aslında yazmaya ve bunları yayınlamaya bir niyetim de yoktu.”

İlk kitabım, ‘Hep Mavi Kal’

Yazım çalışmalarıyla daha fazla içli dışlı olmasını, yazmayı seçmesine karar vermesine tutuklanmasından sonra karar verdiğini söyleyen yazar Can, hikâyesini şöyle anlatıyor;

“Tabi hepimiz bir şekilde hayatımız boyunca birçok iyi güzel ya da acı olaylara şahit oluyoruz. Çoğumuz bunları bir şekilde unutmak istiyoruz. Çoğumuz da unutmamak için yazıyor. Ben de yazmayı seçenlerden biri oldum. Tabi biz toplum olarak çabuk unutan insanlarız. Bir şey yazılı olarak ya da görsel olarak kalıcı hale gelmedikten sonra kısa bir süre sonra unutuyor. Ben aslında şahit olduğum, yaşadığım duyduğum birçok olayı kalıcı hale getirmeye çalıştım. Bu temelde yazımsal çalışmalara başladım.

İlk kitabım ‘Hep Mavi Kal’ oldu. Aslında başlarken bir kitap olur mu? Olmaz mı? Niyetiyle başlamadım. Bir derdim var dedim. Ve bunu bir şekilde anlatmak istedim. Yazarken her şey birbirini tamamladı.”

can-tigris1.jpgKelimelerin büyülü gücü

“Yazmaya başlarken dile de hâkim olmanız gerekiyor. Benim bu noktada da ciddi yetersizliklerim vardı. Uzun süre Türkçe dili, dilbilgisi ve imla kuralları üzerine çalıştım. Yaşanan ya da şahit olunan olayın boyutu ne olursa olsun bunu yazılı edebi bir metne dönüştürmek bazı yetenek ve becerilerin de olmasını gerekli kılıyor. Kelimelerin büyülü gücünü keşfetmek ve bunu cümleler içinde yerli yerinde kullanmak gerekiyor. Aslında herkesin yazar olamamasının nedenlerinden bir tanesi bu. Çünkü ifade etme kabiliyeti sözcüklerle daha edebi hale geliyor.

Bu anlamda okuma eksikliğim vardı. Bunu gidermem gerekiyordu. Bulunduğum hapishane ortamı buna biraz müsaitti. Ciddi anlamda okudum.”

Yazarak duvarları aştım

Duygularımı ifade ederken aynı zamanda onu yeniden yaşayan bir insan oldum. Yazarken de okurken de aslında o anları tekrara tekrar yaşayan bir yapım var. Bundan dolayı yazdığım şeyler okurlar tarafından çok sahici bulundu.

Ben yaşayarak yazdığım için okurda o sahneleri yaşadı. Böylece yazımsal serüvenim başladı. Aslında hapishane ortamında öyle ya da böyle bir şekilde yazıyla içli dışlı oluyorsun. Kapı kapandıktan sonra dört duvar arasında bir şekilde yazmaya başlıyorsun. Kimisi şiir, kimisi günlük tutuyor kimisi de mektup yazıyor. Kısacası bir şekilde herkes yazıyla içli dışlı oluyor. Aslında yazı yazmak benim açımdan bir şekilde bir terapiye de dönüştü diyebilirim. Dört duvar arasındasınızdır. Yazmak duvarları aşmanın bir yolu oluyor. Ben de yazarak o duvarları aştım.

Hayata bakış açım da şu aslında; insan hayatında mekânların çok belirleyici olduğuna inanmıyorum. Çok önemsiz olduğunu da vurgulamak istemiyorum. Yani esas değil. Önemli olan ne yaptığınızdır. Böyle baktığınızda nerede olduğunuzun bir anlamı yok. İster içerde olalım ister dışarıda olalım ister köyde ya da şehirde olalım fark etmiyor. Belirleyici olan nasıl yaşadığımızdır. Son tahlilde her şeyin zihinde bittiğine inanıyorum. Zihinsel ve düşünsel yoğunlaşmalarla aşamayacağınız engel kalmıyor.

Geriye hayal gücüne sarılarak yazmak kalıyor.

Hiçbir zaman bulunduğum koşullar yazmam için engel olmadı. Ancak ciddi zorlukları da var yazmanın. Yazmak yoğunlaşmayı gerektirir, sakin ortam ister, benim bulunduğum yerler kalabalık oldu. Ortamı yakalamak biraz zor ama engel değil. Bir şekilde bu zorluklar içinde bir şeyler yapabiliyorsunuz. Yine bir yazarın mutlaka kimi kaynaklara ulaşabilmesi gerekiyor. Bulunduğum ortamlarda bunlara ulaşmak çok kolay olmadı. Şimdi daracık yerlerde göremediğiniz şeyleri yazıyorsunuz. Unuttuğunuz bazı şeyler oluyor. Mekânlar oluyor. Görmediğiniz için hatırlamıyorsunuz. Dışarıda olsanız gider gezersiniz, gözlemlersiniz ya da belgelere ulaşırsınız. Ama içeride böyle bir şansınız yok. Geriye hayal gücüne sarılmanız kalıyor.

Beşinci duvar içinde kalanlar

Cezaevinden yazan bir insanın duygularının düşüncelerinin çok canlı olması gerekiyor. Tabi ben ilk girdiğim zaman çok farklı karakterlerle karşılaştım. Yaşama iddiası kalmayan, karamsarlaşmış, dört duvara ek olarak beşinci duvarı icat eden arkadaşlar da gördüm. Ben böyle olmayacağım dedim.

Bu sadece sözle olmuyor. Benim açımdan birçok şey zihinde, yürekte bitiyor. Çünkü hapishanenin ortamı ne kadar kalabalık olursa olsun, yatağınıza çekildiğiniz zaman ya da avluda volta atarken kendinizle duygusal anlamda çok fazla baş başa kalma şansınız oluyor. Bu anlamda monolog yapma ortamı da gelişiyor.

Umuda Bir Ülke’ kitabımda çocukken şahit olduğum, duyduğum ve unuttuğum birçok şeyin hapishane ortamında tekrardan aklıma geldiğine şahit oldum. Zihin öyle bir şey, Hiçbir şey kaybolmuyor.

Yazmak her insanın yapabileceği bir şey değil. Bunu kabul etmek gerekiyor. Boyutu ne olursa olsun iyi ya da kötü, sevinç ve trajik olayları yaşayanları ya da şahit olmalarının yazar olacağı anlamına gelmez. Yazan insan bir şekilde yetkin olmak zorundadır. Duygularının ideallerinin hayallerinin güçlü olması gerekiyor.

Yazarken mutlaka o duvarları aşmanız ve onun yolunu bulmanız gerekiyor. Kelimelerin gücüne sığınacaksanız mutlaka kelimelerinizi de zenginleştirmelisiniz. Böyle ortamlarda ya üretirsiniz ya da tüketirsiniz. Üretmek için de çalışıp çabalamanız, okumanız yazmanız lazım.”

can-roman-tigris.jpg

Hayal gücünüzün sağlam olması şart

Yazmak için tabi gözlemlemek gerekiyor. Yazan aynı zamanda kaydediyor. İçerdesiniz gözlemleyemiyorsunuz. Bu açığı nasıl kapatıyorsunuz?

Görmediğiniz bir şeyi, ya da yaşamadığınız bir duyguyu nasıl yazacaksınız? Bunun için çok iyi gözlemlemek gerekiyor. İstiklal Caddesini yazacaktım. Bir türlü aklıma gelmedi. Ailemden İstiklal Caddesinin eskiye ait resimlerini istedim. O fotoğraflara bakarak biraz canlandırmaya çalıştım. Bazı şeyler fotoğraf bazı şeylerde zihnin gücüne sığınarak olması gerekiyor. Bunu için de hayal gücünüzün güçlü olması gerekiyor.

Ama illaki yazmak için bunları yaşamak o ortamda bulunmak gerekmediğini de görüyorsunuz. Hayal dünyası bende de çok canlı olduğu için fazlada zorlanmadım. İyi bir gözlemci olduğumu söyleyebilirim.

Hafıza bazen cezaya dönüşebiliyor mu?

Çünkü bazı olayları unutmak istiyorsunuz. Tekrar yaşamak ve hatırlamak istemediğiniz olayları tekrar hatırlamak bir cezaya dönüşebiliyor. Onu hatırlatan bir şey travmaya, bir cezaya dönüşebiliyor. Aslında bununla çok fazla da savaştım. Zamanla bazı şeyleri unutmak istedim ama bir süre sonra hayır dedim. Bunu hatırlayayım, bunu aşayım dedim. Bir şekilde bazı duygularla da baş edebilmeniz gerekiyor. Halının altına süpürdüğünüz andan itibaren kısa süreli kimi unutmalar oluyor ama kimi olaylar hatırlatabiliyor. O ikilemi çok fazlasıyla yaşadım. Bir noktada ne ben unutayım ne de kimse unutsun. Benzerini başkaları da yaşamasın dediğim olaylar.

İçerdeyken seni sınırlayan engeller kalktı. Şimdi neyi yazmak istiyorsunuz?

İçerdeyken dışarıya dair birçok şeyin hayalini kuruyorsunuz. Sizi içeride ayakta tutan dışarının hayalleridir. Hapishane ortamında her şeyden mahrum olduğun, kısıtlı olduğun bir ortamdır. Yapmak isteyip de yapamadınız çok şey oluyor.

Dışarı çıkarken bazı şeylerin hayalinin gerçeğinden daha güzel olduğunu gördüm. Bazı şeyler hayalde güzel ama gerçekte size o duyguyu fazla veremiyor. Tabi içerde çok fazla maddi şeylere sahip değilsiniz. Yazmakla ilgili çok ciddi sıkıntılar vardır. Temel şey, olumlu yanları nedir? Okumakla yazmakla içli dışlısınızdır. Yoğunlaşma şansını öyle bulabiliyorsunuz. Dışarıda yaşamın har gürü içinde bu anlamda bırakalım yazmayı okumada da ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

Bir de günümüzde insanlar böyle uzun şeyleri çok fazla okuma taraftarı değildir. Başlıklara odaklanarak bütünü algılamaya çalışan bir insan tipolojisi görüyorsunuz. İşin detaylarına çok fazla kafa yoran yorulmak istenmiyor.

Şimdi dışarıda biraz da dinlenmek istiyorum. Böyle biraz duyguların demlenmesiyle de alakalı bir durum. Duyguların demlenmesi gerekiyor. Yazmak istediğim birçok konu var. Bunun şartlarının oluşması gerekiyor.

Gri bir kente hapsoldum. Doğayı çok seven bir insan olduğum için doğaya müthiş bir özlemim var. Bu yüzden doğa üzerine, doğa ve insan arasındaki uyum üzerine bir çalışma içerisinde olmak istiyorum.

Esas duvar zihindedir

Hayal ettiklerinde karşılaştığın gerçeklik arasında nasıl bir çatışma oluyor?

Uzun yıllar boyunca birçok şeyden mahrum kalıyorsunuz. Ailemden ayrıldığım zaman kız kardeşim iki yaşındaydı. Çıktıktan sonra 24-25 yaşında. Araya müthiş bir mesafe giriyor. Annem 50 yaşlarındaydı şimdi 70 li yaşlarda babam yine öyle aileye alışmak o boşluğu doldurmak çok zor. Daracık bir mekândan kalabalık bir mekâna giriyorsunuz. Büyük şehirlerde yollara, gürültüye binalara alışmak öyle çok fazla kolay olmuyor.

Yine hapishaneden çıkan birçok insan dışarıda susar. Çünkü anlam veremediği birçok şey vardır. Çünkü içer de sosyal ilişki kurarak duvarları aşarsınız ama dışarıda birbirinden kopan a sosyalleşen bir sürü insan var. Binlerce insan bir sokakta bir caddede yürürler ama birbirleriyle bağlantıları yoktur. Çok dikkatimi çekti. El ele tutuşan iki sevgili ama birbirlerinden çok uzaklar. Bir cafede aynı masada oturan insanlara bakıyorum herkesin elinde telefon ama birbirinden çok uzaklar. Bu yüzden duvar dediğimiz şey zihinde. Bu anlamda insanların birbirinden bu kadar uzaklaşmasını, duyarsızlaşmasını, birbirini tüketen, duygusuzlaşan insan beklemiyordum. Bu biraz şaşırdığım noktalar oldu diyebilirim.

Dışarıdaki yaşama nasıl uyum sağladın?

Henüz uyum sağladım diyemem. Gözlemlemeye, anlamaya çalışıyorum. İnsanları bu kadar birbirinden uzaklaşmalarını, tepkilerini ya da tepkisiz kalmalarını anlamaya çalışıyorum. Bu biraz zaman istiyor.

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.