Yasemin Kürmancı

Yasemin Kürmancı

Bir Anlık Hata, Bir Ömürlük Vicdan

Bir Anlık Hata, Bir Ömürlük Vicdan

Trafik kazaları çoğu zaman birkaç saniyede yaşanıyor.

Bir kırmızı ışık ihlali, bir telefon ekranına bakmak, hız sınırını aşmak, makas atmak, alkollü şekilde direksiyon başına geçmek…

Hepsi birkaç saniyelik tercihler.

Ama o birkaç saniyenin bedeli bazen bir insanın hayatı, bir ailenin geleceği ve yıllarca taşınacak bir vicdan yükü olabiliyor.

Amed Radyo’da “Yalnız Değilsin” programında Avukat Feyza Nur Işık ile trafik suçlarını, yeni düzenlemeleri, ölümlü ve yaralamalı kazalarda işleyen hukuki süreci konuştuk.

Söyleşi boyunca aklımda kalan en güçlü cümlelerden biri şuydu:

Direksiyon başına oturduğunuz anda yalnızca kendinizden değil, başkalarının hayatından da sorumlusunuz.

Belki de trafik meselesine bakmamız gereken en temel yer burası.

Trafik Kazası Diyoruz, Ama Sonuç Bazen Suç

“Kaza” kelimesi bize çoğu zaman istemeden gerçekleşen bir olayı çağrıştırıyor.

Sanki ortada bir hata var ama sorumlusu yokmuş gibi…

Oysa her trafik kazası aynı değil.

Bir sürücünün hız sınırını bile bile aşması, makas atması, ters yönde ilerlemesi, alkollü ya da uyuşturucu etkisinde araç kullanması yalnızca bir trafik ihlali olarak kalmayabiliyor.

Bazen bir insanın hayatına mal olabiliyor.

İşte hukuk da tam bu noktada devreye giriyor.

Avukat Feyza Nur Işık’ın da vurguladığı gibi trafik suçlarında en önemli konulardan biri kusur değerlendirmesi.

Çünkü ölümlü bir trafik kazasında sürücünün otomatik olarak tutuklanması söz konusu değil.

Kazanın nasıl meydana geldiği, tarafların kusur oranları, olayın koşulları ve elde edilen deliller birlikte değerlendiriliyor.

Yani “Bir kişi öldü, sürücü kesin tutuklanır” şeklinde bir hukuk kuralı yok.

Ama bunun tam tersi de doğru:

Tutuklanmamak, ceza alınmayacağı anlamına gelmiyor.

Bu ayrımı özellikle mağdur yakınlarının bilmesi gerekiyor.

Tutuklama Ceza Değildir

Bir yakını trafik kazasında hayatını kaybeden ailenin ilk düşündüğü şeylerden biri elbette adalet oluyor.

“Karşı taraf tutuklandı mı?”

“Cezaevine girdi mi?”

“Ne kadar ceza alacak?”

Ancak hukuk açısından tutuklama bir ceza değil, bir tedbir.

Dolayısıyla bir kişinin tutuksuz yargılanması, hiçbir zaman ceza almayacağı anlamına gelmiyor.

Bazen toplumda bu konuda ciddi bir yanlış algı oluşuyor.

Tutuklama olmayınca “Dosya kapandı” düşüncesi ortaya çıkabiliyor.

Oysa hukuki süreç devam edebilir.

Ve mağdur yakınlarının yalnızca ceza davasını değil, doğabilecek maddi ve manevi haklarını da takip etmesi gerekiyor.

Çünkü bir trafik kazasında kaybedilen yalnızca bir insan değildir.

Bazen bir evin geçimini sağlayan kişi gider.

Bazen çocukların geleceği değişir.

Bazen bir annenin, bir babanın, bir eşin bütün hayatı başka bir yöne savrulur.

Bir Canın Karşılığı Para Olabilir mi?

İşte burada insanın vicdanıyla hukuk arasında çok zor bir soru ortaya çıkıyor.

Bir insanın hayatı kaç lira?

Bir babanın çocuklarına sağlayacağı yılların karşılığı hesaplanabilir mi?

Bir annenin evladına vereceği sevgi, bir rakama sığabilir mi?

Elbette hukuk maddi zararları hesaplamak zorunda.

Kişinin yaşı, geliri, çalışma hayatı, geride bıraktığı kişilerin destekten yoksun kalması gibi birçok unsur değerlendirmeye alınıyor.

Ama bütün bunları topladığınızda yine de ortada cevaplanması zor bir soru kalıyor:

Bir insanın hayatının gerçek bedeli hesaplanabilir mi?

Bence hesaplanamaz.

Çünkü hukuk bir miktar belirleyebilir.

Ama vicdanın hesabı başka türlüdür.

Kamera Kayıtları Gerçeğin En Önemli Tanıklarından Biri

Söyleşimizde konuştuğumuz önemli başlıklardan biri de araç kameralarıydı.

Bugün birçok araçta kamera bulunuyor.

Ve bu kameralar yalnızca yaşanan kazayı kaydetmiyor.

Bazen kimin haklı, kimin kusurlu olduğunu ortaya çıkarabilecek en önemli delillerden biri haline geliyor.

Bir kazanın birkaç saniyesini gösteren görüntü, onlarca tanığın anlatımından daha somut bir gerçeklik sunabiliyor.

Kim hız yapıyordu?

Kim şerit değiştirdi?

Kim kırmızı ışıkta geçti?

Kim makas atıyordu?

Bazen bütün bu soruların cevabı birkaç saniyelik bir görüntünün içinde saklı.

Bu nedenle araç kameralarının artık yalnızca bir aksesuar değil, gerektiğinde hukuki bir delil niteliği taşıyabilecek önemli bir kayıt aracı olduğunu düşünüyorum.

Sosyal Medyanın Yargısız İnfazı

Bir başka mesele ise artık hayatımızın neredeyse her alanına giren sosyal medya.

Bir trafik kazası oluyor.

Bir görüntü çekiliyor.

Ardından saniyeler içinde binlerce kişinin önüne düşüyor.

Henüz soruşturma tamamlanmadan insanlar kararını veriyor.

“Suçlu bu.”

“Kesin alkollü.”

“Bunu hapse atın.”

“Ehliyetini alın.”

Bazen görüntüler doğru bile olsa, bir insanın görüntüsünü izinsiz şekilde paylaşmak ve onu toplum önünde teşhir etmek başka hukuki sorunları beraberinde getirebiliyor.

Üstelik kişi alkollü olsa bile…

Kural ihlali yapmış olsa bile…

Hukuki sorumluluğu bulunsa bile…

Bu, herkesin onu sosyal medyada teşhir etme hakkına sahip olduğu anlamına gelmiyor.

Adalet başka bir şey.

Linç başka bir şey.

Ve bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Direksiyon Başında Bir İnsan Hayatı Var

Trafik cezaları artırılıyor.

Yeni düzenlemeler yapılıyor.

Hız cezaları yükseliyor.

Makas atmanın, ters yönde ilerlemenin, alkollü ya da uyuşturucu etkisinde araç kullanmanın yaptırımları ağırlaştırılıyor.

Bütün bunların bir amacı var:

Caydırıcılık.

Ama ben hâlâ cezaların büyüklüğünden önce başka bir şeyi konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bilinç.

Çünkü bir insan sadece ceza yememek için kırmızı ışıkta duruyorsa, ortada henüz tam anlamıyla bir trafik kültürü oluşmamış demektir.

Asıl mesele polisin görüp görmemesi değil.

Radarın olup olmaması değil.

Ceza miktarının kaç bin lira olduğu da değil.

Asıl mesele şu:

Kimse görmese bile kurala uyabilecek miyiz?

Çünkü trafik polisi her kavşakta olmayabilir.

Radar her yolda bulunmayabilir.

Ama direksiyon başındaki insan her zaman oradadır.

En Ağır Ceza, Geri Dönmeyen Bir Hayattır

Bir trafik kazasının ardından ceza verilebilir.

Para ödenebilir.

Ehliyete el konulabilir.

Hatta hapis cezası alınabilir.

Ama hiçbir ceza ölen insanı geri getirmez.

Hiçbir mahkeme kararı bir annenin evladını yeniden kapıdan içeri sokmaz.

Hiçbir para bir çocuğa kaybettiği babasını geri vermez.

Bu nedenle trafik kurallarına uymak aslında yalnızca kendimizi cezadan korumak değildir.

Bir başkasının hayatını korumaktır.

Bir ailenin dağılmasını engellemektir.

Bir çocuğun yetim kalmamasıdır.

Belki de en önemlisi, yıllar sonra “Keşke” dememektir.

Son Söz

Avukat Feyza Nur Işık’ın söyleşimizin sonunda yaptığı uyarı aslında bu yazının da özeti gibi:

Direksiyon başında olduğunuz sürece hukuki, vicdani ve adli bir sorumluluğunuz var.

Ne kadar doğru bir cümle…

Çünkü otomobil sadece bizi bir yerden başka bir yere götüren bir araç değil.

Yanlış kullanıldığında bir hayatı değiştirebilecek kadar güçlü bir araç.

Bu yüzden direksiyon başına geçtiğimizde yalnızca nereye gideceğimizi değil, nasıl gideceğimizi de düşünmeliyiz.

Telefonu bir kenara bırakmak…

Hızımızı kontrol etmek…

Alkollüysek direksiyon başına geçmemek…

Yayaya yol vermek…

Kırmızı ışıkta durmak…

Makas atmamak…

Kuralları yalnızca ceza yememek için değil, insan hayatına saygı duyduğumuz için uygulamak…

Çünkü bazen hayat, gerçekten de birkaç saniyeye sığıyor.

Ve bazı hataların telafisi olmuyor.

Bir anlık dikkatsizlik, bir ömürlük pişmanlığa dönüşmesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yasemin Kürmancı Arşivi
SON YAZILAR