Yasemin Kürmancı

Yasemin Kürmancı

Direksiyonun Başında Kim Var Değil, Nasıl Sürüyor?

whatsapp-image-2026-10-07-at-13-37-38

Bazı korkular vardır, insan onları aşmadıkça gözünde büyür.

İlk kez direksiyon başına geçmek de bunlardan biri.

Aynalar, pedallar, vites, diğer araçlar, korna sesleri…

Bir de insanın kendi içinde sürekli tekrarladığı o cümle:

“Ben yapamam.”

Amed Radyo’da gerçekleştirdiğimiz söyleşide konuğum olan sürücü eğitmeni Tuğba Ünlü ile direksiyon korkusundan ehliyet sınavına, Diyarbakır trafiğinden kadın sürücülere yönelik önyargılara kadar pek çok konuyu konuştuk.

Ancak sohbet ilerledikçe aslında meselenin yalnızca araba kullanmayı öğrenmek olmadığını düşündüm.

Çünkü direksiyon başında bazen bir araçtan daha fazlasını yönetiyoruz.

Korkumuzu…

Öfkemizi…

Sabrımızı…

Ve en önemlisi, yalnızca kendi hayatımızın değil, hiç tanımadığımız insanların hayatlarının da sorumluluğunu taşıyoruz.

Ehliyet Almak Yetiyor mu?

Türkiye’de binlerce insan her yıl sürücü kurslarına gidiyor, sınavlara giriyor ve ehliyet sahibi oluyor.

Peki ehliyet sahibi olmak gerçekten iyi bir sürücü olduğumuz anlamına geliyor mu?

Tuğba Ünlü’nün söyleşimiz sırasında söylediği şu söz bence bu sorunun cevabını veriyor:

“Ehliyeti herkes alabilir. Ama trafik çok farklı bir kültür. Trafik adabı çok farklı bir şey.”

Gerçekten de öyle.

Bir aracı hareket ettirmeyi öğrenebilirsiniz.

Park yapabilirsiniz.

Vites değiştirebilirsiniz.

Sınavı geçebilirsiniz.

Ama trafikte sabırlı olmayı, başka bir sürücüye saygı göstermeyi, öfkenizi kontrol etmeyi öğrenmediyseniz eksik kalan çok önemli bir şey vardır.

Çünkü iyi sürücülük yalnızca direksiyon hâkimiyeti değildir.

İyi sürücülük aynı zamanda sorumluluktur.

Diyarbakır Trafiğinin En Büyük Sorunu: Sabırsızlık

Yaşadığımız şehirde trafiğe çıktığımızda hepimizin karşılaştığı bazı görüntüler var.

Sinyal vermeden şerit değiştirenler…

Kırmızı ışığa yetişmeye çalışanlar…

Trafikte zikzak çizenler…

Önündeki araç biraz yavaşladığında hemen kornaya basanlar…

Tuğba Ünlü, Diyarbakır trafiğini anlatırken özellikle bir noktaya dikkat çekti:

“Hele Diyarbakır’da sinyal kültürü hiç yok. Öndeki aracın ne tarafa gideceğini gözümüzde kestirmemiz gerekiyor.”

Aslında bu cümle Diyarbakır trafiği hakkında çok şey anlatıyor.

Bazen sanki sinyal vermek bir tercihmiş gibi davranıyoruz.

Yol vermeyi kayıp olarak görüyoruz.

Önümüzdeki aracın birkaç saniye geç hareket etmesine bile tahammül edemiyoruz.

Peki nereye yetişiyoruz?

Bir yere beş dakika erken varmak için neden hem kendi hayatımızı hem de başkasının hayatını tehlikeye atıyoruz?

Belki de Diyarbakır trafiğinin ihtiyacı daha fazla yol kadar, daha fazla sabırdır.

Bir Korna Bazen Sandığımızdan Daha Fazlasıdır

Tuğba Ünlü’nün anlattıkları arasında dikkatimi çeken konulardan biri de acemi sürücülerin yaşadığı baskıydı.

Özellikle manuel araç kullanan yeni bir sürücü, arkadan gelen korna sesiyle panikleyebiliyor.

Ayağını debriyajdan aniden çekiyor.

Araç stop ediyor.

Daha fazla heyecanlanıyor.

Ve belki normalde yapmayacağı bir hatayı yapıyor.

Biz ise arkamızdan yalnızca birkaç saniye beklemek istemediğimiz için kornaya basıyoruz.

Belki de trafikte biraz daha empati kurmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Çünkü önümüzdeki aracın direksiyonunda kimin olduğunu bilmiyoruz.

Belki ilk kez trafiğe çıkıyor.

Belki yıllardır yaşadığı direksiyon korkusunu o gün yenmeye çalışıyor.

Belki yanında artık bir eğitmen olmadığı için zaten yeterince tedirgin.

Bazen trafikte karşımızdaki aracı değil, o aracın içindeki insanı görmemiz gerekiyor.

“Telefona Dalmıştım”

Söyleşimiz sırasında anlatılan bir olay, dikkatsizliğin ne kadar ağır sonuçları olabileceğini bir kez daha gösterdi.

Tuğba Ünlü, bir sürücü eğitmeninin aracına arkadan başka bir aracın çarptığını anlattı.

Kazaya neden olan sürücünün söylediği cümle ise şuydu:

“Çok özür dilerim, telefona dalmıştım.”

Bir mesaj…

Bir bildirim…

Belki birkaç saniyelik bir telefon kontrolü…

Sonuçta iki insan yaralanıyor ve maddi manevi zarar ortaya çıkıyor.

Telefon bekleyebilir.

Mesaj bekleyebilir.

İş bekleyebilir.

Ama trafikte kaybettiğiniz birkaç saniye bazen geri getirilemeyecek sonuçlara neden olabilir.

Çünkü kaza çoğu zaman uzun uzun geliyorum demez.

Bazen yalnızca birkaç saniyede olur.

“Sen mi Bize Araba Kullanmayı Öğreteceksin?”

Sohbetimizin beni düşündüren başka bir tarafı ise kadınların trafikte karşılaştığı önyargılardı.

Tuğba Ünlü mesleğe başladığında kendisine söylenen bir cümleyi unutamamış:

“Sen mi bize araba kullanmayı öğreteceksin?”

Bugün kadın sürücü eğitmenlerine yoğun talep olduğunu anlatıyor.

Ama yıllar geçmesine rağmen kadınların trafikte karşılaştığı bazı önyargılar hâlâ değişmiş değil.

“Kadınlar araba kullanamaz.”

“Kadın sürücüyse uzak dur.”

“Senden olmaz.”

Belki de sorun kadınların araç kullanıp kullanamaması değil.

Sorun, toplumun bazı alanlarda kadınlara hâlâ kendilerini kanıtlama zorunluluğu hissettirmesi.

Ehliyetini Masaya Bırakmak İsteyen Kadınlar

Tuğba Ünlü’nün anlattığı iki kadın kursiyerin hikâyesi özellikle aklımda kaldı.

Bu kadınlar ailelerinden gizli şekilde sürücü eğitimi alıyor.

Neden?

Çünkü kendilerine:

“Sen yapamazsın.”

denilmiş.

Kadınlardan biri ehliyetini aldıktan sonra ailesinin önüne koymak istiyor.

Diğeri eşine göstermek istiyor.

Aslında burada alınmak istenen yalnızca bir ehliyet değil.

Bir kadın kendisine söylenen “Yapamazsın” cümlesine cevap vermek istiyor.

Belki de hayatımız boyunca bir insana söylediğimiz en tehlikeli cümlelerden biri budur:

“Sen yapamazsın.”

Çünkü bazen insanın önündeki en büyük engel yeteneksizlik değil, yıllarca kendisine yapamayacağının söylenmesidir.

Direksiyon Bazen Özgürlüktür

Bu konu benim için de oldukça tanıdık.

Benim de ehliyetim var.

Ama aktif olarak araç kullanmıyorum.

Bu nedenle yıllardır ehliyeti olduğu halde trafiğe çıkamayan kadınlardan söz ederken aslında kendimi de o kadınların arasında gördüm.

Tuğba Ünlü’nün söylediği bir cümle bu nedenle ayrıca dikkatimi çekti:

“Çıkın, özgürlüğün tadına varın.”

Bir kadın için araç kullanmak neden özgürlük olsun?

Çünkü bazen özgürlük çok büyük cümlelerde saklı değildir.

Çocuğunu okula kendin götürebilmektir.

Acil bir durumda hastaneye gidebilmektir.

İşe kendi başına ulaşabilmektir.

Bir arkadaşını görmek istediğinde başka birinden seni götürmesini istememektir.

Canın kahve içmek istediğinde anahtarını alıp çıkabilmektir.

Kapının önünde bir araç olması yetmez.

Onu kullanabilecek cesaretiniz yoksa o araç sizin için yalnızca park edilmiş bir otomobildir.

Belki de direksiyon korkusunu yenmek bu nedenle sadece araba kullanmayı öğrenmek değildir.

Biraz da kendi hayatının direksiyonuna geçebilmektir.

“Benim Çiçeğim Yetişmiş”

Bir eğitmenin yaptığı işin en güzel tarafı, öğrettiği şeyin başka bir insanın hayatında karşılığını görmektir.

Tuğba Ünlü’ye, ilk derste korkan bir kursiyerini daha sonra tek başına trafikte gördüğünde ne hissettiğini sordum.

Verdiği cevap söyleşimizin en güzel cümlelerinden biriydi:

“Benim çiçeğim yetişmiş, diyorum.”

Belki de öğretmenin mutluluğu tam olarak budur.

İlk gün “Yapamam” diyen bir insanın bir süre sonra tek başına yapabildiğini görmek.

Çünkü bazen bir insana yalnızca araç kullanmayı öğretmezsiniz.

Kendisine güvenmeyi de öğretirsiniz.

Son Söz

Bu söyleşiden sonra bir kez daha düşündüm:

Trafik aslında yaşadığımız toplumun küçük bir aynası.

Ne kadar sabırlıyız?

Birbirimize ne kadar saygı duyuyoruz?

Öfkemizi ne kadar kontrol edebiliyoruz?

Bizden daha yavaş olana ne kadar tahammül ediyoruz?

Bir hata gördüğümüzde hemen öfkeleniyor muyuz, yoksa karşımızdakinin de insan olduğunu hatırlıyor muyuz?

Belki de direksiyon başında öğrenmemiz gereken en önemli kural budur:

Yol yalnızca bizim değil, hayat da yalnızca bizim hayatımız değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yasemin Kürmancı Arşivi

Gözleri Önce Bir Erkek Aradı

31 Ağustos 2026 Pazartesi 00:02

Bir Anlık Hata, Bir Ömürlük Vicdan

17 Ağustos 2026 Pazartesi 00:02

İnsanı Anlamak, Hukuku Anlamaktır

06 Ağustos 2026 Perşembe 00:02