Yasemin Kürmancı

Yasemin Kürmancı

Bir Takının İçinde Saklı Hayat: Diyarbakır'ın Hasırına Kadın Eli

sewa

Bazı emekler vardır, herkes sonucunu görür ama kimse o sonuca ulaşmak için verilen mücadeleyi bilmez.

Bir vitrinin önünden geçerken gözümüze takılan bir bilezik…

Bir düğünde gelinin kolunu süsleyen bir takı…

Bir annenin yıllarca saklayıp kızına hediye ettiği bir hatıra…

Biz çoğu zaman onların yalnızca güzelliğini görürüz.

Oysa o küçücük takının içinde saatlerce verilen emek, sabır, dikkat ve bir ustanın yıllar içinde kazandığı beceri saklıdır.

Hele bir de o takıyı yapan eller, toplumun yıllardır erkeklerle özdeşleştirdiği bir meslekte kendine yer açmaya çalışan genç bir kadına aitse…

O zaman mesele yalnızca bir takı olmaktan çıkar.

Bir kadının emeğine, cesaretine ve kendi ayakları üzerinde durma mücadelesine dönüşür.

Amed Radyo'da hazırlayıp sunduğum "Yasemin'le Bugün" programında konuğum, Diyarbakır'ın geleneksel hasır takı ustalarından 23 yaşındaki Hasret Karadağ oldu.

Henüz 18 yaşındayken bu mesleğe adım atan, beş yıldır ince metal telleri sabırla işleyerek Diyarbakır hasırına hayat veren genç bir kadın…

Sohbetimizde yalnızca hasır takının nasıl yapıldığını konuşmadık.

Bir mesleği öğrenmenin zorluklarını, kadınların kuyumculuk sektöründeki yerini, geleneksel zanaatların geleceğini ve emeğin gerçek değerini de konuştuk.

Bu söyleşi bana bir kez daha şunu düşündürdü:

Bir şehrin kültürünü yalnızca tarihi yapıları değil, o kültürü elleriyle yaşatan insanlar da geleceğe taşır.

Bir Takının Güzelliği Kadar Emeğini de Görebiliyor muyuz?

Diyarbakır denildiğinde aklımıza ilk olarak surlar, tarihi sokaklar, bazalt taşından evler ve köklü bir kültür geliyor.

Oysa bu şehrin bir de atölyelerde yaşayan hafızası var.

İncecik tellerin sabırla örüldüğü, her aşamasında ustalık gerektiren ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel el sanatları…

Diyarbakır hasırı da bunlardan biri.

Hasret Karadağ, hasır takının yapımını anlatırken önce ölçü alındığını, ardından tellerin hazırlandığını, şekillendirildiğini ve büyük bir dikkatle örüldüğünü söyledi.

Sonrasında kilitleri birleştiriliyor, takıya son şekli veriliyor ve Diyarbakır'a özgü güneş motifleriyle süsleniyor.

Dışarıdan bakıldığında birkaç işlem gibi görünebilir.

Ama aslında her aşamasında ciddi bir dikkat ve emek var.

Hasret Karadağ'ın söylediği şu söz özellikle dikkatimi çekti:

"Çünkü bitmiş ürünün arkasında görünmeyen bir emek var."

Gerçekten de öyle.

Bir ürünü satın alırken çoğu zaman fiyatına, görünüşüne ve bize yakışıp yakışmadığına bakıyoruz.

Peki o ürünü yapan insanı ne kadar düşünüyoruz?

Saatlerce aynı işin başında oturan ustayı…

Bir hata yaptığında yeniden başlamak zorunda kalan elleri…

Bir takının tamamlanması için gösterilen sabrı…

Belki de bugün tüketim alışkanlıklarımızın en büyük eksikliği bu.

Ürünün değerini biliyoruz ama emeğin değerini her zaman göremiyoruz.

"Ben de Yapabiliyorum"

Hasret Karadağ'ın mesleğe başlama hikâyesi de oldukça anlamlı.

18 yaşında bir atölyeye giriyor.

Önce ustalarını izliyor.

İnce tellerin nasıl işlendiğini, birbirine nasıl geçirildiğini, sonunda nasıl bir takıya dönüştüğünü merak ediyor.

Sonra öğrenmeye başlıyor.

İlk yaptığı hasırı hâlâ hatırlıyor.

O gün kendi emeğiyle ortaya çıkardığı ürüne bakarken duyduğu gururu anlatıyor.

Ve bugün, beş yıl sonra, aynı heyecanla üretmeye devam ediyor.

Söyleşimiz sırasında söylediği bir cümle aslında mesleğine duyduğu bağlılığı da anlatıyordu:

"Bir kadın olarak, bir erkek mesleğini elime alarak ben de yapabiliyorum ve bitirebiliyorum."

Bu cümlede yalnızca bir meslek başarısı yok.

Toplumun kadınlara ve erkeklere biçtiği rollerin de bir sorgulaması var.

Çünkü bazı mesleklerin hâlâ kadınlara, bazılarının ise erkeklere ait olduğu düşünülüyor.

Oysa bir mesleğin cinsiyeti olabilir mi?

Bir kadının elindeki beceriyi, sabrını ve üretme yeteneğini cinsiyeti mi belirler?

Bence asıl sorulması gereken soru bu.

Kadınlara Şans Verildiğinde Neler Değişir?

Hasret Karadağ'a kuyumculuk sektöründe kadın ustaların yeterince yer bulup bulamadığını sordum.

Verdiği cevap düşündürücüydü:

"Aslında kadınlara bir şans verilirse bu meslekte daha çok kadın yer edinebilir."

Belki de birçok kadının hayatındaki en büyük sorun tam olarak burada başlıyor.

Yeteneklerinin olmaması değil.

Çalışmak istememeleri değil.

Öğrenememeleri hiç değil.

Fırsat bulamamaları.

Bir mesleği öğrenmek isteyen kadın, bazen daha ilk adımı atmadan çevresindeki önyargılarla karşılaşıyor.

"Bu iş sana göre değil."

"Çok zor, yapamazsın."

"Bu erkek işi."

Oysa bir insanın neyi başarabileceğini anlamanın yolu, ona hiç fırsat vermemek değil; denemesine imkân tanımaktır.

Hasret Karadağ da kendisine verilen fırsatı değerlendirerek bugün kendi emeğiyle üretim yapan genç bir usta olmuş.

Üstelik öğrendiklerini başka kadınlarla paylaşmaya da hazır olduğunu söylüyor.

Bence bir kadının başarısının en güzel taraflarından biri de bu.

Kendi yolunu açarken başka kadınların da yürüyebileceği bir yol bırakabilmek.

Bir Kadının Kendi Parasını Kazanması Neden Önemli?

Bir kadının meslek sahibi olması yalnızca ekonomik bir mesele değildir.

Elbette para kazanmak önemlidir.

Kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek, ailesine katkıda bulunabilmek ve geleceğini planlayabilmek büyük bir güvencedir.

Ama bunun bir de görünmeyen tarafı var.

Özgüven.

Kendi kararlarını verebilmek.

Bir şeyi başardığını hissedebilmek.

Kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmek.

Hasret Karadağ bu konuyu konuşurken şöyle söyledi:

"Kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi, kendi parasını kazanması ve yaptığı emekle aldığı o özgüven bir kadına daha çok cesaret veriyor."

Aslında bu söz, kadın emeğinin neden yalnızca ekonomik rakamlarla değerlendirilmemesi gerektiğini de anlatıyor.

Çünkü kendi emeğinin karşılığını alan bir kadın, yalnızca para kazanmaz.

Kendisine olan inancını da güçlendirir.

Belki yıllarca cesaret edemediği kararları almaya başlar.

Belki kendi işini kurmayı düşünür.

Belki başka kadınlara örnek olur.

Ve belki de en önemlisi, hayatının yönünü belirleyebilecek gücün kendisinde olduğunu fark eder.

Bir Şehrin Hafızası Atölyelerde de Yaşar

Diyarbakır çok eski bir şehir.

Yüzyılların izini taşıyan sokakları, yapıları, gelenekleri ve kendine özgü bir kültürü var.

Ama kültürel mirası korumak denildiğinde çoğu zaman yalnızca tarihi yapıları düşünüyoruz.

Oysa bir şehrin hafızası sadece taşlarda saklı değildir.

Bazen bir ustanın elindedir.

Bazen bir bakırcının çekicinde…

Bazen bir dokumacının tezgâhında…

Bazen de incecik telleri birbirine örerek hasır takı yapan bir kadının parmaklarında…

Hasret Karadağ'a geleneksel hasır takı ustalığının geleceğini sorduğumda önemli bir noktaya dikkat çekti:

"Bilgi aktarılmazsa zamanla kaybolabilir. Gençlerin öğrenmesi ve meslekte kalabilmesi için desteklenmeleri gerekiyor."

Bu sözün üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü geleneksel mesleklerin geleceği yalnızca bugünkü ustalara bağlı değil.

O ustalardan öğrenmek isteyen gençlerin olup olmamasına da bağlı.

Bir meslek son ustasıyla birlikte kaybolduğunda yalnızca bir üretim biçimini kaybetmeyiz.

O mesleğin bilgisini, tekniğini, kültürünü ve yıllar boyunca biriken deneyimini de kaybederiz.

Bu nedenle geleneksel el sanatlarının gençlere tanıtılması, atölyelerin desteklenmesi ve mesleki eğitim imkânlarının artırılması büyük önem taşıyor.

Özellikle Diyarbakır gibi köklü bir kültüre sahip şehirlerde bu sorumluluk daha da anlamlı.

Çünkü bir şehrin geçmişini korumak, yalnızca eskiyi hatırlamak değil; o geçmişin gelecekte de yaşayabilmesini sağlamaktır.

Gençler Yalnızca Tüketmeyi Değil, Üretmeyi de Öğrenmeli

Bugün teknoloji gelişiyor.

Üretim yöntemleri değişiyor.

Artık birçok ürün makinelerle, çok daha kısa sürede hazırlanabiliyor.

İnsanların alışveriş alışkanlıkları da buna göre şekilleniyor.

Ama bütün bu değişimin içinde el emeğinin kendine özgü bir değeri var.

Çünkü bir makine aynı üründen yüzlerce tane üretebilir.

Ama bir ustanın yıllar içinde kazandığı deneyimi, yaptığı işe kattığı özeni ve emeğinin hikâyesini aynı şekilde taşıyamaz.

Hasret Karadağ, gençlerin geleneksel el sanatlarına yönelmesi için atölyelerin, sergilerin, fuarların ve eğitimlerin artırılabileceğini söyledi.

Ayrıca sosyal medyanın da bu mesleklerin tanıtılmasında önemli bir araç olabileceğini düşünüyor.

Bence de bugün gençlere yalnızca hazır ürünleri göstermemeliyiz.

O ürünlerin nasıl ortaya çıktığını da göstermeliyiz.

Bir bileziğin nasıl örüldüğünü…

Bir bakırın nasıl işlendiğini…

Bir kumaşın nasıl dokunduğunu…

Çünkü bazen insanın bir mesleğe ilgi duyması için o mesleğin kapısından içeri girmesi yeterlidir.

Hasret Karadağ'ın hikâyesi de tam olarak böyle başlamış.

Bir atölyeye girmiş.

Merak etmiş.

Öğrenmiş.

Ve bugün o mesleğin ustalarından biri olmuş.

Son Söz

Bu söyleşiden sonra bir kez daha düşündüm:

Biz bazen bir şehrin değerlerini çok uzaklarda arıyoruz.

Tarihi yapılarında…

Müzelerinde…

Eski fotoğraflarında…

Oysa o değerlerin bir kısmı bugün hâlâ yanı başımızda yaşamaya devam ediyor.

Küçük bir atölyede…

Bir ustanın ellerinde…

Sabırla işlenen incecik tellerde…

Ve o mesleği öğrenmek için ilk adımı atan genç bir kadının heyecanında…

Hasret Karadağ'ın hikâyesi bana yalnızca bir zanaatın nasıl öğrenildiğini anlatmadı.

Bir insanın merak ederek başladığı bir işi nasıl mesleğe dönüştürebileceğini de gösterdi.

Henüz 23 yaşında.

Beş yıldır üretiyor.

Öğrenmeye devam ediyor.

Ve öğrendiklerini başka kadınlara aktarmak istiyor.

Belki de bir mesleği yaşatmanın en güzel yolu budur.

Öğrenmek…

Üretmek…

Ve bildiklerini başkalarıyla paylaşmak.

Çünkü bir şehir, kültürünü yalnızca geçmişinden devralmaz.

O kültürü yaşatan insanların emeğiyle geleceğe taşır.

Bu nedenle geleneksel el sanatlarını korumak yalnızca ustaların sorumluluğu olmamalı.

Gençlere fırsat vermek, kadınların üretimde daha fazla yer almasını sağlamak ve emeğin gerçek değerini bilmek hepimizin sorumluluğu.

Belki de bir takının en değerli yanı, yapıldığı madenin ağırlığı ya da vitrindeki fiyatı değildir.

Asıl değer, onu ortaya çıkaran ellerin emeğinde, sabrında ve o emeğin kuşaktan kuşağa aktarılabilmesindedir.

Ve unutmayalım…

Bir şehrin hafızasını yaşatmak istiyorsak yalnızca geçmişine sahip çıkmak yetmez. O geçmişi geleceğe taşıyan ellere de sahip çıkmamız gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yasemin Kürmancı Arşivi

Gözleri Önce Bir Erkek Aradı

31 Ağustos 2026 Pazartesi 00:02