Yüz yıllık kısır döngüyü kırmak: Çerçeve yasa
Cesareti stratejiyle, duyguyu akılla buluşturmanın zamanı
Tarih, yalnızca cesur olanları değil, stratejik akılla hareket eden ve çağın değerlerini esas alan toplumları özgürleştirir.
Kürtler yaklaşık bir asırdır ağır bedeller ödeyerek bir varoluş ve hak mücadelesi veriyor. Bu uzun tarih, yalnızca acıların ve kayıpların değil, aynı zamanda alınması gereken derslerin de tarihidir. Geçmişle yüzleşmeden, doğru ile yanlışı birbirinden ayıracak entelektüel cesareti göstermeden yeni bir gelecek kurmak mümkün değildir.
Çünkü aynı patikada ısrar ederek farklı bir hedefe ulaşmayı beklemek, tarihin mantığıyla bağdaşmaz.
Dünya tarihine baktığımızda halkların kalıcı kazanımlarının yalnızca cesaret ve fedakârlıkla elde edilmediğini görürüz. Bilim, hukuk, demokratik kurumlar, çoğulculuk, diplomasi ve stratejik akıl, toplumsal dönüşümlerin kalıcı hale gelmesinde belirleyici olmuştur.
Kürt meselesinin yüz yıllık hikayesinde de temel sorunlardan biri burada ortaya çıkıyor: Direniş ve cesaret çoğu zaman stratejik bir siyasal akılla aynı ölçüde buluşamadı.
Bedeller ödendi, mücadeleler verildi, önemli kazanımlar elde edildi. Fakat kazanımların kalıcı hukuki ve demokratik güvencelere dönüştürülmesi konusunda aynı başarı gösterilemedi. Zaman zaman duygusal tepkiler, günübirlik siyasal hesaplar ve kişilere endekslenen beklentiler, uzun vadeli toplumsal stratejinin önüne geçti.
Oysa özgürlük, bir kurtarıcı beklemekle değil, KENDİ GELECEĞİNİ KURABİLECEK DEMOKRATİK KURUMLARI İNŞA ETMEKLE mümkündür.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, geçmişte yaşananları yeniden üretmek değil, geçmişten ders çıkararak yeni bir siyasal akıl geliştirmektir. Cesareti stratejiyle, duyguyu akılla ve mücadeleyi hukukla buluşturmak zorundayız.
Tam da bu noktada ÇERÇEVE YASA meselesi önem kazanıyor.
Çerçeve Yasa'yı yalnızca belirli bir siyasi dönemin ihtiyacı olarak değil, toplumsal barışın hukuki zemini olarak görmek gerekiyor.
Güçlü bir ağacın kökü neyse, kalıcı bir barış için hukuk da odur. Kök sağlam değilse dallar ne kadar büyürse büyüsün, ilk fırtınada yeniden kırılabilir.
Türkiye'nin ihtiyacı olan da günübirlik siyasi iradelere, kişisel inisiyatiflere veya dönemsel vaatlere bağlı olmayan; hak ve özgürlükleri, demokratik katılımı, eşit yurttaşlığı ve toplumsal barışı güvence altına alan kalıcı bir hukuki çerçevedir.
Böyle bir yasa, yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye'de yaşayan bütün yurttaşların ortak geleceği açısından önem taşır. Çünkü kalıcı barış, bir kesimin kazanıp diğerinin kaybettiği bir denklem değildir. Gerçek çözüm, herkesin hukuk karşısında kendisini güvende ve eşit hissettiği bir düzen kurabilmektir.
Bu nedenle Çerçeve Yasa'yı bir taviz ya da bir tarafın diğerine sunduğu lütuf olarak değil, Türkiye'nin demokratikleşme ve normalleşme iradesinin hukuki ifadesi olarak değerlendirmek gerekir.
Artık önümüzde iki seçenek var.
Ya geçmişin korkuları, ezberleri ve kısır tartışmaları içinde aynı döngüyü yeniden üreteceğiz ya da yüz yıllık tecrübeden gerçek anlamda ders çıkarıp yeni bir sayfa açacağız.
Bunun için önce zihinsel bir değişime ihtiyacımız var.
Kişilerden çok kurumlara, sloganlardan çok stratejiye, duygusal tepkilerden çok demokratik akla, geçici vaatlerden çok hukuki güvencelere güvenmeliyiz.
Çünkü tarih bize önemli bir ders veriyor:
Cesaret yolu açabilir, fakat o yolda ilerleyebilmek için akla, hukuka ve stratejiye ihtiyaç vardır.
Yüz yıllık kısır döngüyü kırmanın yolu da burada yatıyor.
Artık mesele, geçmişte kimin haklı olduğundan çok, gelecekte nasıl birlikte yaşayacağımızdır.
Ve bunun için Türkiye'nin ihtiyacı olan şey yeni bir slogan değil, HERKES İÇİN GÜVENCE ÜRETEN DEMOKRATİK BİR HUKUK ZEMİNİ,YANİ GÜÇLÜ BİR ÇERÇEVE YASA'DIR.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.