İbrahim Ateşoğlu
Bir Cümbüş, Bir Keman, Bir Diyarbekir Beyefendisi: Hüsnü İpekçi

Bir gün Celal Güzelses, cemiyetteki çalışmalar sırasında keman çalan kimsenin olmadığını fark eder ve söylenir:
“Kemancımız yok… Burada herkes cümbüş çalıyor.”
Hüsnü İpekçi bu sözü duydu.
Ertesi gün eski bir keman aldı.
Hocası yoktu.
Evde, her gün saatlerce çalıştı.
Altı ay sonra cemiyete döndüğünde artık keman da çalıyordu.
Celal Güzelses şaşkınlıkla sordu:
“Sen bir sene evvel cümbüş çalıyordun, şimdi keman çalıyorsun.”
Hüsnü’nün cevabı kısa oldu:
“Hocam, siz keman çalanımız yok deyince ben de çalışıp öğrendim.”
Bu cevap, onun azmini ve öğrenme tutkusunu da anlatıyordu.
1932 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Daha çocuk yaşta baba mesleği ipekçilik ve puşuculuğa merak sardı.
Tezgâhların başında ipekçiliği, kazaziyeciliği ve puşunun her aşamasını öğrendi.
Soyadını da baba mesleğinden aldı:
İpekçi.
Ama tezgâhların arasında başka bir ses daha büyüyordu.
Türküler…
Celal Güzelses plakları…
Ve genç Hüsnü’nün içine yerleşen musiki tutkusu.
Halepli Yumma’dan ud, Hayık Aşçı’dan cümbüş dersleri aldı.
1949’da Diyarbakır Halk Musiki Cemiyeti’ne girdi.
Nota öğrendi, cümbüş ve keman çaldı.
Sonunda Celal Güzelses’in ekibine katıldı ve vefatına kadar ona kemanıyla eşlik etti.
1952’de İstanbul Radyosu’nda program yaptı.
Aynı yıl İstanbul’a gidip musikiyi meslek edinmek istedi; iş bulamayınca Diyarbakır’a döndü.
Mardin Kapısı’nda bir lastik kaplama atölyesi açtı.
Gündüz işinin başında, boş zamanlarında yine musikinin içindeydi.
Hüsnü İpekçi…
Bir yanda ipek tezgâhları…
Bir yanda cümbüşün, udun ve kemanın sesi…
El emeğiyle musikiyi aynı ömrün içinde taşıyan eski Diyarbekir’in zarif insanlarından biri.
2007 yılında aramızdan ayrıldı.
Geriye
puşuya dokunan ellerin emeğini,
Celal Güzelses’e eşlik eden kemanın sesini
ve Diyarbakır musikisinin yaşayan hatıralarından birini bıraktı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.