Zülküf Kışanak

Zülküf Kışanak

Çocuk aklımla unutamadıklarım…

O yıllarda, yokluğun, yoksulluğun dibe vurduğu köylerden gelişigüzel büyüyen şehirlere doğru yoğun bir göç yaşanıyordu. Çocukluk yıllarıma denk gelen bu yıllarda, biz de bilmem kaçıncı kuşaktan bu yana yaşadığımız, bizi her türlü beladan, uğursuzluktan koruduğuna inandığımız toprakları, köyleri terk ettik. Giderek yoksullaşan, kendine yetmemeye, bizi doyurmamaya başlayan Qerejdaxa Milanî’yi iş güç sahibi olma heyecanıyla, belki de zengin şehirli olma sevdasıyla öylece geride bırakıp gittik kendi yolumuza. Babaannem Bel’in bana aldığı kırmızıya çalan ayakkabım eskir, yırtılır diye giymeye kıyamadığım sene, önce Siverek’e, iki, bilemedin üç sene sonra da daha uzaklara, çoğumuz yola çıktığımız güne kadar adını bile duymadığımız, ömrümüz boyunca karın tokluğuna çalışanı olduğumuz Çukurova’ya çekip gittik. Köylülerin kendi aralarında, “Va bêbavên Qereqola Qanaxê” dedikleri Karacadağ Karakolunun falakacı jandarmalarının öncülük ettiği insanlıktan çıkmış, köy meydanlarında topladıkları kadınlara, gençlere, yaşlılara, çocuklara bile işkence yapan komandoların ani köy baskınları hariç, her türlü korkudan, kaygıdan uzak, yaşanan yokluğa, yoksulluğa rağmen mutluyduk. Biricik sığınağımız, kutsanmış bütün bilge babaların zirvelerinde sır olduğu tapınağımız Qerejdaxa Milanî’den sonsuza kadar çıkmak, boş hayaller peşinden koşarak bitmek bilmeyen yollara düşmek ne ağır gelmişti bize. Büyük, küçük her birimiz ne çok ezilmiştik aşağılandığımız el kapısında, ne çok kırılmıştık hiç bilmediğimiz, tanımadığımız yaban ellerinde, düşe kalka devam ede gelen hayatlarımız boyunca. Bir biz biliriz, bir de bizimle aynı kaderi paylaşanlar bilir, her birimizin, dahası her bir Kürtün bedenini kendi sömürge alanı olarak bellemiş itin, kopuğun kapısında yaşamanın ne kadar zor geldiğini, karın tokluğuna çalışmanın ne çok kırıp geçirdiğini…

*

Öyle ya dört, bilemedin beş yaşlarında Siverek’ taşınmıştık. Develerinden, atlarından, eşeklerinden, öküzlerinden geçilmeyen sürü sahibi, korkusundan avluya çıkamadığım Kitê’nin babası insan güzeli Ûsibê Gebozî’nin evine. Daha doğrusu koskoca bir han kadar büyük olan evinin sol girişindeki odasına altı aylığını peşin vermiş kiracısı olduk. Bizim kadar yoksul, bizim gibi köydeki yokluktan kaçmış, bizden birkaç ay, belki de bir sene önce köyden çıkmış, aynı evin bitişikteki odasına kiracı gelmiş, ama bizden daha erken şehirli olmanın haklı gururunu yaşayan, en önemlisi akrabam olmayan ilk çocukluk arkadaşım Hava’nın ailesine kapı komşu olduk. Durduk yere bana saldıran Ûsibê Gebozî’nin küçük kızı Kitê’den beni koruyan, bana sahip çıkan, gerektiğinde benim için Kitê’yle kavga etmeyi göze alan, çok sonraları bavfile Mala Banda ailesinden olduklarını annemden öğrendiğim, Kanlıkuyu’ya komşu Koçbaba sokağına taşındığımız günden sonra ise bir daha görmediğim, bir defa bile karşılaşmadığım, birkaç girişimime rağmen izini bulamadığım ela gözlü, kızıl saçlı, yüzü çilli, pek alımlı koruyucu meleğim Hava’ya ne oldu, ne yaptı, kiminle arkadaş oldu, nerede yaşamaya devam etti, hiç öğrenemedim...

*

Mahallemizdeki her birimizin bir köyden kaçıp geldiği, bir umutla sığındığı adı kendisinden büyük Siverek’e, Diyarbakır’ı Urfa’ya bağlayan kadim şehire. Tanıdık olsun, olmasın ev ev, sokak sokak birbirimizle konu komşu olmaya başladık her bir yerden gelenimiz. Şehir hayatında fazlalık olmaya başlayan keçelerimizi, yün yorganlarımızı, yataklarımızı, yastıklarımızı, kilimlerimizi, halılarımızı, bakır kazanlarımızı, tencerelerimizi, lengerilerimizi, sinilerimizi, tabaklarımızı, taslarımızı, hasılı para eden neyimiz varsa hepsini ispayede sattık. Büyüklerimiz, para eden her şeyimizi satarak sığındığımız mahallede aylak aylak dolaşarak birkaç ayda yiyip bitirecekleri üç beş kuruşa çevirdiler. Babam, bize yük olmaya başlayan eşyalarımızı at arabasıyla ispayeye götürüp sattığı gün parayla tanıştım. Annemin elime sokuşturduğu on kuruşun sevinciyle arkadaşım Hava’yla koşa koşa mahallemizin baş tüccarı Emina Qirnaza’nın bakalına gidip delikli şeker almıştık. Sonraki günlerde bir şey almasam bile uğramaktan, karşısına geçip tahta raflarda bir güzel istiflenmiş şeker, bisküvi, lokum, sakız, bilmem neyin renk renk kartondan, bazılarının ise düzgün kesilmiş tahtadan kutularını izlemekten keyif aldığım Emina Qirnaza’nın evi, bakalı gözlerimin önünde polis tarafından basıldı. Polisin köyü basan komandolar gibi arada kalan biz mahalleliye bağırıp çağırmaları, önüne gelene tehditler, ağza alınmayacak küfürler savurmaları hiç aklımdan çıkmadı. Dahası, mahallenin çocuklarıyla birlikte uzaktan uzağa olup bitenleri korku içinde izlemeye başladığım görüntüler, gözlerimin önünden hiç gitmedi. Aklımda kalanlara göre Emina Qirnaza’nın devrimci oğlu Mizo’nun eve geldiği, hatta annesi ile birlikte bakkalda oturup çay içtikleri görülmüş. Anlatılanlara göre her yerde polis tarafından aranan Mizo, Nisêbin köyünün bağ yolundan gelmiş, Zifqarê Îzol’un evinin bulunduğu sokaktan mahalleye girmiş. Civardaki bir hafiyenin Mizo’nun eve gelişini karakola bildirmesi sonucu polis harekete geçmişti. Görüldüğü yerde canlı yada ölü ele geçirilerek karakola götürülecek olan Mizo için mahalleyi ablukaya almıştı. Kimi mahalleli toprak damlara çıkarak, kimi ise bizim gibi sıkışıp kaldığı bir sokağın başından merakını gidermek için dört tarafı sarılan evi, dükkanı uzaktan uzağa izliyordu. Bu defa yakalanması an meselesi olduğu söylenen Emina Qirnaza'nın oğlu Mizo’nun elde silah ortaya çıkmasını, pusuda onu bekleyen polisle çatışmasını, atılan çemberi yarmasını, tam yanımızdan geçip gitmesini dört gözle bekliyorduk. Neyseki korkulan olmamıştı, silahlar patlamamıştı, çatışma çıkmamıştı, beklediğimiz Mizo polisle çatışa çatışa yanımızdan geçip gitmemişti. Her bir tarafı tutan polisin, kafileler halinde eli boş olarak mahallemizden ayrılıp gitmesi biz çocukları sevindirmiş olsa da Mizo’yu göremediğim, çocukların anlata anlata bitiremediği yiğidin polisle vuruşa vuruşa izini kaybedeceği bağlara çekilip gitmesine tanıklık edemediğim için üzülmüştüm. Şehirli ilk kahramanım, mahalledeki çocukların efsane abisi Mizo, dört bir yanı kuşatılan mahallede, didik didik aranan evde, yada Hava’yla birlikte pür dikkat izlediğim ama Mizo’yu görmediğim dükkanda, belki de sıkışıp kaldığımız sokakta sıra kadem basmıştı. Kim bilir…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zülküf Kışanak Arşivi

Her biri bir taraftan çıkıp geldi…

19 Eylül 2026 Cumartesi 00:02

Kaybettiğim ilk kavgam…

05 Eylül 2026 Cumartesi 00:02

Toplum barışa hazır…

08 Ağustos 2025 Cuma 00:02

Yanmak ne ki kül oldum ben…

25 Temmuz 2025 Cuma 00:03