Selim Kaplan
Sana kıyanlar beter olsun
Sekizinci kattaki dairenin, bir an açık olan balkon kapısından içeri girmişti. Girdiği evin bütün odalarını, salonunu, mutfağını dolaşmış, ne yiyecek ne de içecek bulamadığından, geldiği yerden gerisin geriye çıkmaya karar vermişti ki, ev sahibinin açık olan kapıyı da kapatmış olmasından, içeride tıkılıp kalmıştı. Tanımadığı mekânda ne kadar kaldığı da belli değildi. Sonra da susamış olmalı ki banyoya girmiş, orada da belki günlerce saklanmak zorunda kalmış ve nihayetinde açlığa ve susuzluğa dayanamayıp can vermişti.
Ev sahibi onu bulduğunda bedeni kaskatı kesilmiş, belki günler belki haftalar önce ölmüştü!
Görünen şu ki geldiği yer, öldüğü yerden kilometrelerce uzaktaydı. Çünkü yaşadığı toprakların, şehrin merkezine en yakın mesafesi yaklaşık 20 km civarındaydı. Belli ki yuvasının olduğu tarladan insanoğlu ürününü almış, kalan anızı da kolayına geldiği için, tarladaki canlılar ile yaşam alanlarını birlikte ateşe verip yaktığından, o da yakın komşuları karıncaları, solucanları ve uçma şansına sahip olmayan daha nice canları geride bırakıp, sığınıp beslenebileceği bir yer aramaya çıkmıştı. Ancak geldiği yerde de yaşama tutunamayıp, azami bir yıl yaşayabileceği ömrü tamamlayamadan ölmüştü.
İslam Peygamberi “Yerdekilere merhamet etmeyene, göktekiler merhamet etmez” deyip, “insana zarar veren herhangi bir börtü böceği bile, yakarak öldürenlere lanet etmişken”, her yıl tarlalardaki anızları, tarlalarda yaşayıp, toprağa ve eko sisteme binlerce faydası olan; kuşlar, kertenkeleler, yılanlar, kaplumbağalar, fareler, köstebekler, kirpiler, örümcekler, çekirgeler, karıncalar, tırtıllar, solucanlar, bakteriler ve daha nice canlıları, cehennemi ateşle canlı canlı, birlikte yakanların, nasıl bir laneti hak ettiklerini, okuyucuların takdirine sunuyorum.
Sonbaharı yaşadığımız bu günlerde, Diyarbakır’da, Mayıs-Eylül ayları arasındaki 5 aylık hasat ve yaz sezonunda, sadece itfaiyenin müdahale ettiği bin 580, hasat sonrasında tarlada kalan bitki sapları ve köklerinin (anız) yakılması, olayı kayıtlara geçmiştir. Diyarbakır genelinde, müdahale edilen ve itfaiyenin müdahalesinden uzak kalan yangınlar da dâhil, toplamda ne kadar arazinin yakıldığı bilinmiyor olsa da, araştırmalar her yıl Türkiye genelinde, 30 milyon dönüme yakın (Belçika ülkesi kadar) arazinin anız yangınlarına maruz kalıp, zarar gördüğünü göstermiştir.
Geçen yaz bir Avrupa ülkesi kadar arazideki anızları yakarak, milyarlarca canlıyı diri diri yakıp katlederken, başkaca; toprağın doğurganlığını ve su tutma kabiliyetini azaltıp erozyonlarla toprak kaybına sebep olunduğunu, hava ve su kirliliği yaratıp, tarlalara yakın ormanlarla yerleşim yerlerine zarar verdiğimiz gibi, daha nice olumsuzluklara neden olunduğunu ifade etmeye gerek var mıdır!
İnsani hiçbir gerekliliği ve ölçüsü olmayan anız yakma olayının temel amacı, mısır, pirinç, buğday, vb. ürünlerin ekildiği tarlalarda, ürün toplandıktan sonra, toprakta kalan sapların yakılarak temizlenip, toprağın yeniden işlenmesini kolaylaştırmaktır. Hâlbuki anız yakılmadan da makineleşmiş tarımla, toprağı yeniden sürmek ve hatta tarladaki anızı toprağa katarak gübreleşmesini, dolayısıyla toprağa faydalı olmasını sağlamak ta mümkündür.
Anız yakmak, 2872 sayılı Çevre Kanunu’na göre suç olup, yakılan arazideki her dönüm başına, 2026 yılı için, 4000 TL civarında idari para cezası uygulanmaktadır. Avrupa ve Rusya’da, benzeri suçlar için hapis cezaları ile milyon Euro’lara varan para cezaları uygulanırken, ülkemizde anız yakmanın cezası, komik seviyede kalmaktadır.
Son on yıllık süreçte, Atatürk Barajı’nın iki katına yakın olan 70 milyar metreküp su ile geçen 22 yılda Trakya’dan daha büyük araziye denk gelen, 25 milyon dönüm toprak kaybı yaşamış ülkemizin, daha fazla su ve toprak kaybının, gelecekte insanlarımızı açlık ve susuzluk tehlikesi ile karşı karşıya bırakacağı hususunu tahmin etmek için, bilim adamı olmaya gerek olmadığını okuyucularımızın yorumlarına bırakıyorum.
İleriki yıllarda, toprak kaybı, su kirliliği ve canlıların diri diri yakılarak katledilmelerine neden olan anız yakma olaylarının önlenmesi için, yetkililerin özellikle hasat zamanı olan 5 aylık yaz döneminde, lazım olan hayati tedbirleri almaları vicdani ve yasal sorumluluktur. Ayrıca ülkemizdeki yasa yapıcılarının, anız yakılması suçu ile ilgili Avrupa ve Rusya’daki benzerlerine uygun caydırıcı cezalar ile anız yakanın tarlasını birkaç yıl sürememesi tarzında yasal düzenlemeler yapmaları ve bu sayede yaşam kardeşliğimiz olan canlılar ile toprak ve su kaybı katliamlarının önüne geçilmesi, vatandaşlarımızın yaşamsal mecburiyetlerine dair beklentileridir!
Geçmiş ve gelecek yıllarda, anız yakmak suretiyle, insan evladına karşı savunmasız ve aciz durumda olan her türlü canlının, topraklarını terk etmesi ile diri diri yakılıp katledilmelerine neden olanların, hesap gününde, Yaradan’dan merhamet görmeyip beter cezalara maruz kalacaklarını, başta bu suçu işlemiş olanlarla, okuyucularımızın değerlendirmesine sunuyorum!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.