1. YAZARLAR

  2. Müslüm Üzülmez

  3. Gökkuşağından Renklerin Çalınmasına İzin Vermeyelim
Müslüm Üzülmez

Müslüm Üzülmez

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Gökkuşağından Renklerin Çalınmasına İzin Vermeyelim

A+A-

 

 

 

Murat Uyurkulak’ın TOL(*) romanını ikinci kez okudum.

Roman, “Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi” cümlesiyle başlıyor.

Bu güzel cümle beni alıp eski zamanlara götürdü.

Çünkü bir zamanlar bende o çok güzel bir ihtimalin peşinden koşanlardanım ve hâlâ hayat denilen şeyin; umut, hayal ve ihtimallerin peşinde koşmak olduğuna inanırım.

Ne yapayım?.. TOL sebep oldu. İçimde kalmasın, anlatayım.

Tarihin bilinen hükmüdür: En iyi koşucular umudunu yitirmeyen devrimcilerdir.

Devrimciler sadece dünyayı anlamayı değil, onu değiştirmeye de çalışır.

Devrimcilik tek taraflı bir aşktır: Bu nedenle aşk uğruna can feda denilir.

Devrimcilik sadece aşk değildir; dostluktur, vefadır, yoldaşlıktır.

Devrimciliğin özü yaratıcılık. Yaratıcı olmayanların devrimciliği kof bir devrimciliktir.

En önemlisi de her şeyin başında insana saygı gelir, insana saygının olmadığı yerde şer vardır.

Devrimciler kartallar gibi hep yükseklerde uçarlar. Doğaya ve insan yaşamına aykırı olan şeylerin olmaması; barış ve iyi bir yaşam için savaşırlar. Schopenhauer’in deyişiyle; dünyanın ayyaşlarla dolu bir meyhane, entelektüel bir tımarhane ve ahlaksal olarak bir haydut yatağı olmaması için çalışırlar.

Devrimciler korkusuzdur, yiğittir, davalarına ve arkadaşlarına bağlıdırlar. Baskılar karşısında dökülenler olsa da en zorlu yaşam koşullarında bile çoğunlukla onurlarını korumasını bilirler. Her devrimci geçinenin mutlaka iyi bir insan olacağı diye bir kural da yoktur, biraz da insanın mayası temiz olmalıdır.

Devrimcilikte değer kaybına uğramış olanlarda olabilir. Gayet doğal bir şeydir bu, büyütmemek lazım. Hayat inişli çıkışlıdır, düz bir çizgi değil…

Devrimciliklerini hastalık aşamasına vardırıp akıl tutulması yaşayanlar, hindi gibi kabaranlar ve tembellik yapanlar olabilir. Boş kap gibi sesleri de çok çıkar bunların. Aldanmamak, aldırmamak ve bunlardan uzak durmak lazım. Akıl tutuldu mu neyin doğru neyin yanlış olduğuna sağlıklı karar verilemez. Kurtlu çürük direklere sarılarak ayakta kalınmaz!

Çalışkan olmayana devrimci denmez. Devrimcilerin tembelliği zalimlerin hâkimiyetini hazırlar.

Türkiye eğer bugün belli bir yere gelmişse, devrimcilerin verdiği çetin mücadelelerin sonucunda gelmiştir. Bunu unutmayalım!

Ama yetmez, yapılacak çok şey var, daha iyi yerlere gelmeliyiz. Gerçek zenginlik ve güzelliğin olabilmesi gerçek bir demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesiyle olur. Bunun için yapılacak gerekli değişim ve dönüşümlerde lokomotif görevini devrimciler yapmalıdır. Nedeni, devrimcilerin korkmadan soru soranlar olmasıdır.

Soru sorulmadığında doğru cevap bulunmaz. Soru, güven ve eleştirel bakışı üretir. Soru sormanın gücünü, cesaretini kendinde bulamayanlardan bir şey çıkmaz. Devrimci kendine güven duyar, yanıtların götüreceği yerden korkmaz.

O halde ilk sorumuzu soralım: Türkiye’de var olan sorunların ana kaynağı nedir?

Bana göre, Türkiye’de mevcut tüm sorunların ana kaynağı “Kürt Sorunu”dur, daha doğru bir tanımlamaya Kürtlerin doğal haklarının gasp edilmiş olmasıdır. “Kürt Sorunu”, toplumsal gelişmenin ve demokrasinin önündeki en büyük engeldir. Bütün pislik ve rezilliklerin sebebi ve kaynağıdır. Kürtlerin hakları iade edilmedikçe, var olan bu “sorun” adil, demokratik, barışçıl bir şekilde çözülmedikçe Türkiye’de hiçbir şeyin çözüleceğine inanmıyorum.

Ama yürekten inandığım bir şey var:

İnsanoğlunun saygın ve haysiyetli bir yaşam mücadelesi yok edilemez; insanoğlunun özgürlük ve eşitlik düşü ruhlardan atılamaz.”(**)

***

Ben, birçok şeyi devrimci oluşuma borçluyum. İnsana saygıyı, emeğe saygıyı, doğaya saygıyı, dürüstlüğü, vefayı, inanç topluluklarına saygıyı, etnik toplulukların kendi kaderlerini tayin etme haklarına saygıyı devrimci kimliğim sayesinde öğrendim ve yetilerim oranında bunları yaşam felsefemin ilkeleri yaptım.

Sağ ol sevgili Murat Uyurkulak. Şahsıma imzalayıp bana Ergani’de bir tanıdık vasıtasıyla gönderdiğinde (21 Nisan 2005’da) TOL’u okumuştum. Bu ikinci okuyuşumda yeniden birçok şeyi hatırlattığın için, gecikmeli de olsa sana en kalbi duygularımla teşekkürlerimi gönderiyorum. Romanında kahramanlarını Diyarbakır’a göndermen tam bir isabet! Kitabın nirengi noktası bence burası. Çünkü sorunların anasının çözümünün kilit sözcükleri burada sabırsızlıkla sese dönüşmeyi bekliyor: Silahlarda değil, söze hürmet edilmeli.

Kıymet bilen arkadaşım, Dünyanın bir tarafı eğer karanlıksa diğer tarafı mutlaka ay(dınl)ıktır. Ebucehil karpuzu tadında acı zehir kusanların yanında çok şükür Diyarbakır’ın Hevsel karpuzu tadında güzel romanlar/yazılar yazan yazarlarımız da var.

Barışa hizmet eden tüm yazar, çizer ve sanatçılarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Gökkuşağından renklerin çalınmasına hep birlikte izin vermeyeceğimize inanıyorum.

 

 

(*) Murat Uyurkulak, TOL/ Bir İntikam Romanı, Metis Yayınları, İkinci Basım, 2003-İstanbul, 264 sayfa.

(**) Mehmed Uzun, Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler, Gendaş Yayınları, 2002 İstanbul, s. 8.)

 

 

Bu yazı toplam 819 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar