1. YAZARLAR

  2. Şeyhmus DİKEN

  3. Hewsel’in infazına susacak mıyız?
Şeyhmus DİKEN

Şeyhmus DİKEN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Hewsel’in infazına susacak mıyız?

A+A-

Madem Adalet ve Kalkınma Partisi ve dahi devlet; bugün referansını “din”den, “iman”dan alıyor! O halde anladıkları dille ilgilisine hitap edeyim en iyisi!

Kadim Dicle Nehri kutsiyeti olan dört nehirden biridir. Kutsal kitaplarda adı geçer. Bu sebeple eski Asur metinleri Dicle Nehrini tanrıya ulaşmada bir yol olarak görürler.

Aynı şekilde İslami kaynaklarda da Dicle Nehri, eski Amida’da (Diyarbakır) yaşayan insanların sorunlarını “Allaha Havale” etmelerinde bir araçtır.

Eskiden beri süregelen bir gelenekle her yıl Kurban Bayramının arife günü akşamı gün batımında şehir sakinleri milat öncesi kırklı yıllara geçmişi dayanan ve Kral Manu günlerinden kalan ve ihiyaca göre defalarca yeniden dizayn edilen kadim ongözlü köprüden; gerçekleşmesini istedikleri dileklerini bir kâğıda yazıp nehre atıp yollar. Sonra da suya karışarak akıp giden dilek kâğıtlarını gözden kayboluncaya kadar izlerler.

İşte o kadim Dicle Nehrinin en büyük kollarından biri, bir mağaranın içinden doğar…

Hikâyeye göre Tanrı, Danyal Peygamberi çağırır ve buyurur: “Ey Danyal! Eline asanı al ve suyu da ardına alarak yürü. Su, denize kavuşuncaya kadar yürü. Asanla bir çizgi çizip ardında iz bırakarak yürü. Yetimlerin, yoksulların, dul kadınların ekip biçtiği ve mekânlarının olduğu yerlerden geçerken onların malına mülküne zarar vermeyecek şekilde suyun akış güzergâhını belirle ey Danyal!”

Danyal Peygamber, Allahın emrine uyar ve emredildiği gibi Basra Körfezine kadar gider. Dicle Suyu da ardında!

Dicle Nehrinin düz bir hat üzerinde akmaması, çok eğimli bükümlü olması rivayet edilir ki Tanrı buruğudur ve Peygamber Danyal tarafından çizilmiştir.

İşte o Danyal Peygamberin türbesi Dicle kaynağı olarak kabul edilen Diyarbakır’ın Eğil-Gêl ilçesindedir.

Dicle Nehrinin insan soyunun var olduğu asırlardan bu yana yoldaşı olan şehre hayat kattığı bir gerçeklik.

Kasım ayı içerisinde öğrendik ki; Hewsel Bahçeleri ve dahi Dicle Vadisi “yapı rezerv alanı” olarak ilan edilmiş. Alel acele olarak Diyarbakır’dan yazısı da yazılıp yollanmış.

Yedi milyon metrekarelik bir alana tekabül eden ve içinde Hewsel Bahçelerinin de yer aldığı Dicle Vadisi; İl Toprak Koruma Kurulunca Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yazısı yazılarak “Tarım Alanı Dışına Çıkarılma”ya karar verilmiş.

Hatırlanır! 2014 yaz başında da Dicle Üniversitesi binlerce ağacı birkaç günde keserek üniversite kampüs alanı ile Dicle Nehri arasındaki alanı yapılaşmaya açmak istemiş yoğun olarak gençliğin ve kent dinamiklerinin şiddetli tepkisi ve muhalefeti ile geri adım atmak durumunda kalmıştı.

Hewsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi Diyarbakır’la birlikte anılan ve var olan mekânlardır. Kimilerinin bilgileri kendinden menkul eda ile ifade ettikleri gibi Dicle Vadisi ve Hewsel Bahçeleri “Kırsal Alan” değildir. Ve “kırsal alan” mantığı içine hapsedilemeyecek kadar da kentle örtüşmüş, kucaklaşmış mekânlardır. En sıradan kentlinin bile Hewselle, Dicle ile ve Vadi ile birlikte anlatacağı, paylaşacağı onlarca anısı, hikâyesi vardır. Mardinkapı’dan ya da Fiskaya’dan bağırsan duyulacak mesafededir Hewsel ve Dicle. Basbayağı “kentsel alandır”. Hem “kentsel alan” olunca öyle sanıldığı ve korkulacağı gibi de yıkıma, talana, yapılaşmaya açılacak kadar da kolay değildir. Dünyanın her yerinde kentlerin bağrında kentleriyle birlikte varolan ve yaşayan ve dahi yaşayacak olan kentsel alanlardandır Hewsel ve Dicle Vadisi.

Yani eza cümle Hewsel Dicle’nin Kahkülüdür. Hewsel’e kıymak, Hewsel’i katlertmek yapılaşmaya açmak Kahkülü kökünden kesmekle eş anlamlıdır.

Tarım Bakanlığı (ki bakanın kendisi Diyarbekirldir) ve Çevre, Şehircilik Bakanlığı hiçbir hâl ve şart altında hiçbir bürokratik ve siyasal gücün ardına sığınarak ya da dayanarak Hewsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi ile ilgili olarak “yapı rezerv alanı” kararını alma ve uygulama hakkına sahip değildir. Velev ki yasa onlara bu hakkı verse de! Çünkü çıkarılan her yasa, yasal olabilir. Ama meşru olması başka bir şeydir. Bu böyle biline. Meşruiyetlik ile yasallık meselesi çok farklıdır hatırlatmak isterim.

Hewsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi ile ilgili alınacak bütün kararlar kentin sivil toplum örgütleri, yerel yönetimleri ve devlet kurumları ile birlikte mutlaka ve mutlaka kent halkıyla ortaklaşa kararlaştırılarak alınmak durumundadır.

Yazmadı, uyarmadı demesin kimse! Ağustos ayında da bir yazımda belirttim “Dicle’nin kahkülü Hewsel” diye.

Hikâyemiz / hikâyelerimiz / yaşadıklarımız / anılarımız var oralarda efendiler. Kahkülü kesmeye yeltenirseniz bu şehrin sokakları size zindan olur. Kentin akciğerleri söner. Nefes alamazsınız. Binler yıldır şehir halkı orayla soluklanıyor.

Açın Evliya Çelebi’nin Seyahatnamelerinde Diyarbekir’i okuyun da o bahçeler ve o vadi, Evliya Çelebi’den bu yana yüzlerce yıldır şehir halkı için ne anlam ifade etmiş öğrenin bi zahmet!

Mehdi Eker Bakan’a sesleniyorum! Elimiz iki yakanızda ey bakan! “Biz Hewsel Bahçelerini dedelerimizden miras almadık, torunlarımıza miras olarak bırakacağız” sözü iddialı bir sözdür. Bu söz hakkını ister ey bakan benden söylemesi…

 

Bu yazı toplam 1374 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.