Bêjdar Ro Amed

Bêjdar Ro Amed

Nasıl Ve Neyle Düşünürüz Ve Neden Düşünürüz? -1-

Nasıl Ve Neyle Düşünürüz Ve Neden Düşünürüz? -1-

İhtiyaç duymadığımız zamanlarda bile düşünüyoruz. Hiçbir ihtiyaç olmadığında neden düşünürüz? Düşüncenin düşünmesi yani kaydettiğimiz bilgilerin hep hareket halinde olması normal midir? Yoksa bu bir problemin işareti midir?

Herhangi yaşamsal veya paylaşımsal İhtiyaç olduğunda, beynimizde olan bilgilerle hareket etmemiz yani düşünmemiz anlaşılırdır. Bir şeyimiz kaybolmuştur veya bir iş yapıyor ya da öğreniyoruzdur. Özcesi bu minvalde bir ihtiyaç devreye girdiğinde-doğduğunda düşünceye yani bilgiye ihtiyaç vardır. Ama hiçbir ihtiyaç olmadığı halde zihin neden aktiftir ve düşünürüz?

Zihin Nedir?

Beyin hücrelerimizin belli bir bölümünü dolduran ve bu eksende sürekli akan içeriğidir. Düşünmek ise zihninin daimi olan bu devinimidir. Yaşamsal deneyimler beyin hücrelerinde yani nöronlarda depolandığında anı haline gelip bilgi olarak işlevselleşir ve zihin oluşur. Bu birikimlere ve birikmelerle oluşmuş hareketlerin tümüne ise bilinç diyoruz. Olan her şey yani semboller, imgeler, işaretler, kuramlar, inançlar vb. bilincin kendisini ifade eder. Bunlarla düşünmek yani zihnimizin bunlarla hareket halinde olması ve yaşamsallaşması beynin özgür akışını engeller. Zihinsel bozulmanın yuvası burasıdır. Bu durum insanın enerji akışını yani enerji bedenini bozar. Kısa veya daha uzun süreler içinde fiziki ve organsal tahribatlara yol açar.

Sözcükler Materyaldir!

Biz insanlar kendimizi sözcüklerin dar alanına neden sıkıştırdık, buna neden mahkum olduk? Öyle bir anlam ve algı oluşturduk ki sanki hep sözcüklerle doğmuş, onlarla var olmuş, büyümüş ve bu noktaya kadar gelmişiz. Kuşkusuz bilgi ve sözcükleri hayatımızdan çıkarmıyoruz, onları önemsizleştirmiyoruz tam tersine bu sorgulamalarla başka bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz. Bunu neden yapıyoruz gibi sorular sorabiliriz. Bizlerin bunu inceleme nedeni ise adeta yaşamsal, beyinsel, fiziksel varlığımız sözcüklerden ibaretmiş gibi bir gelişim ve evrim yaratmamızdır. Bu çok ama çok ters bir algı ve bilme hali değil midir?

Sözcüklerin görevi anlam oluşturup onun yerine geçmek değil, daha çok anlamsal bütünlüğü paylaşırken bunları yapmayı kolaylaştırmaktır. Sözcükler yaşamsal anlamın yerine geçerse veya yaşamsal anlam sözcüklerin kendisi olursa anlam bu hareketlilik içinde erir ve yok olur. Oradan doğan ve oradan gelişen ise çatışma ve her şeyi sınırlandırma olur. Yaşamsal anlam öncesizliği ve sonrasızlığı ifade ederken, sözcükler ise sınırlılığı ifade eder.

Bizler kendimizi sözcükler evrenine hapsedebilir miyiz, bunun esiri olabilir miyiz?

Doğal Gelişim

Doğa da ve doğal gelişimde hiçbir canlı yaşamsal süreçlerini sözcüklerden oluşturmaz, yaşamsal paylaşımlarının ana noktasına sözcükleri yerleştirmez. Her canlının ses titreşimleriyle İlişkili yönleri vardır. Ses titreşimlerinin yaşamsal yürüyüşte etkisi küçümsenmeyecek kadar önemlidir. Ve tüm bunlar belli bir ahenk içinde paylaşıma dönüşür. Bu da canlı olmanın doğal bir parçasıdır yoksa sözcüklerle kurulu bir yaşam ve canlılık değildir. (DEVAMI VAR.)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bêjdar Ro Amed Arşivi
SON YAZILAR