1. YAZARLAR

  2. Mümin Ağcakaya

  3. BATAN ATLANTİS Mİ? ÇÖKEN ÜTOPYA MI?-2
Mümin Ağcakaya

Mümin Ağcakaya

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

BATAN ATLANTİS Mİ? ÇÖKEN ÜTOPYA MI?-2

A+A-

 

Atlantis efsanesi, Atlantis uygarlığı pek çok yazarın, şairin, ressa­mın ve bilim adamı­nın hayallerini süsle­di. Atlantis’in gerçek bir ülke olduğunu öne sürenler oldu. Bu konuda birçok kitap da yayınlandı. Bunlar içinde, 17. yüz­yılda yaşamış İngiliz filozof Francis Bacon’ın Yeni Atlantis adlı kitabını özellikle anmak gerekiyor. Bacon, Atlantis’i Kuzey ve Güney Amerika ile ilişkilendirerek tasvir eder.

         Onca kitaba ve iddiaya rağmen, günümüze kadar herhangi bir bilim dalı veya kişi Atlantis’in, nerede olduğunu ve nasıl silindiğini kanıtlayamadı. Birçok şüpheci yazar ve insan, Platon’un felsefesindeki ideal kentine ilişkin düşüncelerine hazırlık olsun diye Atlantis’i yarattığına inandı. Bu düşünürlerin başında gelen Fransız tarihçi Pierre Vidal-Naquet’e göre,  ‘’ bütün kabahat Platon­da… İlk dönem Atina toplumuna ideal kentini benim­setmek için uydur­duğu efsane, bugün yeryüzünün en bü­yük dedikoduların­dan biri haline gel­di…”  diyerek; Platonun kafasında yarattığı ütopyayı kanıtlama peşinde koşmanın anlamsızlığına vurgu yaptı.

Arkeolog Jim Mower (University College, Lond­ra) ise, bu konudaki düşüncelerini şöyle belirtmektedir. “10.000 yıllık yapay bir yapının keşfedildiği onaylanırsa, Eski Çağ tarihi bölü­münü baştan sona yeniden yaz­mak gerekir. Şöyle bir önsöz de koymak şart olur: Onu inşa eden halk, en azından Mezopotamya ve İndüs Vadisi’nde yaşayan insanla­ra, yani klasik kabule göre uygarlı­ğı yaratan ve yayanlara denkti.” Diyerek Atlantis peşinde koşmanın, şimdiye kadar bilinen uygarlıksal gelişmenin kökenlerini yadsınamayacağının altını çizmektedir

            Atlantis’in bulunduğu veya olabileceğine ilişkin birçok iddia ve kanıt ileri sürülmüş olmasına rağmen; ortaya konan iddia ve kanıtlardan hiçbiri bu iddiayı doğrulayamamış; sadece bazı benzerlikleri olmuştur.

 Ateş ve su hem yaşamın kaynağı olmuş, hem de en büyük felaketlerin yaşanmasına yol açmıştır. Yaşanan tufanlar şehirleri ovaları dümdüz edip, yaşayan canlıları denize sürükleyerek; o coğrafyada yaşam sil baştan oluşmaya başlamıştır.

Tufan, bazı bilim adamlarının iddia ettikleri gibi sadece Mezopotamya ve Ortadoğu ile sınırlı değildir. Aksine, tüm dünya insanlığının hafızasında silinemeyecek izler bırakmış olan bu felaketten en az etkilenmiş bölgelerin başında Ortadoğu gelmektedir.

 Hemen hemen bütün halkların kültürlerinde tufan ve yeniden yaradılışa ilişkin söylencelerde ve kutsal kitaplarında ona yer vermeyen millet ya da kavim yok gibidir.  Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar; kısacası dünyanın dört bir köşesinde yaşamış olan tüm kavimler tufan olaylarına oldukça ayrıntılı biçimde yer vermişlerdir.

Tufan sonrasında felakete uğrayan halkların yarattıkları uygarlıklarda gerileme kaçınılmaz olmuştur. Tibet, Maya, Mısır ve Mezopotamya’da tufanın nispeten daha az etkili olması, buralardaki uygarlıkların belli bir düzeyde varlıklarını sürdürmelerini sağlarken, dünyanın büyük bir bölümünde korkunç bir gerileme yaşanmıştır. Buralarda, boğulmaktan her nasılsa kurtulmuş olanlar taş devrine geri dönmüşlerdir. İşte günümüz biliminin 5-6 bin yıl önce yaşandığını iddia ettiği taş devrinin altında yatan gerçek, bu gerilemedir. Bunun yanı sıra kutup buzullarının da en son 12 bin yıl önce çözüldükleri bilinmektedir. Tüm dünyanın değilse bile, okyanuslara uzak bölgeler ve yüksek yerler hariç her yerin dev dalgalar ve çözülen buzul suları altında kalmıştır. Buzullarda aniden ısı yükselmesi sonucu buzulların erimesine neyin yol açtığı bilinememektedir.

 

Bu yazı toplam 620 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.