• Diyarbakır12 °C
  • Batman16 °C
  • Mardin16 °C
  • Bingöl7 °C
  • Bitlis8 °C
  • Elazığ12 °C
  • Erzincan10 °C
  • Şanlıurfa15 °C
  • Erzurum5 °C
  • Ağrı6 °C
  • Gaziantep12 °C
  • Hakkari1 °C
  • Muş7 °C
  • Siirt14 °C
  • Van7 °C

Birsen İnal / Köşe Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Birsen İnal / Köşe Yazarı

ESKİ DİYARBEKİR’DE ŞERBET RİTULEİ

30 Ekim 2017 Pazartesi 13:19

 

Şerbetimiz var bugün

Komşular allanıp pullanın

Ayağı halhallı burnu hızmalı

Diyarbekir kızları tî lî lilî çekin

 

Kız tarafından istenen takılar günümüzde çok külfetli gelse de o zamanlarda bu takılar çok ağır gelmiyordu. Her aile gücüne göre takılarını önceden hazırlardı. Eskiler tedbirliydi, altın evladiyelikti kolay kolay bozulmazdı, her kadının az çok evladiyeliği vardı. Çekirdek aile pek yoktu, gelinler evin içine götürülürdü. Yeni evlilere bir oda hazırlanırdı. Bu oda pirinç karyola, iki gözlü gardrop, ceviz sandık, kafes, yerde ısparta halısı gibi standart eşyalarla donatılırdı. Ayrı ev açılmadığı için yat, kat, araba derdi de yoktu. Geriye sadece bu takılar kalırdı. Takılar gelinin malı olur hatta dini nikâh çoğu yerlerde bu altınların üstüne kıyılırarak gelinin rızası olmadan kötü gün haricinde altın bozulmazdı. Bazı ailelerde elmas takımı da takılar arasında yer alırdı.

Şerbet geleneği şimdiki söz kesme gibiydi. Şerbetten üç gün önce erkek tarafından sini içinde geline bir takım iç dış elbise, terlik, çorap, nişan yüzüğü, bilezik, kolonya, bisküvi, lokum, şerbet boyası ve gülsuyu mahallenin natorasının başına, bir çuval şeker de hamalın sırıtına yüklenerek kız evine gönderilirdi.

Şerbet sabahı erkek evinde keyifli mi keyifli bir koşuşturma başlamıştı. Komşu hanım her zaman olduğu gibi yardım için kapıyı çaldı.

-Sebehin xer ola qomşî. Kele bacım bî şê duymîşam doğrîdir İnşallah. Yardıma geldim.

-Xoş geldin, Allah razî ola qomşumdan. Bitirdığ sayılır gene de yanımda olman bahan yeter. Düşünceli qomşım benim.

-Vî ma ne yapmîşam qomşî? Günahım huzur-î hekte boynan ola ki bî işin olanda beni çagırmîyasan. İki elim kanda ola, yağda ola, balda ola kaçaram gelirem. Allah xerlî oğırlî êde, bî yastıxta ömür êdeler, xerlî ağbeti bütün bekârların başına ola. İnanın olsun ki çox sevinmîşem. Ê söle baxam hele ne aldız, ne verdiz?

-Amin amin, Allah razî ola bacımdan. Dünya êdetî nese onî yaptığ. Birezden natoramız Gulê bacî gelecağ siniyî götürmeğa, Allah evaltlarınî bağışlîya komşîmız Heva bacım bî sölemağımla geldi, siniyi öz êdetlerine göre dizdî. Êle bî güzel dizdî ki deyîsen belkim incidir. Allah qızımî rehet êde, hele o siniyi pozmadan getir, Maşallah ablan gösterağın.

-Yox yox bırax êle kalsın pozmayın. Ma ben bilmîyem Süryani êdetlerinî. Qarîlarî çox beceriklidirler. Heva komşînın ellerine sağlık, êyîki de o dizmiş, êlêlem görsün şerbet boxçasî nasılmiş.

-Ana ana bax işte Gulê bacî da, hemal abê de geldi, şekeri getirdi.

-Têz êt, getir o siniyî.

-Vay Maşallah, tu tu tu ne qeder de güzel olmîş! Hele sininin üstündeki o qedeme boxçanın güzellığına da baxın. Allah bilî bu senin çeyizinden kalmiş.

-He Vallah dogrîdır, benim çeyizimdir. İki tenedî, qıymadım kullanam uşağlarıma saxladım, pembesini de qızıma saxlamişam. Tew lo lo, oni göresen agzın açıxta kalır zatanî.

-O gün ola qızın mürvetini de göresen bacım benim. Seni çox severem ha bunî da bilesen!

-Gulê bacî dê hadê, al siniyî başan, düş öge, dogrî kız evine. Kardaşım da arxandan gelsin çümkî o evî bilmî. Bahşişızî de qızın anasî veracağ ama olsın ha ben de bunî veriyem.

-Vî vî az kalsın italyan taxımınî unudîdım. Xeren onî da çuvalın üstüne êle güzel bırax ki düşmîye yolda, ana qurban olmiştî sahan. Qızım abêsinin toyînda bî çüt ayağqabi yırtacax. Oyyyy oy paşşalara sultan olasan!

Özenle dizilmiş şerbet sinisi zılgıtlarla kız evine uğurlanırken arkalarından nazar duaları okunur ateşe tuz gezdirilirdi. Mahallenin natorası ve hamalı kızın anası tarafından verilen bahşişlerle günlük rızklarını çıkardıkları için kız evinden memnun ve mutlu ayrılırlırlarken şükür etmeyi ihmal etmezlerdi. Ne güzel geleneklerdi ki her kes bu geleneklerden payını alırdı.

Üç gün sonra kız evinde sevinçli bir telaşla akşam olurdu. Şerbet içmeye kız ve oğlan tarafının birinci dereceden yakın akraba büyükleri davet edilirdi. Geleneklerimize göre şerbete gençler davet edilmezlerdi. Gelin kıza eşlik etmeleri ve şerbet ikramını yapmaları için bir iki genç bulunurdu. Nişan öncesi gelin kuaföre götürülmez hatta bazı ailelerde düğünden önce kızın kaşına yüzüne dokundurulmazdı. Bu da adettendi işte. Saçı da abartıya kaçılmadan arkadaşları tarafından şekillendirilirdi. Bir gün önceden çaput ya kablolarla lûle yapmak üzere sarılırdı.

Gelin kızın şerbette giyeceği kıyafet diktirilirdi. Genelde mavi ya da pembe renkte saten düşes kumaşından, göğüs kısmı damla boncuklarla işli, kolları organizeden şerbet elbisesi Ermeni ya da Süryani bayan terzilere diktirilirdi. Güzel diktikleri için bu terziler tercih edilirdi. Benim de düğün kıyafetlerimi yaşıyorsa Allah selametlik versin, ölmüşse Allah rahmet etsin Süryani komşumuzun kızı Aysel abla dikmişti.

Son hazırlıklar yapılırken zılgıt sesleri akşamın alaca karanlığında tüm sokakta yankılardı. Zılgıt sesi öylesine güçlü olurdu ki sokak sakinlerinin tümünü kapıya, pencereye koşuştururdu. Hele bir de zılgıtı çekende Araplık varsa beş dakika sürerdi bu zılgıtın sesi. Böylece mahallenin en güzel kızının arıyla, namusuyla yuvadan uçacağını duymayan kalmazdı.

-Allah'î sevîsen tilî liiiiiîîî çek lê.

-Oğlan tarafî geldiiiii!

-Qız höşşş, ma ne oldî sahan öle? Êyiptir vîîî!

-Buyrın buyrın, xoş geldîz, başımla gözîm üstüne geldîz.

-Kadınlar bu odaya, erkekler öbür odaya geçsinler.

Şerbette kadınlarla erkekler ayrı odalara alınırdılar. Önceden kararlaştırılmışsa dini nikâh da o akşam babaların vekâletiyle kıyılırdı. Hayır dualarından sonra zılgıtlarla yer gök inlercesine gelin kız kadınlar tarafında huzura alınırdı. Damat şerbette bulunmazdı. Gelin kızın bir koluna elti, diğer koluna da görümce girererek odada bulunan büyüklerin elleri tek tek öptürüldükten sonra tüm gözler üstünde olacak şekilde, odanın ortasına konulan sandalyeye oturturulurdu. Bakışlarla, işaretlerle beğenilerini kayın valideye oracıkta bildirirlerdi.

-Tü tüüü...

-Maşallah, tüüü tüüü...

-Anne neden giden gelen kuzenimin yüzüne tükürüyor? Ayıp değil mi?

-Kele bacım ne têz Istanbollî oldız? Bu qızan bizim êdetleri niye ögretmemişsen vîii!

-Kızım, teyzeler nazar olmasın diye öyle yapıyorlar. Tükürmüyorlar, bizim buralarda adet böyledir.

-Ê hade yüzügümizî taxağın, gecdir ha.

-Kim taxacağtî?

-Bibinin gelini taxsın.

-Yox anam, yox o olmaz. O kor ocaxtır, uşagî olmî ki. Baxtan düşmîşem başkasî taxsın.

Fısıldaşmalardan sonra, çok mutlu, çocuklu birine yüzük taktırılırken zılgıtlar kulağı delercesine çekilirdi. Yüzük takıldıktan sonra kırmızı renkli, desenli şerbet takımı denilen cam bardaklarda ya da hacıların hacdan hediyelik olarak getirdikleri metal şerbet bardaklarıyla önden kırmızı şerbet, arkasından lokum, bisküvi dağıtılırdı.

-Allah bu şerbet gibim datlî êde birbirlerine.

-Amin amin ağzan sağlığ, ağbetî uşağların başına ola.

-Kele Salêhe Xanım ma ne olî, bi tene maya çek lê.

-Baban rehmet söle ha. Sesin çox güzeldir. Dertli sölîsen. O gün hemamda sen maya çekeren bütün qarîlar durdî seni dinledi.

-De hadê söle bize.

 

DELİ GÖNÜL MELÜL OLUP AĞLAMA

( maya)

Deli gönül melül olup ağlama ey...

Ağlamanın elbet bir gülmesi var ey... ey...

İntikam adûye (düşman) kalır mı sandın ey...

Herkesin felek, felek ettiği kadar bulması var...

Celal GÜZELSES

 

-Oy oyyy nur olasan!

-Tüylerim tiken tiken oldî Vallah!

-He he evin yıxıla felek. Kimine qavun, bahan kelek yedirdin zalım felek!

Şerbette eğlence pek olmazdı. Kadınlar karşılıklı söyler oynarlardı. Bazen de darbuka, tef çalarlardı.

"Qax oyna boyun görüm ha ha ha ninna

Qomçalı kolun görüm ha ha ha ninna

Mevlam nasip ederse ha ha ha ninna

Senin de toyın görüm ha ha ha ninna”

 

-Gêtmeden sölîyağın, elizî tez tutun, biz gelinimizî tez götürecağız. Nikehî de kıyıldî, bizim namusumuz oldî artıx.

-Vuu iki cihan bî araya gele ben qızımî iki bayram arasî vermem, oğursızlığtır. Ma ne olmîş yağmadan mal kaçırîsız?

-He he bacım, senin dedığın olsun, xerli olsın, bayramdan sora olsın. Onarda ancağ hazırlığlarınî yaparlar. Êle kolaydır sanki. Bub dêmağa dudağ lazım.

-Bî de bilisiz ma iki bayram arasî darlığtır, hem de êdetimiz degil va. Eski köye yengi êdet.

-Yoxsa êle edîsen ki bayram hediyelerinden kurtulasan he. Seni gidî seni, sen ne anan gözîsen.

-Êşk olsun kirvem ma ben dünya görmemîşem, zatanî örf ênenemizde de vardır ve bunî siz de çox êyi bilîsiz. Rêmezan bayramında siniden paqlava üstünde bî tek bileziği, Qurban bayramında da qurbanlıx koç, paqlava bî de bileziğin en êyîsini gönderecağam gelinime. Oyyy oy qurban olmîştim seni veren Allah’a.

-İş ki bir araya gelince de bêle sölîyesen.

-Ma sen de beko evan gibim ortalığî karıştırmağa bire birsen ha.

-Sebr êdağ da görağ. Şimdi ne sölesem yalan olır.

Kurban bayramı sonrası nişan için söz alındıktan sonra şerbet töreni sona ererdi. Bir hafta sonra kız evinden iki kişi damat için hazırlanan şerbet bohçasını erkek evine götürürlerdi. Bohçanın içinde damada nişan yüzüğü, Altınyıldız kumaştan takım elbiselik, mongol ipeğinden gömleklik kumaş, çorap, gelin kız tarafından işlenmiş dörtkenarı oyalı ipek mendil ve tatlı götürülürdü. Damat bu mendili herkese nispet edercesine arada bir koklayarak ceketinin küçük cebinde taşırdı

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim