Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Yeni bir hayal mi 'Türkiye Yüzyılı' yeni bir başlangıç mı?

Gerçekten çok tuhaf, şaşırtıcı ve komedi.

Sorunların üstünü örtmekte ve sorunları öteleyerek kendi sorumluluk alanımızın dışına itmekte üstümüze yok.

Yıllardır bu ülkenin kronik sorunlarını bir keşmekeşin içinde bırakarak, sorunları sonraki nesillerin veya iktidarın sorumluluk alanına yükleyerek günü geçiştiren bir yapı var.

Başta Kürt sorunu, Alevi hakları sorunu, islami kimlikle yaşama sorunu olmak üzere birçok sorunda ya yokmuş gibi sayma ya da baskılayarak susturma yoluna gidildi.

Demokrasi çemberi içinde gerçekçi bir çözüm yoluna gidilmedi veya gidilmesine izin verilmedi ya da politik hırsların sebep olduğu kaybedebilme korkusundan şiddet ve ötekileştirilmeyle çözüldüğü sanıldı.

Oysa sorunlar hep kapı önündeydi.

Şimdi yirmi yıldır iktidar ve son on yıldır da hem iktidar hem muktedir olanlar “Türkiye Yüzyılı” adıyla yeniden oyunu sil baştan başlatıyorlar.

Malumun ilanının başka bir versiyonu olarak “Türkiye Yüzyılı” hiç de inandırıcı değil. Eğer ekonomik ve askeri gelişme kastediliyorsa birtakım gelişmelerin yaşanması muhtemel ve normaldir.

Fakat toplumsal uzlaşı, kimlik ve inanç haklarının anayasal güvenceye ayan beyan yansıtılması, her türlü ayrımcılık ve ötekileştirmenin son bulması, düşünce ve ifade önündeki engellerin kaldırılması – sadece yasal değil, aynı zamanda adalet sisteminde yer alanların her tür politik anlayış ve davranıştan özenle sakınıp denetlenmesi- gibi aslında toplumsal dinamikler içindeki kaygı ve huzursuzluğu, ürkekliği bitirmek, topluma rahat bir nefes aldırmak gerekiyor.

“Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla sadece var olan iktidarın devamı mı yoksa gerçekten ülkenin yeni yüzyıla huzurunu sağlamış, özgür ve müreffeh bir toplum olarak girmesi mi hedefleniyor, sormak lazım.

Şimdi bu yazıdan sonra muhtemeldir ki, biz bu sorunları çözdük denebilir, zaten dile getirilen her sorunda “Böyle bir sorun yok, biz çözdük!” deniyor. Oysa ismet Özel’in meşhur şiirinde dediği gibi “Hangi dünyaya kulak kesilmişsek, öbürüne sağır…” bir durumun olabileceği akıllara gelmeli. Öbür dünyada yaşayanları, öteki mahalleyi de dinlemek, konuşturmak gerekiyor. İktidar olmanın, bir ülkeyi yönetmenin gereği budur!

Bir toplum içten içten çürür, içten içten bilenir. En tehlikeli öfke birden ortaya çıkandır. Dünyada bunun çok örnekleri vardır. Şöyle etrafımıza bakarsak neler olduğunu görürüz. Politik alanda bulunan aktörlerin birbirlerine kullandığı kaba, küfürlü, argo ve rencide edici üslup topluma da yansıyor, toplumu bölüyor, birbirine hınçla bakan bireyler yetiştiriyor.

“Türkiye Yüzyılı” vizyonu gerçekten uygulanmak isteniyorsa birinci şık “adalet” olmalıdır. İkinci şık şiddete başvurmadığı sürece her tür düşüncenin özgürce ve korkusuzca ifadesi-hatta toplumu sarsıcı dahil, ki bu karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıdır- sağlanmalıdır. Üçüncü şık da kimsenin kendini dışlanmış hissetmediği bir yapı kurulmalıdır. Bu ülkenin kimliği, inancı, ırkı ne olursa olsun herkes kendini bu puzzle’ınbir parçası hissetmelidir.

Zaten toplumsal uzlaşı sağlanınca, huzurlu bir iklim oluşunca herkes tüm eforunu bilime, sanata, kalkınmaya, gelişmeye harcayacaktır. İşte o zaman “Türkiye Yüzyılı” gerçek anlamıyla hayat bulacaktır.

Yoksa birçok gelişme ve kalkınma planı gibi, vizyon tasarısı gibi kağıt üzerinde kalan süslü sözler olarak kalacaktır. Hem hayallerimize hem geleceğimize yazık, o şarkıdaki gibi “Sil baştan başlamak gerek bazen…” ama gerçekten yeniyi ve cesur olanı başlatarak!

Oysa ben edebiyat yazmak, sanatla uğraşmak istiyorum, yazdıklarıma bakın, işim bu olmamalı.

Önceki ve Sonraki Yazılar