Kutsal alanlar ve adak

Toplumumuzda cami, mescit, türbe ve ziyaret olarak adlandırılan ulu ağaçlar, kutsallığı alan ve mekâna bağlamaktadırlar. Bu saydığımız yer yahut somut nesnelerin günümüzdeki kullanım amaçlarının elbette ki arkeolojik bir boyutu vardır. Lakin toplumumuz bu noktada yazılı mitoslardan ve kaynaklardan değil de sözlü mitoslardan ve kemiği olmayan dilin yalan yanlış yönlendirmelerinden dolayı kirli bilgilerden beslenmektedir. Hatta beslenmeyi bir yana bırakalım bire bin ekleyip mitos içinde mitos yaratma eğilimindedirler. Bu bağlamda Yunanlı ozanlara taş çıkaran yaşlılarımız, ölü ozanların ruhlarını şad edecek nitelikte efsaneler üretmektedirler. A noktasındaki bir mezara yahut ortak bellekten günümüze kutsal alan olarak ulaşan bir mekâna övgüler yağdırıp yüceltmek akıl kârı değildir. Oturup kulak assanız sabaha kadar anlatırlar. Neyi mi? İçinde bir insana bile ait olmayan kemik yığını üzerinden kahramanlık ya da ibretlik olay hikâyelerini.

İçinde x şahsında evliya olduğunu, ara ara gecenin zifirini fırsat bilip nur içinde kalkıp namaz kıldığını, onu görenlerin lal olduğunu, inşaat sırasında defalarca kepçenin kırıldığını ve mekâna dokunulmaması gerektiğini kendileri de inanarak anlatırlar. Tüm bu anlatılanların sonunda onun ruhuna Yasin okunması için para talep ederler ya da bu alana bir horozun kurban edilip eti fakire verilmeli gibisinden cümlelerle kendilerine vurgu yaparlar. Tıpkı çuvalı belinde olan pagan rahipleri gibi zaten bu ritüeller ve mitoslar pagan kültüründen ortak bellek olarak günümüze sirayet etmiştir. Çok değil 10 yıl öncesine kadar da halk dilinde “erbane” adı verilen tefe vurulup, tahıl ve benzeri zahire ürünleri ritmik (melodik)  bir şekilde toplanır çuvala konurdu. Bu ritüelin MÖ 8. ve 6. yüzyıl aralığında Kybele Kültü’nün (Ana Tanrıça) hadım rahipleri tarafından gerçekleştirilen bir ritüel olduğunu bilmekteyiz. Kybele bolluk ve bereket ile ilişkilendirilen bir Ana Tanrıça’dır. Hadım rahipler ise Kybele adına topladıkları bu tahılları ihtiyaç sahiplerine ulaştıran kişiler olarak ön plana çıkan ruhani şahsiyetlerdir.

Günümüzdeki mülke ya da buğdaya düşen tanrı payı da bu ritüelin evrim geçirmiş halidir diyebiliriz. Kurban ya da adak ritüelleri de paganist kültürlerden evrim geçirerek günümüze gelmiştir. Misal boğanın kurbanı (tauroktoni) MÖ 15. yüzyılda adı, bir barış antlaşması (Şattiwaza (Mattiwaza) Antlaşması) ile anılan tanrı Mithra/s'a adanmıştır. Mitosa göre; Tanrı Mithra/s boğayı kurban eder, boğadan akan kan toprağa karışır ve bu kanın toprağa karışması bereketle ilişkilendirilmiş olup  baharı müjdelemektedir. Onun dışında halen de kültürümüzde horoz adağı mevcuttur. Hasta bir insan şifa karşılığında horoz keseceğini vaat eder. İyileştiğinde tanrıya teşekkür etmek için verdiği vaadi yerine getirir. Şu an bile Eskihâl civarlarında başı kesik horoz ile ihtiyaç sahibi  arayan insanları görmek mümkündür.

Bu horoz adağı da yine paganist bir kült olan Asklepios kültüyle ilişkilidir. Asklepios, adı kehanet ve sağlıkla anılan tanrı Apollon ve ölümlü Coronis’in oğludur. Asklepios, doğduğunda at adam Chiron tarafından tıbbi bir eğitim almıştır. Anlatıya göre bu tanrı; Yunan ve Roma dünyasında aldığı tıp eğitiminden dolayı ölüleri diriltecek formüle ulaşmıştır. Bundan dolayı MÖ 5. yüzyıldan itibaren onun ismiyle hastane anlamına gelen Asklepionlar kurulmuştur. Asklepionlara şifa için gelen hastalar, ruhsal ve fiziksel tedavi yöntemlerinden faydalanmadan önce mutlaka bir horoz kesmekteydiler. Bu ritüel de yine ortak belleğin yansımaları olarak günümüze ulaşmıştır. Tabi kronolojiyi geniş tutarsak Sümerler’e kadar gider bu toplumsal bellek. Onun dışında 7 tane kertenkele öldüren cennete gider diye bir inanış mevcut toplumumuzda. Amaç ne diye sorduğumuzda elle tutulur bir bilgi veren yok. Yine duyumsamalar ön plana çıkmaktadır. “Biz Küçükken öyle derlerdi büyüklerimiz deyip büyüklerini tekrar ediyorlar.”  Pagan kültürlerinde güya güneşe tükürdüğü için bu düşünce toplumda yer edinmiştir. Ama işin bilimsel boyutu farklı, hayvan yukarı bakıp, yutkunarak nefes alıyor güneşe tükürdüğü falan yok… 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar