Prens Sabahattin, HDP ve Federal Türkiye Cumhuriyeti

1879 yılında doğan Prens Sabahattin, Sultan Abdülmecid'in kızı Seniha Sultan'ın ve Padişah II. Abdülhamit’in yakın arkadaşı Adalet Bakanı Mahmut Celalettin Paşa'nın oğludur.Prens Sabahattin, küçük yaştan itibaren Avrupalı eğitmenlerden çok iyi eğitim aldı. Çok yönlü yetişti. 1899’da babası ve kardeşi ile birlikte Paris’e yerleşti. Orada ‘EcoledesRoches’ adlı okulun kurucusu sosyolog EdmondDemolins ile tanıştı. Demolins'in toplum ve siyaset hakkındaki görüşlerinden oldukça etkilendi. Daha sonra, Osmanlı Devleti’nin yirminci yüzyılın başlarında, içinde bulunduğu bunalımdan kurtulmasının ve halkın huzura kavuşmasının ancak özel girişim ve yerinden yönetim ile mümkün olabileceğine inanarak bazı arkadaşları ile birlikte Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyetini (Özel Girişim ve Yerinden Yönetim Derneği) kurdu. 1908’de İstanbul’a geri döndü. İstanbul'da 'Terakki' isimli bir dergi çıkardı.

Prens Sabahattin, kendisi gibi bir sosyolog olan ve Durkheimci toplum görüşünü benimseyen Ziya Gökalp'in merkeziyetçi fikirlerinin aksine adem-i merkeziyetçi (yerinden yönetim) bir anlayışla bireyin görüş ve davranışlarını ve kişisel özgürlüğünü devlet yararının önünde tutmuş ve Türkiye’deki sosyolojinin iki ana akımından birisinin öncüsü olmuştur.

Demolins’in görüşlerinden etkilenerek Osmanlı Devleti’nin bir bürokratlar devleti olduğu düşüncesine varan Prens Sabahattin, halkı sarayın (merkezi yönetimin) atadığı memurların zulmünden kurtaracak, özel girişimciliğe yer verecek, bireysel yeteneklerin gelişmesini sağlayacak bir eğitim sisteminin gerçekleştirilmesini, devlet için bir kurtuluş yolu olarak savunuyordu.

Prens Sabahattin'e göre herşeyi devletten bekleyen Osmanlı toplumunun gelişebilmesi için özel girişimci bir yapıya geçilmesi zorunlu idi. Adem-i merkeziyetçilik (yerinden yönetim), özel girişimci yapıya geçilirken, devlet düzeninin yenilenmesinde temel ilke olacaktı. Ona göre Osmanlı yurttaşları, çocukluklarından beri aldıkları eğitim sonucu kazanmadan yaşamak, çalışmadan zenginleşmek istiyor, hükümet memurluğuna göz dikiyorlardı. Osmanlıda amirlerine karşı tapınmayı görev bilen memurların, kendilerinden seviye bakımından daha düşük olanlarından ilk bekleyecekleri iş de kendilerine tapınılmaktı. İşte böylece büyük küçük bütün devlet adamları (istisnaları hariç) koltuk değneği ile yürüyen ahlak düşkünlerinden oluşuyordu.

Hep yandaşlarını korumayı asıl amaç edinen merkezi hükumetin bürokratik zırhlarına yönelik olarak yüz yıl önce yapılmış olan Prens Sabahattin'in eleştirileri, bugün de Türkiye Cumhuriyeti için aynen geçerlidir.

Modern Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan yüz yıl sonra gelinen bu aşamada, Türkiye'ye iç barışve ekonomik refah, ne AK Parti'nin sadece kendi yandaşları için özgürlükçü, hamasetçi ve ‘Kürt sorununun çözümü İslam kardeşliğidir’ gibi politikalarıyla, ne de İttihatçı ve kuva-i milliyeciKemalist kesimin ve marijinal solun salt Erdoğan ve İslam karşıtlığı politikalarıyla gelir.

Öyleyse ne yapmalı sorusuna kişisel görüşlerimi içeren cevabım şudur: HDP ve benzeri kulvarda siyaset yapan partiler, Prens Sabahattin'in savunduğu adem-i merkeziyetçi (yerinden yönetim) öğretisini esas alarak, bir liberal, özgürlükçü ve hukukun üstünlüğüne dayanan Federal Türkiye Cumhuriyetini açıkça tartışmak ve savunmak üzere, önümüzdeki seçimde hep birlikte hareket edip, Türkiye Cumhuriyetinin yüzyıllık çözümsüzlük politikalarını dönüştürebilirler. Bu şekilde kalıcı bir barış ile demokratik çözüm için iktidar alternatifi veya ortağı olabilmeleri, üniter devlet yapısı içinde çözüm aramalarından daha akılcı ve gerçekçi gibi görünüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar