Uzunca bir hazan ve biraz da kış

Dağlık bir coğrafyada doğmuşum ben. Gözümü ilk açtığımda bir dağ görmüşüm beni kucaklayan. Sonra kendimi anlamaya başladığım ilk zamanlar yine dağlara bakmışım. Dağlar da bana. Yazılarımda, şiirlerimde de bu dağlar hep yer almıştır mütemadiyen. Andok bunların en bilineni. Onun ismine yazılarda, şarkılarda, şiirlerde, çarşıda gezerken bile çok rastlamışsınızdır muhtemelen. Ancak en bilinen dağ andok olsa da benim için en önemli dağ Hanım adındaki dağdır. Yani annemdir.

Doğduğum bu coğrafyada sonbahar bir başkadır. Sonbahar olunca dağların en meşhuruna hazan, benim için en kutsalına ise hüzün çöker daima. Çünkü annem hayat arkadaşını bu mevsimde kaybetti. Bu mevsimde yalnız bir dağ oldu. O günden beridir bir hüzün çökmüş başına, içine, yüreğine ve baharın ilkini unutmuş bu yüzden. Onun için iki mevsim var sadece. Uzunca bir hazan ve biraz da kış.

''Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur'' diye bir söz vardır Türkçe'de. Doğrudur da. Ancak sözlerin anlamını da gerçekliğini de yitirdiği bir yerde şimdi annem. Oradan bakıyor dünyaya. O ki insan ama yine o ki benim ''kutsal dağım''. Fotoğrafta da gördüğünüz üzere sonbahar her geldiğinde uzun uzun bakıp duruyor bir dağ başka bir dağa. Kavuşmuyor, bakıyor sadece. Bakıyor ve hayat arkadaşını o dağın arkasında kaybettiği geliyor aklına. İki türlü de kavuşamayacak olmasını düşünüyor belki de. Ama o dağ sadece hayat arkadaşını değil, küçüğünü de aldı ondan. Onu, küçüğünü kaybetmedi belki ama izine de ulaşamıyor ve bakıyor öyle o dağa. ''Birini aldın, ötekini bağışla.''der gibi. Öyle içten içe, derinden derine.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.