Zübeyde Fidan Kırmızı

Zübeyde Fidan Kırmızı

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

DİYAR-I İPEK-2

A+A-

DİYARBEKİR’DE ...

      İpeğin Diyarbekir sanayi ve ticaretinde çok büyük bir yeri olduğu bilinir. Diyarbekir, ipek yolunun üzerinde oluşundan dolayı yüzyılları aşan bir süreçte ticari yol güzergâhında olması, beraberinde önemli yapıların yapılmasına sebep olmuş, bu yapıların başında çarşılar, bazarlar(pazarlar) ,hanlar gelir. Deliller Hanı, Hasan Paşa Hanı, Çifte Han…

      Şehrin sosyal ve ekonomik yapısının oldukça canlı olduğunu Çömlekçilik,Demircilik,Kuyumculuk,,Dericilik,Demircilik,Telkırma,Telkari,Taşİşlemeciliği,Saraçlık, (şem’hane, kirişhane, ma’cunhane, darphane, boyahane, başhane, bozahane, tabakhane, dabbağhane) gibi işyerlerinin bulunduğu söyleyerek kanıtlayabilmekteyiz. Aslında yüze yakın mesleğin bulunduğu coğrafyada attar, karpuzci, kelekci, cellab, kettani, külabçi, kürekçi, serger, neccar, bakırci, deri yüzücüsü, altunci “zerger” ,çarıkçı, hallaç, sabbağ “kumaş boyayanlar”,kalpakçı, gibi mesleklere rastlanılırdı. Mesleklerin çokluğu şehrin oldukça hareketli bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Günümüzde Fatih-Kurşunlu Cami(Bıyıklı Mehmed Paşa),Mesudiye MEDRESESİ, Hasan Paşa, Meryem Ana Kilisesi, Behram Paşa Camii, Lala Bey Camii, Dağ Kapı (İpekoğlu Hanı “İskender Paşa Camiinin batısında”),Melek Ahmet Paşa Cami'nin alt katında caddeye bakan taraf vb. yerlerin canlılığı eskiden kalma bir alış-veriş canlılığının devamı olsa gerektir. Canlılığın kalbini oluşturan mesleklerin başında ipek dokumacılığının-ipeğin -puşiciliğin önemli bir yeri vardı.

Diyarbekir’de ve çevre ilçelerde dut ağaçları -dut ağacı yaprakları bu sanayinin ana hammaddesi olarak en değerli yerini alırken, ihtişamıyla –tarihçesiyle süregelen surların çevresindeki bereketli toprakların içinden bitki örtüsünü oluşturan HEVSEL bahçeleri senelerce dut-çeşitli bitkilere ev sahipliği yapmıştır. Tezgâh malzemesi olarak kullanılan “meşe, kavak, diş budak, çınar, dut” ağaçları Diyarbekir bitki örtüsünün en zengin kesimini oluşturur.1930’lı yıllarda kamçılı tezgâhlar ipek kumaş üretiminde kullanılırken, sonradan mekikli tezgâhlarında kullanıldığı bilinmektedir. Hevsel bahçeleri demişken;

       Ben u Sen, göğsü güzel

       Ne şirindir bir bilsen

       Ya Hevsel bağçaları

       Güzellikler diyarı

       Topaltemo, Cin Ali

       Dutluklar, Alibali

(Topaltemo, Cin Ali, Dutluklar, Alibali; Diyarbekirli’nin piknik ve mesire alanları “bağçeler-bahçe isimleri”)            

Kamçılı El Dokuma Tezgâhı(Destdar-Dastar “eldeki ağaç”):Bez dokuma tezgâhlarında çok çeşitli bezler dokunurdu. Hızlı mekik düzeneğini hareket ettiren makara iplerini çekme hareketi, kamçılama hareketine benzetildiği için bu ad verilmiştir. Mekik el ile değil de kamçının çekilmesiyle atılır. Bu sistem el tezgâhlarının hız kazanmasını sağlamış, 1960'lı yıllardan sonra daha çok tercih edilmiştir. Sökülüp takılır olması sebebiyle bir yerden başka bir yere rahat taşınırdı.

Mekikli El dokuma Tezgâhları (Dikey, Çukur, Yüksek Tezgâhlar): Dikey, en ilkel tezgâhlardır. Çukur ve yüksek tezgâhların kuruluş biçimlerinde farklılık vardır. Çukur tezgâhlarda dokuma yapan kişinin oturduğu yer ve pedalların bulunduğu kısım çukur içindeyken, yüksek tezgâhlar ise yerden yüksek kurulurdu. jakarlı el dokuma tezgâhlarında her çözgü ipliği ayrı ayrı kalktığı için bu tezgâhlarda çok karışık desenler dokunurdu.

 

       Diyarbekir İpekçiliği

         Diyarbekir ipekçiliği, çarşafların kaldırılıp manto giyilmesi, siyasi sürecin beraberinde getirdiği göçler, Diyarbekir’deki bazı Ermeni ve Süryani vatandaşların Halep’e, Şam’a, ABD ve Avrupa’ya gitmesiyle çok şeyler kaybeder. Kozacılık Diyarbekir’de kalan birkaç Süryani, Müslüman, Hıristiyan,(Az miktarda Yahudi) ve Ermeni vatandaşın üretimine kalır. Diyarbekir’in ilçeleri; Silvan, Kulp, Lice ve Hazro’da köylüler tarafından devam ettirilir. Osmanlı imparatorluğunun son devirlerinde dünya ipekçiliğinde Japonya birinci, Çin ikinci, Fransa üçüncü, İtalya dördüncü, Osmanlı beşinci sıradadır. O devirlerde yüzseksenaltıbin paket (ons) ipekböceği tohumu dışarıya ihraç edilirdi

     Diyarbekir’de, İstasyon Caddesi’nde “İpek Böcekçiliği Enstitüsü” vardı. Enstitüde ipekböceği tohumu üretilir, halka onar gramlık kutular içerisinde üretilen tohumlar satılırdı. Enstitünün bulunduğu mahalli dut ağaçları bakımından zengin bir yerdi.

       Manto giyilmesi ve çarşafın kalkması bu büyük sanayinin de yok olmasına sebep olurken, bilhassa köylü kadınların kofilerinin üzerine sardıkları puşiler özellikle Behram Paşa mahallesinden Meryem Ana Kilisesi'ne giden sokaktaki puşi tezgâhlarında (destgahlarında) dokunur. Her tarafa sevk edilirdi. İpek ipliklerde kullanılan boyaların bir kısmı Diyarbekir’de yapılan hususi kökboyalarıydı. Bir kısmı ise İstanbul-Halep yoluyla Avrupa’dan gelen boyalardı. Boyaların satıldığı dükkânlar, Şeyh Mattar dört yolundan Mardin Kapı’ya giden caddenin sağında yani batı tarafında, bulunurdu.

     Köylüler getirdikleri iplikleri bu dükkânlarda boyatıp eve götürüp yıkadıktan sonra kurutup işlerlerdi. Yine o cadde üzerinde bulunan beş altı dükkân da boyanmış iplikler,  ayrı ayrı, renk renk kelef haline getirilip satılırdı.

 

DİYAR-I İPEK-3

DİYARBEKİR’DE İPEKBÖCEKÇİLİĞİ

 

 İPEK BÖCEĞİ TOHUMLARININ EVDE KULUÇKAYA YATIRILIŞI

         

     Hıristiyan evlerinde tüm aile fertleri çalıştırılırken, Müslüman evlerinde “aşefçi” denen, bu işten anlayan ustalaşmış kadınlar çalıştırılırdı. İlkbaharda dut ağaçlarının yaprakları (ipek böceği yetiştiriciliğinde kullanılan dut ağacının yaprakları incedir ve meyve vermemektedir) farekulağı kadar olduğu zaman, evlerin birkaç odası boşaltılır ve koza iskeleleri kurulur, iki-üç katlı yapılan bu iskelelerin üzerine (mumlu kâğıtlar) yağlı kâğıtlar serilirdi. Aşefçi kadınlar tarafından ufak ufak kesilen dut yaprakları bu yağlı kâğıtlar üzerine serilirdi. Ziraattan (“İpek Böcekçiliği Enstitüsü”) alınan koza tohumları bu dut yaprakları üzerine serpilir, ışık ve hava almayacak şekilde odanın kapı ve pencereleri kapatılır, sessiz sakin bir ortamda geçen birkaç günden(üç gün) sonra artık tohumlar canlanmış, uyanmış olur. Şunu unutmamak gerekir, sıcaklık-nem-ışık gibi çevre şartları kuluçka döneminde çok önem arz eder. Yumurtadan çıkan koyu esmer minnacık kurtçuklar gayet ince kıyılmış dut yapraklarıyla beslenir, bir hafta sonra artık dut yaprakları doğranmadan, iskeleler üzerine bırakılır. Böcekler bu dut yapraklarını yiyerek büyürler.

 

  Diyarbekir Askeri Hastanesi’nin altından başlayıp “Yeni Kapı, Mardin Kapı, Ben û Sen ve Urfa Kapı’daki” dut ağaçlarından kesilen dut dalları, üst üste konur, iki üç metre boyunda olur, bir insanın zor taşıyacağı ağırlığa erişirlerdi. Yapraklı dut dalları irkaç sütun kalınlığında bağlanarak sırtta taşınırdı. Bundan dolayı bu işi yapanlara “arkacı” denirdi.

     Bahçelerden, Mardin Kapı yokuşundan, Yeni Kapı yokuşundan arka arkaya dizilen, dut dallarını yüklenmiş arkacılar, elli altmış metrede bir dinlenerek bunları günde birkaç kere böcekhanelere götürürlerdi. Aşefçi kadınlar ellerindeki küçük dalları kontrol eder, üzerinde kuş pisliği veya toz olan yaprakları atarlardı. Kontrolden geçmiş bu yapraklar böceklere verilirdi.

       İpek böceklerinin dört uykusu, beş yaşı vardır. Dut yapraklarının çeşitli yaş ve gelişme devrelerinde toplanması; küçük yaşlarda (yeni inficar etmiş böcekler) yapraklar kıyılır, böcekler büyümeye başladıktan sonra (yapraklar kıyılmadan)önce küçük dal(filiz), sonra büyük dal  şeklinde verilir. Bu şekilde dört uyku ve beş yaştan sonra kemale erer, koza örme zamanına yaklaşırlar. O zaman “çılo” tabir edilen yapraklı meşe(palut) dalcıkları ve bu işe mahsus süpürge otu, ipekböceği yataklarına dikine konur. Böcekler de koza örmek için bunların üzerine tırmanıp, yapraklar arasına koza örerler. Örme işlemi dıştan içe yapılır. Askıda böceklerin koza örme işlemi iki günde tamamlanır. Kozalar kemale erdikten sonra(sekizinci gün)sökülür. Kozalar toplanır, flatür fabrikasının yanında bulunan (Fabrika, Gâvur Meydanı,”Hıristiyan Mahallesi”ndedir.) İknahhaneye (Böceği boğdurma yerine)  götürülür.

 

             İKNAHHANE

              İknahhane şu şekildedir: Dekovil (küçük ray)döşenmiş meydanın sonunda, içinde büyük su kazanı bulunur, dışardan altında suyu kaynatmak için yapılan ocakta daimi ateş yakılır. İknahhane çift kanatlı kapılı bir odadır. Dekovil hattı odanın sonuna kadar döşelidir. Dekovil hattının üzerinde insanlar tarafından sürülen ve çekilen dört tekerlekli, dört kanatlı, dört katlı koza konmaya mahsus kerevetlerin bulunduğu koza iskelesine, kozalar kat kat konarak boğma odasına (iknahhane) sürülür. Odanın iki kanatlı kapısının her tarafı su buharının dışarı çıkmaması için keçelerle kaplı bulunur. İki kanatlı kapının üzerinde içerisine koza konmaya mahsus etrafı yine keçe ile kaplı küçük bir çekmece bulunur. Bu çekmecenin içine o parti kozaya ait beş-altı koza konur, kapılar kapatılır ve kozaların su buharında boğma muamelesinin tamamlanması için beş-on dakika bekletilir. Arada bir, küçük çekmece çekilir, içindeki kozalardan su buharına maruz kalmış birkaç koza alınıp bıçakla kesilerek koza içindeki krizalit(ipek böceğinden kelebeğe dönüş)çıkarılıp, bakılır. Boğulmuşsa kapılar açılır, boğulmamışsa birkaç dakika daha bekletilir.

           

           İşlem tamamlanmışsa dekovil hattındaki dört katlı kerevetli iskele dışarı çıkarılır. Kozalar yerlere yayılmış Japon bezlerin üzerine serilir, kurutulmaya bırakılır. Bu durum geceleri de sürer(Kelebeklerin kozadan çıkmaması için).  

 

       DOLAP

       Diyarbekir köy ve kazalarında elde edilen kozaların içindeki krizalitler güneş, kaynarsu ve su buharı ile boğulduktan sonra Diyarbekir’e getirilip ipekböceği kozası pazarında satışa sunulurdu.  Son devirlerde Ermeni vatandaşlardan intikal eden ipekli kumaş imal eden fabrikalarda kullanılmak üzere “dolap” tabir edilen ipekçekme dolaplarında ve yine bir Ermeni vatandaşa ait olup New York 1910 tarihini taşıyan Flatür (ipekçekme) fabrikasında kozalardan ipek elde edilirdi.

      Diyarbekir’de, elde edilen ipek kozalarından bir kısmı damızlık koza olarak ayrılıp ipek böceği tohumu elde edilirken, diğer kısımlarından da dört - beş yüz ipek böceği dolabından ipek yapılırdı.

           İpek dolapları iki çeşittir. Bunların biri büyük, biri küçüktür. İpek çekme dolaplarının bulunduğu yer şu şekildedir: İpek çeken ustanın oturduğu yerin önünde büyük bir kavurma kazanı, kazanın altında ocağı, ipek çekenin yanında kazanın altında yanacak ağaç, yaprak vb, dumanlarının çıkması için bacası, kazanın önünde ipek çeken usta, ustanın karşısında ipeklerin geçirildiği dört-beş iğ bulunur. Ve bunlardan alınan ipek, dört dolaba verilir. Dolabın üzerinde üç ve dört sıra ipek sarılmaya başlanır. Kadınlar tarafından durmadan dolap çevrilir.

 

       İşte yanık ve yorgun sesin yumuşak ahengiyle, içten gelen nağmelerle dolabın önünde söylenen dörtlük:

 

           “Vınvın dolabê

  Kafır bavê

  Ez birçîme

  Ber dolabê”

                  (Kürtçe )

 

           Kazanın altında yakacak olarak da ipekböceği beslenen böcekhanelerdeki iskelelerden sökülen, ipekböceği yataklarından elde edilen dut dalları, kuru yaprak ve altı köşeli üç dört milim boyunda koyu yeşil, siyahımsı kurumuş ipekböceği pisliği kazanın altına atılarak yakacağı da kendinden temin edilir, dışarıdan yakacak alınmazdı.

          Dolaplardan sökülen ipekler, kız saçı şeklinde bükülerek yumak (keleb-çile) halinde sahibine teslim edilir. Sahibi ipekleri Ermeni vatandaşlarımızdan Müslüman hemşerilerimize geçen üç “İpekli Kumaş ve Çarşaf Dokuma Fabrikası” sahiplerine satarlardı. Onlar da bunları ayrı ayrı renklerde boyatarak hazırlarlardı.Boyanan iplerin boyaları kesinlikle akmazdı,kullanılan hakiki boyalara bazen demir tozu karıştırılır boyanın kalıcılığı artırılırdı . fabrikalarda üretilen ipekler Mantin, Puşi, Atlas, Kutni, Haki, Gezi, Kirşan Peştamal, Alavala, İpek Xerz,Floş,Afare, Maruken, Vistra,Şermos Çarşaf,Canfes… Bunlar çeşitli renklere boyanarak, çeşitli şekillerde, desen ve renklerde (“çarşaf – kumaş”) olarak ipekli kumaşlar dokuturlardı. Bu şekilde piyasaya arz ederlerdi. Üç fabrikadan biri cumhuriyetin ilk devirlerinde Belediye Reisliği de yapan Müftüzâde Hüseyin Uluğ Efendi’nin ,Ermeni Naum (Ermeni Zeyni ve Naum ustalar en tanınmış ustalardır.) Atölyesi ,diğeri de Direkçi Tahir Efendi’nindir.

          Leon, Leon’un amcası oğlu Yervant Tırpancıyan, Leon’un kardeşi Dikran, ağabeyi Mıgirdiç Mardin Kapı civarındaki Direkçi Tahir Efendi’nin İpek çarşaf-kumaş imalathanesinde imal edilen ipekli kumaşları Gazi Caddesi’nden, Melek Ahmet Caddesi’ne sapmadan birkaç dükkân ilerde satarlardı. Bu fabrikalarda imal edilen kumaşlar ve çarşaflar Diyarbekir ve komşu vilayetlerde kapışılırdı. Birlikteliğin, inançların farklılığıyla zenginleştiği Diyarbekir'den küçük bir yaşanmışlık örneği;

          Şafiiler İmamı Halil Efendi’nin küçük kardeşi (ortaokuldan arkadaşları ) Mahmut, Leon’un babasının ölümü üzerine şu dörtlüğü yazar:

 

                                                                   Dedi ah! Başım başım

                                                                   Gözüktü mezar taşım

                                                                   Benim artık bitiyor

                                                                   Fani dünya savaşım

 

DİYAR-I İPEK-4

DİYARBEKİR’DE İPEKBÖCEKÇİLİĞİ

İPEK (HARİR) KUMAŞ ÇEŞİTLERİ

 

Şarkılarımızın, manilerimizin birçoğunda ipekli bezden bahsedilmektedir:

 

Karşıdan görünürsün

Çarşafa bürünürsün

İpek çarşaf içinde

Ne güzel görünürsün

                                   ……

                                                    Geymiş ipek çarşafı

                                                     Ondört onbeştir yaşı

                                                     Seni sevdim seveli

                                                     Sızlar bağrımın başı

……

Çayın kenarı bostan

Giyinmiş ipek fistan

Kerem eyle gel bana

Kurtar beni bu aşktan

                                                      ……

                                                                  Yeşil ipek bükeyim

                                                                   Derdim kime dökeyim

                                                                  Yardan gelen mektubu

                                                                   Kefenime dikeyim

……

Yeşil ipek yüz dirhem

Gözlerini süzde gel

Senin sevdan değilmi

Beni böyle sevdiren(gezdiren)

 

 1-PUŞİ: İpekten yapılan ve başa sarılan puşiler de ayrı bir şöhrete sahip olup her tarafta aranır ve kullanılırdı. Kırmızı, siyah, yeşil, beyaz, heft renk(yedi renk),dorsor (etrafı kırmızılı), dorsipi (etrafı beyazlı), telgraf (kırmızı,beyaz,siyah çizgili sık dokunmuş) ,semavi ,elmasi (parlak ve pahalı bir kumaş) ,turabi (toprak rengi) gibi çeşitli renkte-desende ve çeşitte puşiler görülmektedir. Ali Paşa ve Lala Bey mahalleleri civarında, ağırlıklı bu işi Süryaniler yaparlardı. PUŞİ “PA-PUŞ”(Ayağı örten) anlamına gelir. Günümüzdeki kullanımı ele alındığında “Başı Örten-Başa Bağlanan-Başı Saran” şeklinde kullanılır. Şarkılara –türkülere dahi geçen;

 

Başındaki puşi mi?

Diyarbekir işi mi?

Belinde Trablus

Bu da pêxwas işi mi?

                            …...

                                                  Esmer bugün ağlamış

                                                  Ciğerimi dağlamış

                                                  Kara  kaşın üstüne

                                                  Siyah puşi bağlamış                                                        

                                  

        Beyitleri de bunu açıkça göstermektedir. Diyarbekir ve komşu vilayetlerdeki kadınların başlarına taktıkları ve her mahallin kendilerine mahsus tarz ve şekilde giydikleri Kofilerde adı geçen puşilerden birkaç tanesinin sarılması vazgeçilmez ananevi (geleneksel) bir adettir. (Fes-kofi, genç kızlar başlarına takardı. Kofiler saç örgülü olurdu, örgülere boncuklar takılır, süslenme amaçlı kullanılırdı. Kofinin üzerine şaar denilen  puşi, şaarın üstünede diğer renkli puşiler takılırdı. Yaşlılar, saç bağı olmayan içinde sadece kasnağı olan“fini”yi takarlardı)   Manilerde:

 

Mavi kofi başında

Esir oldum karşında

Sana gönül verenin

Akıl yoktur başında

 

2.MANTİN ÇARŞAF: İpek çarşafın çeşitlerinden biridir. Manto yerine mantin çarşaf giyilirdi.Erkek ve kadın giysilerinde,çarşaf üretiminde kullanılır.Siyah renktedir. Ermeniler üretimde söz sahibiydiler.( jakarlı makinelerde dokunur-canfese benzer) “Çiçekli Mantin” çeşidi de vardır.

                                

                                 Haram sudan atladım

                                 Mantin çarşaf topladım

                                 Muradım olsun diye

                                 Her derdine katlandım

……

Hilyatlar koltuğunda, mantin çarşaf başında

Arazbara kahmış bemurat daha onbeş yaşında

                        …..                              

                   Güle gider bostana

                   Gül doldurur fistana

                    Korkaram yağmur yağa

                               Mantin çarşaf ıslana

……

Mantin çarşaf başında

Kalem oynar kaşında

Onaltıdan bir eksik

Ondört onbeş yaşında

 

 Haram su: Urfa kapıda bulunan Simar denilen yerdeki kanalizasyon suyudur.

 Hilyat:Takı

Arazbar: Yüksek sesle, çok içten okunan bir musiki makamı

 

3.KİRŞAN PEŞTEMAL: Sarı, kırmızı çizgilidir. Çizgiler boyuna çizgilerdir. Hamamda kadınlar kurulandıktan sonra kirşan peştamalı vücutlarına sararlar. Manilerde:

Başında Keşan senin

Yüzünde Kirşan senin

Bana çok çevretme

Dönerim başan senin

   (KİRŞAN: Yüze sürülür, ten rengini açar, pudra vazifesi görür, güzel görünmek için bayanlar tarafından kullanılır.)

 

4.ALAVALA ÇARŞAF: Çarşafa bakıldığı zamanki renk ile çarşafı döndürdüğünüzde ortaya çıkan renk arasında farklılık görülür.

 

5.GEZİ (Hareli İpek Kumaş): Entarilik parçadır. Erkekler, eskiden gezi denen ipek kumaştan önü açık entari giyerlerdi.(Sarı-beyaz çizgili,çizgiler dalgalı)

 

6.İPEK XERZ: Bayanlar başlarına örterler. Kenarlarına oya işlenir.

 

7.MARUKEN: Çok kaliteli ipek kumaş

        Hacı Üves’in (Akıncılar Mağazası) dükkânına ipek üzerine yapılan kaliteli kumaşlar (1946–1960) gelir. Bunlardan özellikle maruken ve vistra halis ipekli kumaşından yapılan giysiler giyildiği zaman tiril tiril ve dökümlü durardı.

 

8.VİSTRA: Diyarbekir’de kullanılan çok tüketilen kumaşlardan biridir.(İstanbul-Bursa’dan gelir.)

 

9.BİRMAN: İpek birmandan gecelikler yapılır.

           Bu kumaştan yatak örtüsü ve karyola yastıkları evlenecek bayanların çeyizlerinin en önemli parçasını teşkil ederdi.

 

10.HAKİ (Hâke): Bu kumaşlardan örtüler, çarşaflar yapılırdı.

 

11,CANFES: Bu kumaşlar düz, desensiz kumaşlardır. Pamuklu üretenlerden %50 daha fazla gelir elde ediyorlardı.

 

12.ATLAS: Evliya Çelebi “Seyahatname’sinde”; “Erkekler, benzersiz samur elbise, zerdava ve samur kürk giyerler. Atlas, kemha ve diğer ipekli giyen önemli adamlar vardır. Orta halli olanları pirankona, saya, çuha ferace ve kontuş giyerler. Fakiri renk renk Londra çuha giyerler (Martin Van Burinessen,Hendirik Boeschoten “Evliya Çelebi in Diyarbekir”)

 

13.ŞERMOS ÇARŞAF: Şimdiki satene(parlak ve kaygan kumaş)benzer. Kalın, dökümlü ipekten yapılmış parlak bir kumaştır.

 Köylerde(Hazro, Kulp, Lice, Silvan ilçe ve köyleri) kendi ürettikleri ipekten seccade-kilimler köylü kadınlar tarafından yapılırdı. Yemenilerde, mendillerde ve yazmalarda da ipekten yaralanılmıştır.

Karşıdan görünürsün

Al yazma bürünürsün

Al yazmanın altında

Ne güzel görünürsün

                            ……

                                   Yemenimin yeşili

                                    Bulamadım eşimi

                                    Al mendili belimden

                                    Sil gözümün yaşını

      

        Erkek giyiminde kullanılan Şalvarların şal kuşakları da ipek iplikle dokunurdu. Bayan giyiminde de ipek kumaştan yapılmış, kuşak takılırdı.(Sarı renklidir)

 

                                                                  Bu küçe baş aşaği

                                                                  Belinde şal kuşaği

                                                                  Hergün gel buradan savuş

                                                                  Çatlasın el uşağı

……

İpek kuşak beldedir

Saçakları yerdedir

Dünya güzelle dolsa

Gene gönlüm sendedir

14-FİLOŞ:Mantin Kumaş sade ipekten yapılırken,Filoş ikinci sıradadır.Mantin çarşafa ve Filoşa en fazla talep Irak,İran ve Suriye'den olurdu. Filoş parlak olduğundan daha fazla boya kullanılırdı.

 15-AFARE:En düşük kalitede yapılan kumaştır.Boşlukları olan geniş dokunmuş kumaşlar daha ucuz olurdu.

 

    İpekli kumaşlarda balık deseni yaygın olarak kullanılırdı.Balık desenlilere "balıklı" denir ayrıca çatal şeklide desenlerde kullanılırdı..

 

İPEK KUMAŞLARIN YANISIRA:

ÇARKENİS: Bu kumaşlar Ermeniler tarafından üretilir, uluslar arası pazarlarda satılırdı. Pamuklu kumaş çeşididir.

 

KUNTİ –ÇİTARİ: Bu kumaşlar kırmızı ve beyaz ipliklerle dokunur.

 

ŞEYTAN BEZİ: Bebeklerin altına kullanılır. Fakir kesim ise bu parçadan çocuklara entari yapar. Koyu mavi, ince çizgili, çizgiler yukarıdan aşağı beyaz mavi çizgili.

 

              Ne yapisen, nereye gidisen

              Ben bahan geziyem

              Sen hala şeytan bezi almadın

 

      Şakalaşmalarda halk arasında söylenir. “Geziyem” kelimesi iki anlamda kullanılır, “gezi”            İpekten yapılmış kumaş ve “gezmek” anlamında kullanılır. Diyarbekir Belediyesi’nde kadrolu kadın temizlik işçilerinin şeytan bezinden yapılmış entariler giydikleri bilinir.

                                                                                                   

ZÜBEYDE FİDAN KIRMIZI

 

 

 

Bu yazı toplam 4368 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.