Zübeyde Fidan Kırmızı

Zübeyde Fidan Kırmızı

Bir hayat - bir şehir Abdüssettar Hayati Avşar anısına

Hazreti Nuh’dan sonra insanlık âleminin mehdi, merkezi Diyarbekir; imanın, irfanın, ilmin, sanatın, edebiyatın, şiirin, musikinin, tıbbın ve diğer ilimlerin nebean ettiği şaşalı bir mihrak olarak, nimetler, feyzler ve nurlar saçmış bu şehirden, Abdüssettar Hayati Avşar ‘ı tanıtmak :

                Kalem destinde raks eyler

                Neşatından saçar gevher

                Budur yekta edip zeyrek    

     Diyarbekirli tarihçi, edip Abdulgani Fahri Bulduk Beyin onun için söylediği manzume ile tinnetin taçlandırdığı tılsımlı tarih kapısının, zümrütten şeffaf iki kanadını açarak, ölüm yıldönümünde hatıralarımın yapraklarında biraz iz dişimi yaparak gezinmek, bir görevdir.

             2 Ekim 1918 yılında Şeyhmus Hayati Bey’in dördüncü hanımı Fatima Zehra Hanım, altıncı çocuğu Abdüssettar Hayati’yi Musul’da dünyaya getirir.

            İngilizler, Musul’u işgal edince işlettikleri Enveriye Gaz Fabrikası’na İngilizler tarafından el konulur(Gaz Fabrikasına ve petrol tesislerine, sonradan “Bay Yüzde Beş(Mr. Five Percent)” diye anılan, Kalust Gülbenkyan sahip olmuştur.)

       Aileye,15 gün içinde Musul’u terk etmeleri, yoksa Hindistan’a sürülecekleri söylenir. Zor şartlar altında aile Nusaybin üzerinden Mardin ve Diyarbekir’e ulaşır. Abdüssettar Hayati altı yaşında iken Fatima Zehra vefat eder. Annesinin ölümü Abdüssettar’da derin izler bırakır. Ruhunun derinliklerinde anne sevgisi daima bir özlem, bir doyamamazlık olarak nükseder.

       1925 senesinde Şeyhmus Hayati Bey, Abdüssettar’ı Cumhuriyet İlk Mektebi’ne kaydettirir. Okulda zekâsı, üstün kavrama yeteneği ile öğretmenlerinin dikkatini çeker.1931 yılında Diyarbekir Orta Mektebi’nde eğitimini sürdürür. Diyarbekir Orta Mektebi’nde oluşturduğu arkadaşlık ilişkileri gerçek dostluğun sualsiz, çıkarsız portresi olacaktır. Orhan Asena, Selahattin Yazıcıoğlu, Orhan Yapgu… Ortak paylaşımlar doğrultusunda, çocukluk eğlenceleri içinde, Müslüman, Ermeni, Süryani,  Keldani dostluklarla çerçevelenmiş mutluluklar ve üzüntülerle, zaman akıp geçerken, Abdüssettar için acıların en zor olanı, adı konulamayanı,1934 yılında Şeyhmus Hayati Bey’in vefatı yaşanır. Diyarbekirli hekim, yazar, araştırmacı, edip, şair ve tarihçi,  “Elcezire’nin Muhtasar Tarihi”  adlı el yazması eserin yazarı, babasının yakın arkadaşı Abdülgani Fahri Bulduk Bey, 1353 Hicri yılına tekabül eden Şeyhmus Hayati Bey’in ölüm tarihi için, Ebced hesabıyla 34 tarih düşürür. İşte onlardan biri:

Güher tarihini zinde olanlar söyledi FAHRİ                                                                          HAYATİ: Geçdi kühsarı mematı gitti Firdevse (1353)

       Ağabeylerinin “Diyarbekir İpekçilik ve Tohumculuk Mektebi’ne gitmeleri Abdüssettar’ın da bu alana yönelmesine vesile olur.1937 senesinde “İpekböcekçiliği Mektebi Şahadetnamesi”ni alıp, okulu birincilikle bitirir      

        Para ve zengin olma hırsıyla gözü dönen bir adamın, helal-haram demeden, insani ve vicdani hislerden uzak, her türlü hilekârlıkla, vicdansızlıkla zengin olma hevesinden dolayı yaşadıkları, öldükten sonra otopsi için mezarının açılışında iki gözünün toprakla dolması kurgusuyla  “Bir Avuç Toprak” adını verdiği ilk ve tek romanını yazar. Okul yıllarında edebi yönüyle kendini göstermiş, bu yönü ilerleyen zaman içinde bilindik bir özellik olmuştur.. 

                    Köprünün orta gözü

                    Sular apardı bizi          

                    Nakif gözün kör olsun

                    Öldürdün hepimizi

       Sözleri Diyarbekir’i,  “Suzan Suzi”  türküsünü akıllara getirir. Abdüssettar için 1947 yılının Mayıs ayı, ortaokuldan arkadaşı Nakif’in altı arkadaşıyla arabayla ongözlü köprüden nehre uçmalarının acı hatıratı olacaktır. Arabada bulunanlardan Suzan Hanım işte bu türkünün kahramanıdır. Abdüssettar ortaokuldan beri tanıdığı Nakif’i kendi elleriyle defneder.  

       Doktor Selahattin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarıyla “Diyarbekir Verem Savaş Derneği Eğitim Merkezi’ni” kurar. Çocuk Esirgeme Kurumu’nda muhasip(muhasebeci) olarak çalışmaya başlar. 1950 senesi 25 Ocak’ında Müslüme Özpirinççi’yle evlenir.1952 yılında Abdüssettar, arkadaşı Ahmet Ketencigil’in kurduğu “Şark Postası” gazetesinin idare ve mesul müdürü olarak çalışmaya başlar. “Şam, Bağdat, Kıbrıs, Paris, Tahran, Bari” radyolarını dinleyerek haberleri alır, haberleri önem derecesine göre gazetede İstanbul gazetelerinden önce yayınlar.

        1953 yılında matbaa malzemelerini almak için İstanbul’a gider. Bab-ı Ali yokuşunda Reşit Efendi Hanı’ndaki bir ticarethaneden matbaa malzemesi satın alır. Handa tanıştığı hat üstadı Hattat Hamit Aytaç Bey’le güzel bir dostluğun ilk adımlarını atar. Diyarbekir’e döndüğünde Diyarbekir ve kazalarının içinde bulunduğu 12 gazete çıkarır.

      Diyarbekir’de ki “ÜMMİD”,Silvan’da ki “MIYA FARKİN”,ÇINAR, BİSMİL, ÇÜNGÜŞ, LİCE, KULP, HANİ, Ergani’de ki “NUR-İ ZÜLKÜF”, EĞİL, ÇERMİK, DİCLE gazetelerinin idare ve mesul müdürü Abdüsssettar Hayati iken, eşi Müslüme Hanım, “Hani” gazetesinin sahibi olarak çalışmalarını sürdürür. Toplumsal haberlerin yanı sıra edebiyat ve tarihe ışık tutacak araştırmalarda bulunup, makaleler yayınlar. Gazetelerinde birçok mahlas (ikinci ad) kullanır. “Badi” mahlası en çok kullandığı isimdir.

       Daima araştıran yapısı, Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe, Fransızca dillerine hâkimiyeti, el yazması eserlere olan merakı, tarihin sisli havası içinde yok olmaya yüz tutmuş birçok tarihi olguyu ortaya çıkarmasına sebep olmuştur. Yüzlerce makale, fıkra, edebi ve ilmi araştırmalar yapar. Bunlardan bazıları: “Molla Ahmede Xasi , Ebu Musa Kardeşler , Mardin Tarihi (MAT DİN) , Mevlana Müslühüddin-i Lari , Diyarbekir Musikisi  , Musikişinaslar  ,Hattatlar,Şeyh Fasih DEDE,Mellak Ahmedi Paşa, Refet-i AMİDİ, Hoşap Kalesi,Urfalı Nabi, Seddidin Bini Rakika AMİDİ,Kemale-i Ümmi, Allame Suphi-i AMİDİ,Ebu Fadl İbni   AMİD,İbni  Miskaveyk “MİSKAVEYKHİ”,Ebu Nasr Yusuf Ül Mennazi,Ebul Ula Muarri,Gülşeni Tarikatının Piri “Şeyh Gülşeni-i AMİDİ”,Ahi Babai AMİDİ,A. HAMİ , Hasan Vali,Lebib,Seyyid Nuh Çelebi ,Rızai AMİDİ,Türkçe Baki Divanı ,Diyarbekirli Nakşibendî Şeği Aziz Mahmud-i Ürmevi-i Amidi’nin “Baba Kelamı”,Diyarbekirli Abdurrahman Bini Hasan’ın “Kitabi Muaddilüsselat”ı, Süleyman Nazif, Celal Güzelses, Ali Emiri, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp…”   

      Eşi Müslime Hanım hem hayat arkadaşı hem de gazetelerinde çalışan fakat daima arka planda kalan en büyük destekçisi ve yardımcısıdır.

     Hallaçların tokmaklarını, demircilerin çekiçlerini yirmi dört usulde vurup makamlar oluşturduğu Diyarbekir musikisiz, musiki Diyarbekirsiz düşünülemez.“Diyarbekir’de Musiki ve Celal Güzelses”, “Diyarbekir Musikisine Kısa Bir Bakış” başlıkları altında makaleler yazar.

      Üniversite kurulması için girişim ve talepleri hep sürmüş, gazetelerinde Badi(kod ad)mahlası altında sitemli, hicivli yazılar yazmıştır.

     23 Haziran 1973’te oğulları havacı er Muhammed Hayati Avşar’ın yanına gitmek üzere Diyarbekir otobüs terminalinde beklerken, gelen anonsla telefona çağrılır. Telefonun öteki tarafında Dr. Selahattin Yazcıoğlu vardır. Yazıcıoğlu arkadaşı, dostu Avşar’a Tıp Tarihi Uzmanı olarak vazifeye başlama haberini verir.

        Anadolu’nun en eski ve iki katlı medresesi Mesudiye Medresesini  “TIP TARİHİ ENSTİTÜSÜ” olarak kullanmaya başlar. Mesudiye Medresesi’ni bir grupla beraber ziyaret eden İtalyan Prof. Rabyola:

      -“Dünyanın birçok yerini gezdim, galerileri ziyaret ettim. Fakat sizin enstitünüzdeki resimler ve minyatür fotoğrafları ve bilhassa o kıymetli yazmaları başka yerde görmedim.”der.

           Hollanda’nın Utrecht Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Martin Van Bruinessen “Evliya Çelebi in Diyarbekir”adlı eserinin hazırlanmasında büyük yardımları olduğu için eserin giriş bölümünde kendisinin bu katkı ve yardımlarından sitayişle bahseder,

            Türk-İslam Mimarisinde nikâhlı-nikâhsız kemerler, döner sütunlar; eyvanlı, zir-zeminli, serdaplı, havuzlu, selsebilli Diyarbekir evleri konusunda da bilgisinden daima yararlanılmıştır.

         Dicle Üniversitesi tarafından 1995 yılında“FAHRİ DOKTORLUK DİPLOMASI” verilir.

         1995 yılında Prof. Dr. Önder Göçgün ve Doç. Dr. Münir Erten tarafından Abdüssettar Beyle tanıştırıldım. Zaman içinde ailenin bir bireyi, Avşar ailesinin manevi kızı, Abdüssettar Bey’in asistanı oldum.19 Ocak 2008 yılında tarifi zor bir acı ile ailenin can damarı eşi, benim için anlatılamayacak yeri olan Müslüme Hanım hayata gözlerini yumdu.

         Hazreti Ali’nin : “ Men allemeni harfen fekad seyyereni abden” (Bana bir harf öğretenin ebediyen kölesi olurum) sözü bu yaşanmışlıkların nokta kısmıdır.

Abdüssettar Hayati Avşar’a, Zübeyde Fidan Kırmızı’nın AMİD-İ NUR kitabını takdim etmesi.

 10 Şubat 2009 yılında Abdüssettar Hayati Avşarla ilgili biyografik ve sözlü tarih

çalışması olan “AMİD-İ NUR” adlı kitabı yazdım.

                                                      Gidelim böylesine

                                                      Garipler mahlesine

                                                      Orda bir garip ölmüş

                                                      Gelin gidağ yasına         

 

      19 Ocak 2015 yılında Ankara’da vefat etti. Ağacın dalından bir yaprak düştü, Diyarbekir canlı tarihini, yaşayan kütüphanesini kaybetti.

    Her biri, bir şehre, bir ülkeye şeref verecek yüzlerce: Âlim, şair, hattat, musikişinas, ressam, sanatkâr ve edip yetiştiren Diyarbekir’den bu büyük insanı tanıtmak, anlatmak, çok zor ama bir o kadar da mutluluk verici. Satırlarımın son cümlesini bana hitaben söylediği:

                  İşte geldik gidiyoruz

                     Şen olasın AMİD-İ NUR…..

 Sözleriyle tamamlamak istiyorum.                                                        

  ZÜBEYDE FİDAN KIRMIZI

kose-001.png

kose-.png

                                          

 

 

 

 

 

 

 

 

                                               

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 4594 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar