Zübeyde Fidan Kırmızı

Zübeyde Fidan Kırmızı

DİYARBEKİR’DEN GÜNCELER-1

DİYARBEKİR, seni kelimelerin dar manasına sıkıştıramayacak kadar zor ifade eden  ama bir o kadar içindeki zengin kültürle seven ben …

Ruhumun derinliklerindeki gizemin, uzaktaki yaşamın, yaşanmışlıkların, kelimelerle anlatılamayacak özlemin adı Diyarbekir’den küçük birer günce

 

              Hasan Paşa Hanı, Ulu Cami önünden.

Hasan Paşa Hanı

      Hasan Paşa Hanı’nın üç kapısı vardı. Biri çarşıya, belediyeye doğru açılır, biri güneye, kuyumcular çarşısına doğru, biri de doğuya doğru açılırdı. Hanın çok süslü ve işlemeli daima kapalı bulunan kapısı, hanı en güzel şekilde tamamlardı. Hasan Paşa Hanı’nın bitişiğinde Diyarbekir balıkçıları bulunurdu. Dicle Nehri’nde yakalanan Şebbot, Kayabalığı, Siring, Çepiç, Kurt, Cer’o, Bahran gibi çeşitli balıkların bulunduğu balıkçıların tezgâhları, hayatın bir pelesengi olarak çarşıya renk katar. Diyarbekirli için balık almak, evin balık ihtiyacını ordan temin etmek bir zevk, hayatın ritimkarı bir durumdu.      

     Hasan Paşa Hanı’nın arka ve ön tarafında kasaplar ve sebzeciler bulunurdu.Yılın her zamanı ,zamanın getirdiği mevsim sebzeleri Diyarbekirli için ihtiyacın giderildiği en değerli mekandı.Eti zamanında keser,sıcaklarda bekletmez,tüketime göre kesim yapılır,taşın kışlık ve yazlık bazaltıyla ,mimari yapının cephe mükemmelliğiyle yaşam çarkı dönerdi.

Esma Ocak Diyarbekir Evi

          Şeyh Matar Camii’nden aşağı inildiğinde Ermenilere ait olup 1915 yılından sonra Emlaki Metruke( Boşaltılmış, terk edilmiş evlerin kapılarının sağ tarafına bu evin Emlaki Matrukeye ait olduğunu gösteren levhalar asılırdı. Bazı evlerde de Fransızların Ünione Sigorta levhası asılı olurdu. Bu evlerin sahipleri daha önceden evlerini Fransızlara sigortalatmışlardı)’ye ait olan ev, “Zührevi Hastalıklar Hastanesi” olarak o yıllarda kullanılır. (Çok sonra bu ev Esma Ocak Diyarbekir Evi olmuştur “1996”.).Diyarbekirlilerin kadim dostu Dr. Zekai Muammer Tunçman (1959 yılında Fransızların “Légion d’honneur” (Lejyoner) nişanı verilmiştir,)“Diyarbekir Zührevi Hastalıklar Hastanesi” başhekimiydi. Hastanede çiçek aşısı ve diğer aşıları fenni bir şekilde hazırlarlardı. Eskiden çocuklar çiçek hastalığına yakalanmasın diye çocukların sol kollarının dirsekten ele kadar olan kısmının bir yerine çiçek aşısı yapılırdı. Bazı kadınlar ve kızlar kollarında çiçek aşısı izi olmasın diye aşıyı bacaklarına yaptırırlardı.

Diyarbekir’den görünüm

 

          Cumhuriyet ilk Mektebi’ne giderken öğrenciler, Şeyh Matar’dan inen yolu kullanırlardı. Her kültürden, dinden, ırktan insanın kullandığı sokaklar görselliğin en güzel görüntüsünü sergiliyordu. Diyarbekir’in en büyük Ermeni Kilisesi olan “Küçük Kilise(Surp Giragos Kilisesi)” bulunmaktaydı. Küçük Kilise’nin çan kulesi Şeyh Matar Camii’nin Dört Ayaklı Minaresi’nden uzun yapılmıştır. Bu çan kulesi birkaç sene arayla iki şekilde inşa edilmişti. Birincisi, her kat dört sütun üzerine, sütunların arası açık bir şekilde inşa edilmiş, yukarda da çanın bulunduğu kısım vardır. Çandan aşağıya doğru sarkıtılan iplerle çan çekilerek çalınırdı. Şeyh Mattar Camii’nin minaresinden epey uzun olan çan kulesi, Meşrutiyetten evvel Şeyh Mattar Camii’nden uzun olduğu için halk galeyana getirilerek kule yıktırılır. İkinci kez Ermeniler tekrar çan kulesini yaparlar. Fakat bu defa bir doğa olayından  (yıldırım çarpması) dolayı kule yıkılır. Bu mahalle kardeşliğin, anlayışın, saygının dünya üzerinde bir arada yaşandığı yegâne yerlerden biriydi. Ezan sesleriyle, çan sesleri ibadetin sevgi ve saygı ortamında yapıldığı Diyarbekir evet Diyarbekir…

 

Diyarbekir’de at yarışları

          İlk olarak 1927’yi 1928’e bağlayan günlerde Arap atının ıslahı için at yarışları devlet tarafından Diyarbekir’de sonradan Koşuyolu adını alan yerde yapılmaya başlanır. İlkbahar ile sonbahar mevsimleri atyarışlarının yapıldığı dönem olarak Diyarbekirli’nin hafızasına işler.                                   O yıllarda cuma günü tatil olduğu için genellikle cumaları yarışlar yapılırdı. Adana’dan Urfa’dan Viranşehir’den ve başka yerlerden Arap atları getirilir,seyircinin - seyrin bütünlüğü içinde yarışlar yapılırdı.

 

        Karacadağ mıntıkasından Sabri Keya’nın kır atı kendi branşında daima birincilik alırdı. Mızmız Muhammed, Göçmen Bekir gibi jokeyler çeşitli mesafelerde birincilikleri olan, Diyarbekirli için tanınan simalardı. Hakem heyeti, koşu pistinin içindeki binadan dürbünlerle yarışları takip ettikleri gibi heyetten bir kısmı da koşu meydanının içinden at yarışlarını izler, usülsüz hareketlerde bulunanları diskalifiye ederlerdi.

 

 

 

    Eski Koşuyolu alanı, at yarışının başladığı an 

 

                                                      

                                                             Heyecanın doruklara tırmandığı an

 

    Mızmız Muhammed, Göçmen Bekir mücadelesi

 

 

                                                                                                     Arşiv: Zübeyde Fidan Kırmızı

                                                                                                       

 

 

  

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar