Ramazan Özpamuk

Ramazan Özpamuk

Hafıza ve unutuş

Diyarbakır'da "Hafıza Odası" sergisi basın ve kamuoyunun büyük ilgi ve beğenisiyle, gösterişli bir şovla açılış yaptı. Bu coğrafyanın acılarının, yıkım ve tahribatlarının yapısalcı, dinamik, güçlü, halkın kendisi olması gerekirken, hafızayı dinamitleyen güçler tarafından hatırlanması ne tuhaf çelişki değil mi?
Toplumların hafızalarını yok edenlerin toplumların acılarını yeniden hafızalarında inşa edecek bir güç olarak sunulması, hafızanın manipüle edilişinden başka bir şey değildir.
Geçmişin derin acılarını travmalarını birkaç maske ile Hafıza Odalarında oluşturmak mümkün değildir. Belleğin hatırlatıcı imgelerine en ufak zerresine kadar tahammül göstermeyenlerin bir yapıdan hafızanın inşasını beklemesi tek kelimeyle saflık olur. Oluşturulmaya çalışılan bu "Hafıza Odası" tamamıyla hafızanın başka bir şekli ile yeniden manipüle edilişidir. Hafızanın hatırlatmaya doğru edindiği imgelerin, şapkaların toplumda karşılığı olması mümkün mü? Diyarbakır gibi bir yerde derin acıları teselli edecek hatırlatıcı imgelerin inşa süreci, hafızanın geçmişe erişiminin önündeki engeller, aktörler, sistemler kalkmadığı sürece mümkün olmayacaktır. Hafızanın hakikat eylemini manipüle edecek pragmatik yapıları halk iyi tanıyor ve iyi biliyor. Diyarbakır'ın her sokağı her taşı ve her evi bir hafıza odasıdır. Suskun ve sessiz acılar çığlık çığlığa bağırdığı zamanlarda herkes kör ve sağırları oynuyordu. Şimdi ise  hafızanın belleğini zincirleyenler, kalın duvarlar örenler kalkmışlar hafızamızı manipüle ederek bir umut ışığının imgelerini sunuyorlar.
Şimdi tarihten bir iki örnekle toplumların kendi hafızalarını oluşturma süreçlerine bir göz atalım: İsrailliler "koru ve hatırla" emri ile bir halkı yeniden küllerinden yarattılar, varlık ve yaşamlarını toplumsal belleklerinin hatırlatıcı güçlerini sürekli diri tutarak duygudaşlığa dayanan bir ulusun prototipini ortaya çıkarttılar.
Avusturyalılar Aborjinleri zor kullanarak topraklarından attıkları ve gitmeyenleri de katlettikleri için her 26 Mayıs gününü özür dileme günü yapmışlardır. Almanlar Yahudi katliamını, Amerikalılar Kızılderililerin katliamını toplumların vicdanlarında büyük bir utanç abidesi olarak anar ve hatırlarlar. Utanç ve özür ıslah edicidir, acıların alevini söndürür ve yeni kuşakların hafızalarını geçmişin utancı ile örerler.
Toplumların kendi hafızalarını ve belleklerini yeniden inşa etme süreçleri oldukça sancılı ve sıkıntılı olur. 

Egemenler, egemenlik altına aldıkları toplumların hafızalarını yok etmekle işe başlarlar. Toplumların belleklerini diri tutan simgeleri, ritüelleri bir bir hafızalarda yok ederek varlıklarını sürdürürler. Kültürel beleğin bütün hatırlatıcı güçleri, çok bilinçli ve sistematik olarak toprağın ve suların altına gömülerek yok edilir. Egemenler ezdigi ve sömürdüğü toplumların hafızalarını geriye doğru işleyen süreçlerine duvarlar, bentler ve pusular kurar sadece geçmişleri değil geleceklerini de gasp ederler. Ezilenlerin, kendini hatırlatıcı belleklerine izin vermeyerek, kendi egemenlik imgelerini güçlü bir ideolojik söyleme dönüştürürler. Egemenler ezilenin hafızasında kendini yeniden inşa ederek varlığını ezilenin "uygar" kelimesiyle güzel emellerine uydurarak yeniden formlandırırlar. Ezilenler egemenlere rağmen kendi hafızasının direnç odaklarını parça parça yeniden bulup inşa etmediği sürece kendi kültürel ve politik varlıklarını inşa etmeleri mümkün olmayacaktır.

Egemenler, ezdiği topluluğa karşı her zaman neron kompleksi yaşarlar. Ezdiği, yok ettiği ve katlettiği halkın varlığına karşı yaşadığı suçluluk duygusu vicdani bir yöne doğru evrilmediği sürece o şiddet, gasp ve yok sayma sarmalı hiçbir zaman hızından bir şey kaybetmeyecektir. Her dönem baskı, zulüm ve demokrasi kılıcı halkın başından eksik olmayacaktır.
Hafıza Odalarını, bir devşirme alanı olarak görenleri ve kendilerini sistem içerisinde entegre edip ayrıcalıklı bir yapı oluşturmak isteyenleri, tarih her zaman hakettiği yere oturtmuştur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar